SÜNNET: Kur’an’ı Anlama ve Uygulama Metodu

08 Haziran 2011, Kur'an Çalışmalarımız, SÜNNET Kitabımız Hakkında, Sünnet Üzerine, Yorum Yok »

 [*] KAYNAK: “İniş Sırasına Göre Kur’an, Akıl ve Bilim Işığında Türkçe Çeviri”, adlı eserin İstanbul 2006 yılındaki Mavi Kapaklı baskısından alıntılanmıştır, Sh. 487-523. Yayına Hazırlayan ve Editör: Sadık TÜRKMEN, Kırmızı Kapaklı kitaplarda tüm OKUMA BÖLÜMLERİ kaldırılarak sadece Türkçe Çeviri kalmıştır. Bu Okuma Bölümleri sadece bir kez yayınlanmıştır. Bu araştırma yazısı Ankara’da 1992 yılında kaleme alınmış ve ilk baskısı o yıllarda Ankara’da yayına hazırlayıp çıkarttığım “Doğruyu Yanlıştan Ayırdedici FURKAN” adlı dergide, İkinci Baskısı 1998, Üçüncü Baskısı 2006’da yapılmıştır. [Nasip olursa inşallah ileride; “KUR’AN’I ANLAMA VE UYGULAMA METODU OLARAK: SÜNNET” adı altında KİTAPLAŞTIRILACAKTIR].

 

 

ÜMMETİN BÜYÜĞÜ
HZ. MUHAMMED (SAV)’İN HAYATINA
YİRMİ AŞAMADA GENEL BİR BAKIŞ

SÜNNET:
KUR’AN’I ANLAMA VE UYGULAMA METODU
EK: III ~ OKUMA BÖLÜMÜ

YİRMİ AŞAMADA
DÜŞÜNCE, DUYGU VE DAVRANIŞLARI İYİLEŞTİRME
VE
DOĞRU DÜŞÜNME SANATI

(Fıkıh Usûlümüz ~ Evrensel Medeniyet Yolumuz)

[Peygamberimizin Hayatı Tümüyle Taranıp Gözden Geçirilmiş ve Faydası Düşünülerek
Bu Bölüm Mealimizin Sonuna Okuma Bölümü Olarak Konulmuştur.]

 

Bu Bölüm:

Tüm İnsanlığın Menfaatinedir. Kişisel Gelişimle İlgilenen
ve Araştırmacı Kişiliğe Sahip Olan Herkese Hitabetmektedir.
Üniversite ve Dengi Okul Öğrencileri veya Kendini Yetiştirmiş; Kur’an,
Sünnet, Hadis İlmi ve Kainat İlmi İle/Bilim İle İştigal Edenler İçin Hazırlanmıştır.

Yine bu bölümü;
hiçbir ırk, din, dil, inanç, sınıf ve sosyal konum farkı gözetmeksizin;
bütün insanların geleceğinin güzelleşmesine ithaf ederiz…

 

 

ÖNSÖZ


  Fıkıh kelimesinin sözlük anlamı geniş ve derin anlayış demektir. Istılahta iyi ve kötü işlerin bilinmesi olarak tarif edilir. Zamanla fıkıh, bir bilim dalı olarak okullara ders kitabı haline geldi. Öğrenciler fıkıh bilimi ile hangi işlerin iyi işler, hangi işlerin kötü işler olduğunu öğreniyorlardı.

Kur’an’ın öğrenilmesi kötü bir iş midir? Hayır!..

Sünnet’in öğrenilmesi kötü bir iş midir? Hayır!..

İçtihat yapılması kötü bir iş midir? Hayır..

Zamanın (çağdaş) bilimlerinin oluşturulması kötü bir iş midir? Hayır!..

Evrensel (yurtta sulh, cihanda sulh anlayışının hakim olduğu) bir medeniyetin kurulması kötü bir iş midir? Hayır!..

Kur’an’ın öğrenilmesi iyi bir iş midir? Evet…

Sünnet’in öğrenilmesi iyi bir iş midir? Evet…

İçtihat yapılması iyi bir iş midir? Evet…

Zamanın (çağdaş) bilimlerinin oluşturulması iyi bir iş midir? Evet…

Evrensel (yurtta sulh, cihanda sulh anlayışının hakim olduğu) bir medeniyetin kurulması iyi bir iş midir? Evet…

İlk beş soruya cevabınız HAYIR ise, ikinci beş soruya cevabınız EVET ise, ne yapmalısınız?

Bir iş yapacağımız zaman, Kur’an böyle söylüyor, hadis böyle söylüyor dersek, olur ki hatalı anlamış ve hatalı uygulamış olabiliriz, dolayısıyla insanlar Kur’an ve Sünnet’e yanlış bakabilirler. Bu nedenle şöyle söylenmesi tercih edildi: “Bu benim fıkıhımdır/anlayışımdır/görüşümdür”. Ben kendi fıkıhıma göre hareket ediyorum. Benim fıkıhım (anlayışım) hatalı da olabilir, doğru da olabilir. Zira her müslüman Kur’an ve Sünnet’i okur. Ve okuduk-larından bir şeyler anlar. Anladıkları ile hareket eder. Hatalı anlayışlar kişiye mal edilir. Güzel, örnek anlayışlar ve hareketler kaynağını Kur’an ve Sünnet’ten alıyor olarak insanların gündeminde yerini alır.

 

FIKIH USÛLÜ NEDİR?

Usul arapça bir kelimedir. Asl kelimesinin çoğuludur. Asıllar, esaslar temel bilgiler, temel kurallar, kolaylaştırıcı kurallar, manasına gelir. Kişi temel bilgileri öncelikle öğrenirse, detay bilgileri kolayca elde eder.

Metod/metot fransızca bir kelimedir. Metod: Belirli bir hedefe gitmek için yolculuğun başlangıç noktasından hedefine kadar gidilecek güzergahı açık net, belirgin biçimde ortaya koyan yol haritası demektir. Yapılması çok zor olan işler, metod öğrenmekle kolayca yapılabilir hale gelir. Önsöz’de bu usul ile metod kelimesi birleştirilerek hem temel bilgiler, hem de gidiş yolu arzedilecektir.

 

Fıkıh hangi konuları içerir?

Geleneksel usûl kitaplarında Fıkıhın içerdiği konular beşe ayrılır:

1- İtikad,
2- Ahlak,
3- İbadet,
4- Ukubat,
5- Muamelat.

Bu konular da kendi aralarında çeşitli alt konulara ayrılır. Ancak bu ayırım 21. yüzyıl için yetersiz kalmaktadır. Kur’an ve Sünnet’ten istifade edilecek daha çok anlayış vardır. Bilim konusu ile ilgili ayetler bir araya getirilerek, bilimin metodu belirlenmeli. Bu metod takip edilerek, yeni şeyler öğrenmek için araştırmalara gidilmelidir. Bu nedenle fıkıh biliminin içine zamanın bilimlerini oluşturma işi de girer.

Kur’an bizleri Evrensel (Yurtta Sulh, Cihanda Sulh anlayışı doğrultusunda) bir medeniyet kurmaya yönlendirmektedir. Evrensel bir medeniyetin nasıl kurulacağının metodunu bildirmektedir. Bu nedenle Fıkıh biliminin konularının arasına Evrensel Medeniyetin nasıl kurulabileceği de girer.

İçtihad/içtihat ise her aşamada vardır. İlk inen beş ayeti (Alak Suresinin ilk beş ayetini) okuyunuz. Burada “OKU” teklifi yer alıyor. Bu oku teklifi ile ilk kastedilenin “indirilen ayeti oku” olduğu su götürmez bir gerçektir. Ancak siz “Oku” teklifini daha detaya indirecek olursanız, kainatı oku, kainatı anlatan bilim kitaplarını da oku olarak detay bir anlayış elde edebilirsiniz. İşte bu anlayışınız demek, içtihad yaptınız demektir. İçtihadınız doğru da olabilir, hatalı da olabilir. Sizi bağlar. Ancak herkes oku teklifi ile “ayetleri oku” teklifi yapıldığına inanmak durumundadır. “Ayetleri oku” teklifine inanmaz ise, inkar etmiş olur, lakin sizin içtihadınıza inanmaz ise kafir sayılmaz. Ancak daha sonra gelecek ayetlerde, kainatı araştırma, bilim oluşturma ile ilgili açık teklifler geliyor. Bu teklifleri inkar eden kafir olur.

Böylece Fıkıh biliminin konuları, beş ana konu olarak tesbit edilir;

1- Kur’an’ı anlamak + Hükümlerini anlamak + Hüküm çıkarmak + İçtihat yapmak + Hükümler ve içtihatlar ile hareket etmek.

2- Sünnet’i araştırıp tesbit etmek + Sünnet’i anlamak + Sünnet’i örnek almak + Sünnet’i içinde yaşadığımız yüzyıla aktarmak + Sünnet’i Düşünce ve Davranışların gelişiminde ‘Genel Metod’ kabul etmek. (EK: III Bölüm, Hz. Peygamber sav.’in Sünnet’i; Çağımıza “Yaşayan Sünnet” olarak, ileride de göreceğiniz üzere taşınmış oldu. İnşallah Kur’an ile birlikte Yaşayan Sünnet ta kıyamete kadar insanlığa ışık tutacaktır).

3- İçinde bulunduğumuz çağda ihtiyaçları karşılamak, problemleri çözmek için içtihatlar yapmak.

4- Zamanın (çağdaş) bilimlerini oluşturmanın metodunu ortaya koymak ve her bilimin metoduna göre bilimleri geliştirmek.

5- Evrensel ilim, bilim, barış, haklar ve hürriyetler medeniyetini kurmak. Nasıl kurulacağını aşama aşama izah etmek.

Geleneksel fıkıh kitaplarındaki itikat, ahlak, ibadet, ukubat, muamelat bölümleri, yukarıdaki 1., 2., ve 3. konuların bir kısmında geçecektir. Fıkıh Usulü ile ulaşılacak olan Fıkıh bilimini matematik bir ifade ile belirtecek olursak şöyle bir formül ortaya çıkar.

F (Fıkıh) = Kur’an’ı anlamak ve uygulamak + Sünnet’i anlamak ve örnek almak + İçtihatlar yapmak + Zamanın bilimlerini geliştirmek + Evrensel bir medeniyet kurmaktır.

Fıkıh Usulü ile Fonksiyonel fıkıh bilimine nasıl ulaşacağız. Nereden başlayacağız, ne gibi yol izleyeceğiz, ne gibi sonuçlara varacağız. Bu konularda kolaylıklar verilecektir. Kişi bu kolaylıklardan hareket ederek detay bilgileri ve davranışları elde edebilecektir.

 

KUR’AN’I ANLAMA VE UYGULAMADA KULLANILAN METOD:
DÜŞÜNCE VE DAVRANIŞLARDA GENEL METODOLOJİ[*]

Düşünce ve davranışlar yirmi aşamada (merhalede) gelişmektedir:

01. Aşama: İHTİYAÇLAR

02. Aşama: PROBLEMLER

03. Aşama: ARAŞTIRMALAR

04. Aşama: ASIL

05. Aşama: USUL

06. Aşama: TERİMLER (KAVRAMLAR)

07. Aşama: HEDEFLER

08. Aşama: GAYE

09. Aşama: ÖNERİLER

10. Aşama: UYGULAMALAR

11. Aşama: KONTROL

12. Aşama: HİKMETLER

13. Aşama: DÜZELTME

14. Aşama: HÜKÜMLER

15. Aşama: ALIŞKANLIKLAR

16. Aşama: KARAKTERLER

17. Aşama: HUKUKİ MEVZUATLAR

18. Aşama: KURUMLAR

19. Aşama: YARIŞLAR

20. Aşama: ÖLÜM VE HAYAT.

_____________________
[*] Loji: Bilim mânâsına gelir. Metodolji: Metod Bilimi demektir.

 

 

DÜŞÜNCE VE DAVRANIŞLARDA
GENEL METODOLOJİ’NİN KAYNAĞI/ALINDIĞI YER:
KUR’AN, SÜNNET ve SİYER…

Son Resul Hz. Muhammed Peygamberimizin [Allah selâmlarımızı iletsin] doğumundan vefatına kadar yaşadığı hayatın genel aşamaları. (Yani; Kur’an’ın Yaşam Biçimi Olan “Sünnet-i Seniyyeleri”nin Yirmi Aşamada İzahı.)

 

01— İHTİYAÇLAR

Peygamberimiz (Ümmetin Büyüğü), MS. 570 sularında doğdu. Süt, su, giysi vb. ihtiyaçları yakınlarınca karşılandı. Bir insan idi. Her insan gibi ihtiyaçları vardı. Büyüdükçe zaman içerisinde kendi ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmaya başladı. Ticaret yaptı. Evlendi. Zengin oldu. Peygamberimizin hayatının bu aşaması, Düşünce ve Davranış Metodu’nun birinci aşaması olarak kabul edilir.

 

02— PROBLEMLER

İçinde yaşadığı toplumun problemleri vardı. Kızlarını diri diri toprağa gömenler, ufak bir kızgınlık ile birbirleriyle savaşa tutuşanlar, yoksullar vs. gibi çeşitli problemler Peygamberimizi üzüyordu.

Toplumun problemleri konusunda elimizden geldiği kadar, problemi çözmeye çalışmak, Düşünce ve Davranışlarda Metod Biliminin ikinci aşaması olarak kabul edilir.

 

03— ARAŞTIRMALAR

Peygamberimiz yaşarken iç ve dış problemler vardı. Araplar hem kendi aralarında zaman zaman savaşıyorlar, hem de dış güçler tarafından zaman zaman rahatsız ediliyorlardı. İlk doğan kız çocuklarının toprağa gömülmesi, put yapılıp satılarak para kazanılması, kölelere kötü davranılması gibi problemler sürüyordu. Zaman zaman bir dağın yüksek bir yerine çıkarak tefekkür ediyordu. Ticaret için Güney’de Yemen’e kadar, Kuzey’de şam’a kadar yolculuklar yapmıştı.

Önceki insanlardan kalan kültür miraslarını, yaşadığımız Dünyayı, bilimleri, tarihi, hadisleri, Kur’an’ı araştırmak, Düşünce ve Davranış Metodu’nun üçüncü aşaması olarak kabul edilir.

 

04— ASIL

Peygamberimiz kırk yaşına kadar, İbrahim Aleyhi Selam’dan miras olarak kalan, Allah’a şirksiz inanma, namaz, oruç, hac, zekat, teharet ibadetlerini yapıyor; haramlardan, suçlardan uzak bir hayat sürüyor, gücü elverdiğince ihtiyaçlarını temin, problemleri çözmek ve araştırmalar yapmakla uğraşıyordu. Kırk yaşında Alak Suresi’nin ilk beş ayeti Allah katından, Melek Cebrail ile indirildi. Böylece Asıl (yol gösterici, rehber, doğru yol, hidayet kılavuzu) Peygamberimize indirildi. Kırk yaşından vefatına kadar, Peygamberimizin hayatına iniş sırasına göre ayetler yol gösterdi.

 

05— USÛL/METOD/YÖNTEM

Allah (cc) Kur’an’ı, Peygamberimize bir metod dahilinde öğretti. Peygamberimize Asıl (Kur’an) toptan öğretilmedi. Yavaş yavaş öğretildi. 23 senelik bir süreç içerisinde öğretildi. Öğrenmek

sadece okumak değildir. Öğrenmek; işitmek, okumak, anlatmak ve gereklerini yerine getirmektir.

Bir insan kırk yaşında arapça öğrenmeye başlasa. Önce bir sureyi öğrense. Surenin gereklerini yerine getirse, anlatsa, bu işlemi surelerin iniş sırasına göre yapsa, en kolay yoldan azami yirmiüç senede bütün surelerin arapçasını öğrenebilir.

Bir insan arapçasından veya çevirisinden Kur’an’ı bir ayda okuyarak bitirebilir. Kişi isterse Arap olsun. En mükemmel Arapça bilsin. En mükemmel arapça bilen kişi Kur’an’ı öğrenmiş değildir. Kur’an’ı Peygamberimizin hayatını örnek alarak okuyan, anlatan, gereklerini yerine getiren, açıkça belirtilmeyen konularda içtihatlar yapan ve böylece Peygamberimizin 23 senelik hayatını örnek alarak yaşayan ve başarılı olan kişi öğrenmiş demektir. Eğer başarısız olmuşsa, gereği gibi anlamamış, gereği gibi uygulama yapmamış demektir.

Kur’an; kişileri, toplumları başarıya götüren bir yol haritasıdır. Kişiler ve Toplumlar başarılı olamıyor ise, bu Kur’an’ın başarıya götüren yol haritası olmadığını göstermez. Kişilerin haritaya gereği gibi riayet etmediğini gösterir. Kişi kendini suçlayacağı yerde, “efendim başarmak benim elimde değildir” gibi mazeretler ileri sürüyor. Elbette senin elinde değil. Lakin sen Allah’ın kitabına gereği gibi riayet edersen, Allah’ın sana yardım edeceğini vadetmesini neden unutuyorsun? Sen Allah’ın kitabına gereği gibi riayet etmezsen elbette Allah sana yardım etmeyecektir. Başımıza gelen musibetler kendi yaptığımız yanlış işler yüzündendir.

Bir kişi hiç arapça bilmiyor olsa dahi, bugün başlasa, 23 sene içerisinde Kur’an’ı gereği gibi öğrenebilecektir.

Milyarlarca insanın bu metodu izlemesi hemen düşünülmeyeceği için, insanlar hiç olmazsa Kur’an Çevirileri’ni okuyarak istifade edebilirler. Bu nedenle Kur’an çevirilerinden istifade etmenin gerekli kolaylıkları da usul olarak kabul edilir. Peygamberimiz Kur’an’ı arapça biliyor olduğu için mi öğrendi? Yoksa surelerin gereklerini yerine getirerek/getirdiği için mi öğrendi? Hiç şüphesiz hem arapça bildiği için, hem de surelerin gereklerini yerine getirdiği için öğrenmiştir. Demek ki, yalnız arapça biliyor olmak ile Kur’an’ın öğrenilmesi mümkün değildir. Pekala bir kişi arapça bilmese surelerin iniş sırasına göre Sünnet’e ittiba ederek yaşasa, yani surelerin iniş sırasına göre, surelerin gereklerini 23 senelik bir süreç içinde samimiyetle yerine getirerek yaşasa, bu kişiye sen müslüman olamazsın, Kur’an’ı öğrenemezsin diyebilmeye kim cesaret edecek? Arapçayı iyi bilen ihlaslı kişilerin çevirilerinden okuyarak, yirmi üç sene boyunca Peygamberimizi örnek alarak gece demeden, gündüz demeden çalışsa bu kişiye sen mümin olamazsın, sen Kur’an’ı öğrenemezsin demeye kimin vicdanı el verecek?

Filanca bir X şahsı İslam’a çekmek için, akla hayale gelmedik kolaylıklar anlatılır. İhlasla; La İlahe İllallah, Muhammed’ur-Resulullah derse, gereklerini yaparsa Cennet’e gideceği propaganda edilir. Lakin bir ihlaslı kişi, yirmi üç sene boyunca surelerin iniş sırasına göre Kur’an çevirisini okuyarak gece demeden, gündüz demeden Peygamberimizi örnek alarak surelerin gereklerini yerine getirmeye çalışırsa… “Yoo, hayır… Sen anlayamazsın, çeviriden hüküm çıkaramazsın” denilerek bu kişilerin İslam’a gelişleri zorlaştırılır. Dert nedir? Hesap nedir? Artık bu tartışmalara son vererek 2005 yılı itibariyle 6 milyara yakın Arapça bilmeyen insanları nefret ettirmekten vazgeçilmelidir.

Güçleştirmeyelim, kolaylaştıralım. Nefret ettirmeyelim, sevdirelim. Umulur ki, kişiler içlerinden büyük bir arzu, istek, şevk duyarak surelerin arapçalarını da öğrensinler. Milyarlarca insan Kur’an surelerinin arapçalarını, sure sure öğrensinler. Acele etmeye lüzum yok. Kur’an çevirileri ile, Kur’an ile tanışmaya başlasınlar. Sure sure gereklerini yerine getirmeye çalışsınlar. Zamanla kendileri, arapçalarını öğrenmeye umulur ki istek duyabilirler.

Elinizdeki ‘Bu Meal, Kur’an’ın Türkçe Çevirisi’ arapça bilmeyenler için kaleme alınmıştır. Kur’an çevirilerinden Allah’ın hitabını okumak, düşünmek, inanmak, ilk inen su-

reden başlayarak surelerin gereklerini yerine getirmek, surelerin açıkça belirtmediği detaylarda içtihatlar yaparak yaşamak isteyenler için hazırlanmıştır. Bu bölümden sonraki EK bölümlerde, Kur’an Çevirisinden Hükümler Nasıl Çıkarılır, başlıklı çalışmamızı da bulabilirsiniz. Çizgiyi şaşırmamaları için Alemlere rahmet (iyilik) olan son Resul Hz. Muhammed (sav)’in hayatının genel aşamaları yazılmaktadır. Böylece ‘Sünnet’in ana karakteristikleri sunulmaktadır. Peygamberimizin örnek hayat çizgisi aktarılmaktadır. Kişi bu çizgiyi elden bırakmazsa, meallerden sapıtma ihtimali ortadan kalkmış olacaktır. Kişi evvelden sapık ise, ister Arapça okusun, ister Meal okusun zaten sapıklığı artacaktır. Kişi nasıl sapık olur? Dini, sömürü aracı yapar durursa, bunlardan da utanmaz ise bu kişi artık sapıtmıştır. Bu kişiyi Kur’an saptırmadı. Kişi kendi kendisine arzularının peşinde koştuğu için, zevklerinin peşinde koştuğu için sapıttı. Böylesi kişiler yaptıklarından pişmanlık duyup, tevbe edip, bir daha yapmamaya karar vermezlerse arapça bilseler de, bilmeseler de, Kur’an okusalar da, meal okusalar da sapıklıkları gitmez. Sapık bir vaziyette iken ne okurlarsa okusunlar, okudukları onların sapıklığını arttırmaktan başka işe yaramaz. Sapıklar kurtulmaz mı? Bu kendilerinin bileceği iş. Bunlara yaptıkları kötülüklerden vazgeçme çağrısı yapılıp, nasihat etmekte fayda vardır.

Allah Resulünü örnek almada 2 genel hareket vardır:

1. Hareket: Peygamberimizin doğumundan kırk yaşına kadar olan hayatını örnek alarak; ihtiyaçlarımızı karşılamak, problemleri çözmeye çalışmak, araştırmalar yapmak; suç/haram işlememek, namaz, oruç, hac, zekat, teharet, kurban vb. ibadetleri yapmak, şirksiz Allah’a inanmak, Asl’a sahip çıkmak.

2. Hareket: Peygamberimizin kırk yaşından sonraki yaklaşık 23 yıl süren hayatını örnek alarak yaşamaya çalışmak.

Düşünce ve Davranışlarda Genel Metod Biliminin 01,02,03,04. aşamaları birinci hareketten oluşur. İkinci hareketten ise 05,06,07,08,09,10,11,12,13,14,15, 16,17,18,19,20. aşamalar oluşacaktır.

 

06— TERİMLER

Peygamberimizin kırk yaş civarlarında bildiği, hafızasında mevcut arapça kelimeler var idi. Ancak sureler ile daha evvelden hiç duymadığı yeni kelimeler de işitiyordu. Örneğin iman, kitap kelimeleri gibi. Bu yeni kelimeler daha sonra gelen ayetler ile izah ediliyordu. Kıyamet Suresi 19. ayette belirtildiği gibi, ayetler birbirini tefsir etmektedir. Kur’an; surelerin iniş sırasına göre bizatihi kendisi bir tefsirdir. Bir sonra gelen sure öncekileri; önceki sureleri, ayetleri, ayetlerde işaret edilen konuları enine boyuna, etraflıca, geniş geniş tefsir etmektedir. (Hem de ayrıca tefsir kitaplarına bile ihtiyaç gerektirmeden tefsir etmektedir.)

Bir sayıma göre Kur’an’da 77.936 kelime vardır. Birçok kelimeler birden fazla kullanılmıştır. Tekrar edilen kelimeleri bir kelime sayarsak farklı olarak 10.000 civarında kelime olduğu ifade ediliyor. Bu farklı kelimelerin de 1500 civarında kök kelimeden türediği belirtiliyor. Doğada elle tutulabilen, gözle görülebilen somut varlıklara verilen isimleri, somut hareketlere verilen isimleri kolayca anlamak mümkündür. Örneğin dağ, kum, rüzgar, çıkmak, gelmek, gitmek gibi. Soyut kelimeleri ise, bilinen somut kelimelerle açıklamak gerekir. Örneğin iman, takva, tevekkül, haşyet vb. kelimeler gibi. Bunlara kavramlar denilir. 200 civarında kavram geçmektedir. Bunlar diğer ayetlerle izah edilmektedir. Böylece terimlerin anlamlarını yine Kur’an açıklamaktadır.

Kur’an’da olmayan, Kur’an çevirilerinde olmayan kavramları Kur’ani göstermek için, Kur’an’dan delil aramaya girişilmesi ihlassız, samimiyetsiz batıl amellerdir. Tasavvuf kavramı bunlardan bir tanesidir. Ne Kur’an’da, ne de İslam’da böyle bir kavram; ne Peygamber tarafından, ne ashabı ve ne de tabiler tarafından böyle bir kavram zikredilmiş değildir. Tamamen sonraki yüzyıllarda putperestler tarafından İslamiyete maledilmiştir. İslami motiflerle, namaz, zikir, ibadet vs. ile süslenilerek İslam’dan gösterilmiştir. Bu kavrama

inanan, bu sisteme uyan çoğu insan bunun İslam dışı bir sistem olduğunu bilmez, onlar İslam diye uyarlar… Onlar da bu durumlarından dolayı, bid’at olan bir sisteme uyduklarından dolayı; surelerde gördünüz uyanlar da, uyulanlar da hesaba çekileceklerdir…

 

07— HEDEFLER

Peygamberimizin başardığı işler gözlerimizin önündedir. Acil olarak ihtiyaçların karşılanması, problemlerin çözümünü araştırmak, batıl inançları yıkmak, arkadaş aramak, sureleri yaymak, insanlara ulaştırmak… Evrensel bir Medeniyet kurmak gibi beş (acil, ilk, orta, büyük, nihai) iş başarmıştı. Bu başarılar, Plan hedefleri olarak Düşünce ve Davranışta Genel Metod’un yedinci aşaması olarak kabul edilir.

 

08— GAYE

Peygamberimizin gayesi neydi? Niçin yapıyordu bu yorucu çalışmaları. İnsanların çeşitli gayeleri var. Örneğin “benim gayem para kazanmaktır” şeklinde bir söz söyleyene insanlar alkış tutuyorlar. Para kazanmak! Ne ilginç ve büyüleyici bir gaye! Para kazanıyor. Bu sefer Parlementer olmayı gaye ediniyor. Ne cazip bir gaye! Velhasıl insanlar gayeleri peşinde koşuşturup duruyorlar. Acaba (Ümmetin Büyüğü) Peygamberimizin gayesi neydi?

Hedef ile gaye arasında ne fark var? Ne benzerlikler var? Gaye, ulaşılmaya sürekli çalışılan en nihai bir hedeftir. Bazı hedeflerinize ulaşabilirsiniz. Lakin gayenize henüz varamamış olabilirsiniz. Örneğin gayemiz ibadet olsun. Gerçekten ibadet ettiğimiz konusunda tatmin olmuş bulunuyor muyuz? Hayır! Öyle ise gayemize ulaşabilmiş değiliz. Eğer bir gün “(Ölüp tekrar dirildikten sonra): Kullarımın arasına gir, Cennet’e gir!” (Fecr Suresi son ayetleri) diye Allah’ın bir hitabını işitirsek, işte o zaman gayemize ulaşmış olabiliriz.

Düşünce ve Davranışlarda Genel Metod Bilimi’nin sekizinci aşaması olarak gaye, Allah’a kulluktur (gönülden itaat ederek ibadet etmektir). Peygamberimiz de, Allah’a kulluğunu en güzel biçimde yerine getirerek, vefat etmiştir. Ne güzel bir kul idi. Allah selamlarımızı iletsin.

Hedefleri de bildiren, sureler idi. Surelerde bildirilen hedeflere ulaşmak için gece demeden, gündüz demeden çalışıyordu. Kulluğun en güzel örneğini oluşturdu.

 

09— ÖNERİLER

Başlangıçta kompleks hükümler inmedi. Örneğin bir miras hükmü kompleks bir öneri. Bunlar Medine döneminde inmişti. Mekke döneminde inenler daha ziyade bireye yönelik önerilerdi. Sureler ile gelen Allah’ın önerilerini/tekliflerini Peygamberimiz yerine getiriyor, arkadaşları ile istişareler yapıyor, karar veriyor ve uyguluyordu.

Düşünce ve Davranış Genel Metodu’nun dokuzuncu aşaması Öneriler’dir. Surelerin iniş sırasına göre, surede yapılan her öneri, değerlendirilir, istişare edilir, karara bağlanır.

 

10— UYGULAMALAR

Sünnet nedir? Sünnet önerilerden farz, mendup olanların yapılması; haram, mekruh olarak bildirilenlerden kaçınılmış olmasıdır. Sünnet: Sunu, Kanun, Tatbikat gibi anlamlara gelir. Kur’an bir kitaptır. Samimiyetsiz bir kişi, Kur’an’ı tatbik ediyorum diyerek yanlış tatbikatları Kur’an adına yapabilir. İşte bunun için herkesin yaptığı değil, Peygamberimizin yaptığı tatbikatlar örnek alınır.

 

11— KONTROL

Abese suresinde belirtildiği gibi, Peygamberimiz zaman zaman ikaz edilmiştir. Peygamberimizin sureleri tatbik edişi konusunda yapmış bulunduğu hatalar bir sonraki ayetler ile bildiriliyordu.

Peygamberimiz insan idi. Elbette hatalar yapacaktı. Ancak hataları ayetler ile kendisine bildiriliyordu.

 

12— HİKMETLER

Hikmet Kur’an’da tarif edilmiştir.

Hikmet: Surelerin uygulamalarının insanlara, topluma, çevreye verdiği faydalar ve genel olarak insanlığın ve çevrenin acı duyduğu zararların kaldırılması olmaktadır. Peygamberimizin uygulamalarının hikmeti, insanların çoğunluğu tarafından görülmüştür. Uygulamalar ilgili toplumlarda pek çok zararı defetmiş, pek çok yararlar sağlamıştır. Hikmet: Bilimselliktir, gerçekçiliktir, yararlılıktır, uygulandığında anında faydasını insanlar hissederler…

Tekvir Suresi’ndeki bir ayetin işareti ile, Peygamberimiz kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesinin engellenmesini arkadaşlarına tavsiye etmiştir. Bilhassa kadınlar bu uygulamadan çok memnun kalmışlardır. Fayda sağlamışlardır.

şimdiki İslam aleminin, müslümanım diyen insanların faydasız işlerle uğraşmaları, hikmetten kopuk bir yaşantının ürünüdür. Eğer surelerin gereklerini samimiyetle yerine getirselerdi, bütün insanlık uygulamalardan yarar görecekti. Bu yarar Kitab’a sempatiyi arttıracaktı.

Ancak şimdilerde İslam adını kullanarak insanlar kendi kötü emellerine “İslam”ı alet etmektedirler. Hele hele bombalama, adam kaçırma gibi eylemlerde bulunduklarını duymaktayız. Bu haberler yalan veya doğru, ancak; şurası bir gerçektir ki, Dünya bir kaos, bunalım geçirmektedir. Terör olaylarını tasvip mümkün değildir. Kim yaparsa yapsın hiç bir terörist eylem kabul edilmemelidir.

Terör ile bizzat fiili saldırı halinde meşru müdafaa birbirinden ayrıdır. Bir kişi fiili bir saldırıya uğrarsa, tam uğradığı anda meşru müdafaa yapması terör değil Evrensel Bir Haktır. Terör ise, başkalarının yaptığı işler yüzünden, başkalarını cezalandırma eylemidir. Bu büyük bir zulümdür.

Hikmeti (faydası) görülen uygulamaları geliştirmek lazımdır. Faydasız (hikmetsiz) işlerden kaçınmak lazımdır.

 

13— DÜZELTMELER

Bazı işlerde hatalar olabilir. Lakin hemen özür dilemek, hatayı tamir etmeye çalışmak lazımdır. Hatalarda ısrar etmemek lazımdır. Nitekim Peygamberimiz hatalarını düzeltmekteydi.

Hatalarımızı her gün otokontrol ederek düzeltmeye çalışmalıyız. Hatalarımızı bildiren insanlara teşekkür etmeliyiz.

Bu aşamaya kadar düzeltme olmayacak mı? diye bir eleştiri yapılabilir. Bir tek hükmün gereklerinin yerine getirilmesi için dahi bu aşamalar yaşanacağı için, her iş için düzeltme olacaktır.

Örneğin: “Ey örtüsüne bürünen, kalk, inzar et/uyar!” önerisini ele alalım. Bu öneri uygulama, kontrol, hikmet, düzeltme aşamalarından geçecektir.

 

14— HÜKÜMLER

Tin Suresi son ayetine bkz.: “Allah hakimler hakimi değil midir?” buyuruluyor. Tin, 28. inen suredir. Göklerde olanlar zaten Allah’ın hükümlerini/tekliflerini yerine getiriyorlar. İnsana ise bu konuda Dünya’da hürriyet verilmiştir. İsterse Allah’ın hükümlerini/tekliflerini/ önerilerini tatbik eder, isterse etmeyebilir. Ancak Allah insana tavsiye ediyor, ‘tekliflerimi sen de yerde tatbik et; kazançlı çıkan sen olursun’, diye. Bir memlekette hakim koltuğunda oturanlar, kendilerinin hakimi/sahibi/yaratanı olarak nefislerinde, düşünce ve duygularında Allah’ın varlığını kabul etsinler. Bir memlekette idarenin başında oturanlar; nefislerinde, düşünce ve duygularında Allah’ın varlığını  kabul etsinler,  Allah’ın yaptığı teklifleri kabul

etsinler. Kendi yararlarına olur. Allah’a senin tekliflerini kabul etmiyorum demek büyük bir saygısızlık olur.

Peygamberimiz; insanlar Allah’ın tekliflerini yerine getirsinler, hem Dünya’da hem Ahiret’te kazançlı çıksınlar, diye insanlara çağrıda bulundu. Kimi kabul etti, kimi kabul etmedi.

Öneriler ile teklifler/hükümler arasındaki fark nedir?

Hükümler gelecek için konulur. Hazır bekler. İlgili sebebleri şartları oluşmuş ise, mani yok ise uygulanır. Hükümler gelecekte kişinin ilgili sebeblerde, şartlarda maniler olmazsa neler yapacağı konusunda bilgi verir. Hükümleri öğrenmek demek, hemen şimdi yerine getirmek değildir. Örneğin miras hükmünü öğrenmek, hemen şimdi miras uygula-masına girişmek değildir. Ne zaman miras kalacak kişi ölürse o zaman uygulanacak demektir. Öneriler ise, hemen uygulanması gereken hükümlerdir. Bir kişi duyduğu anda hemen yapması gereken bir hüküm işitirse, bu hüküm o kişi için bir öneri niteliği taşır.

Mekki surelerde var olan hükümler, öneri niteliği taşır. Duyan her kişi hemen uygulayabilir. Mekki surelerdeki hükümler itikad, ahlak ve ibadetler ile ilgilidir. Her birey bunları acilen yerine getirebilir. Hukuki hükümler resmi kurumlar eli ile yürütülür. Medeni bir ortamda, hukuki hükümleri yürütme görevini Allah millete vermiştir. Millet kendi arasından çıkardığı vekilleri eli ile hukuki hükümlerin tatbikatını yerine getirecektir.

Peygamberimiz hükümleri anlamak için; öneriler, uygulamalar, kontrol, hikmetler, düzeltmeler aşamasını her bir öneri için tekrar tekrar yaşamıştı. Böylece kompleks hukuki hükümleri uygulayacak düzeye gelmişti. Peygamberimizi örnek alarak, Mekki 86 suredeki önerileri (hükümleri) uygulama, kontrol, hikmetler, düzeltmeler aşaması ile tekrar tekrar yaşamak lazım ki, Medeni surelerdeki hükümleri uygulayabilecek düzeye gelinsin.

 

15— ALIŞKANLIKLAR

Hükümler, hüküm konusu ile ilgili ne kadar insan varsa hepsine hitap eder. İnsanlar hükümlerin gereklerini yerine getirdikçe iyi alışkanlıklar artıyor, kötü alışkanlıklar azalıyordu.

 

16— KARAKTERLER

İyi alışkanlıklar arttıkça, kötü alışkanlıklar azaldıkça karakterler negatiften pozitife doğru gelişiyordu. Peygamberimiz baştan beri pozitif ahlaki karaktere sahip bir insandı. Surelerin tatbik edilişi ile en kamil bir ahlaka, en pozitif ahlaki bir karaktere ulaşmıştı.

Surelerin gereklerini yerine getirerek yaşayanların ahlaki karakterlerinin pozitife doğru gelişeceği kuşkusuzdur. Ahlaki karakter pozitif olmayınca, kişi en müsbet kanunları dahi kendi çıkarları için yanlış uygular. Bu nedenle kişilerin pozitif ahlaki karaktere yükselmeleri mühim bir olaydır.

Negatif, pozitif ahlaki karakterlerin somut belirtileri (alametleri) vardır.

13 yıl süren Mekki Surelerin tatbikatında belirli bir sayıda pozitif karakterli insana ulaşılmıştı.

 

17— HUKUKİ MEVZUATLAR

Medine’de Muhacirler, Evs, Hazrec, Musevi kabileleri ortak bir hukuki sözleşmeye imza attılar. Bu sözleşmede[*] insanların insanlara karşı hakları, vecibeleri, kurumların durumları yer alıyordu. Bu sözleşmede, böyle inanılacak, böyle namaz kılınacak gibi maddeler yer almıyordu. Tamamen hukuki, yani insan ile insanın karşılıklı hakları, vecibeleri, kamu kurumlarının durumları belirtiliyordu. Taraflar bu sözleşmeye imza atarak, ortak bir hukuki sözleşme üzerinde ittifak etmiş oluyorlardı. (Buna anayasa diyenler de olmuştur).

Toplumda pozitif karakterli insan sayısı belli bir düzeyde mevcut olduğu için, Peygamberimiz bu Hukuki Mevzuatın yürütülmesinden endişe duymamıştı.

_______________________
[*] Bkz. Prof. M.Hamidullah, İslam Peygamberi, İrfan Yy. 1966, Sh. 131-134, (47 Maddelik Sözleşme).

 

18— KURUMLAR

Peygamberimiz, Medeniyet içerisinde aşağıdaki işleri yürütüyordu:

1- Hükümleri ilan etmek.

2- Temel eğitimi yürütmek. Açık öğretim yapmak.

3- Yargı işlerini yerine getirmek.

4- Genel Kurmay Başkanını atamak. Kabile başkanlarının seçimini disiplinli yaptırmak.

5- İhtilafları çözüme bağlamak.

6- Denetim hizmetini yapmak.

Yahudiler maddi ve teknik işlerini kendi başkanlarının koordinasyonu altında yapıyorlardı. Zamanla kurumlaşma gerçekleşiyordu.

 

19— YARIŞLAR

Peygamberimiz Mescid’de spor müsabakaları yaptırmıştır. Sanat (şiir vb.) eserlerini dinlemiştir. Ahlaken yardımlarda bulunanları övmüştür. Fakirlikten kaçının, veren el olmaya çalışın, diyerek iktisadi yarışları teşvik etmiştir. Zamanın bilimlerini öğrenmeye: “Bilim Çin’de de olsa gidip, arayın, bulun getirin” diye tavsiye etmiştir. Bilim geliştirmiştir. Hukuk tanımaz, saldırgan eşkiyaları en az kan dökerek, en az zayiatla en kısa zamanda dize getirmek gibi, büyük bir muharebe, diplomasi, siyaset bilimi geliştirmiştir. İlmi (Kur’ani) yarışları teşvik etmiştir. Bir ordu komutanını seçecek iken “Bakara Suresini ezberden (anlayarak) bilen var mı? diye sormuştur. Aynı komutanlık yeteneklerine sahip olanlar arasından, Bakara suresini bileni başkomutan olarak tayin etmiştir.

Peygamberimiz bütün bir toplumu iyi işlerde birbirleri ile yarışa teşvik etmiştir. Toplumun iç-dinamik güçleri birbirleriyle yarışlar yaparak, daha fazla harekete geçmiş. Daha fazla iş başarılmıştır.

İnsanlar iyi işlerde yarışırlarsa hem düşünceleri, hem davranışları daha fazla gelişir.

 

20— ÖLÜM VE HAYAT

Peygamberimiz M.S. 632 sularında 63 yaşında iken vefat etti. şimdi bizleri görmez, işitmez. Ruh olarak da Dünyaya gelmez. Geride örnek bir hayat (Sünnet), bir vatan, bir medeniyet, bir toplum ve 114 Sure bıraktı. Peygamberimiz kıyamet gününden itibaren tekrar diriltilecek. Nasip olursa mahşer günü kendisiyle görüşebileceğiz. Sünnet’ine (Sureleri iniş sırasına göre tatbik edişine) gerekli uyumu göstermez isek, Melekler şöyle söyleyecek: “Ya Resulallah, bunlar senin ümmetin değiller. Senden sonra neler yaptıklarını bilmiyorsun…” (Bkz. Tefhim’ül-Kur’an, Kevser Suresi bölümü). Ve ayrıca; Furkan Suresi 30. ayette, kıya-met günü mahşerde bizlerden şikayetçi olacaktır: “(Kıyamet günü Peygamber de) şöyle der: Ey Rabbim! Kavmim/ümmetim Bu Kur’an’ı terkettiler /terkedilmiş bıraktılar!”

Peygamberimiz güzelce bir hayat yaşadı. Doğumundan vefatına kadar bütün hayatı bir örnektir. En önemlisi bu örneğin Metodunu fıkh etmektir/kavramaktır. Bu metod fıkh edilirse, detayları insan çok kolaylıkla öğrenebilecektir. Umut ederiz ki Peygamberimizi (Allah ona selam etsin) örnek alarak yaşamaya çalışan Allah’ın salih kullarından olalım. Dünya’da ve Ahiret’te en güzel biçimde yaşayanlardan olmak için gece demeden, gündüz demeden çalışalım.

 

DÜŞÜNCE VE DAVRANIŞLARDA
GENEL METODOLOJİ’NİN DELİLLERİ

01. Aşama:

«1. YARATAN Rabbinin adıyla oku/paylaş/gündeme taşı![*]
2. O insanı alaktan (embriyodan/bir hücreden)[**] yarattı.
3. Oku, Rabbin sayısız ikram edendir.
4. O, kalem ile (yazmayı ve yazarak öğrenmeyi) öğretti.
5. (O), insana bilmediklerini öğretti.» [ALAK SURESİ’nden]

_____________________________
[*] İkra/Oku: Bu ayette doğayı, çevreyi, kültürleri, insanları ve bilim
dallarını yani; ‘Yaratılan Ayetler’ ile ‘İndirilen Kur’an Ayetlerini’; “Akıl
ve Bilim Işığında” doğru bir şekilde oku emri olduğu gibi; okuyup
kavradıklarını bir başkalarına okuma/bir başkalarıyla paylaşma emri
de vardır…
[**] Bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Embriyo (İnternet Ansiklopedisi).

Bu hitaplardan insanın okumaya, öğrenmeye, yazmaya ihtiyacı olduğunu kolayca anlarız. Burdan hareketle daha insanın pek çok şeye ihtiyaç hisseden bir yaratık olduğu anlaşılır. [İHTİYAÇLAR]

 

02. Aşama:

«6. HAYIR HAYIR (okumamaktan) sakın!
Her insan;
(Kur’an’ı anladığı dilde okumaz
ve
Rabbini Kur’an’dan tanımazsa) azar/azgınlaşır,
7. kendini müstağni/yeterli görmekle!» [ALAK SURESİ’nde]

Azgınlaşmak bir problemdir. Burdan hareketle insanın zaman zaman problemler oluşturan bir yaratık olduğu anlaşılır. Problemler insanların kendi elleri ile yaptıkları yüzünden oluşuyor. Karada ve denizde fesat, terör, kargaşa çıkıyor. İnsan kendisini müstağni (kibirli, büyük, kimselere ihtiyacı olmayan) görünce, yaptıklarını iyi sanarak yapmaya başlıyor. Her şeyin, her işin en iyisini yapmaya çalışıyorum diye düşünüyor, lakin bozuyor, kötü işler yapıyor. Problemler oluşuyor. [PROBLEMLER]

 

03. Aşama:

«Oysa dönüş Rabbinin huzurunadır.» [ALAK SURESİ’nden]

İnsan asırlardır araştırıyor. Ölümsüzlüğü araştırıyor. Nereden geliyor, nereye gidiyor? Araştırmacılık insanın doğasında mevcut. Ayetler teferruatlardan uzak, özgün hitaplardır. “şüphesiz, dönüş Rabb’inedir”  hitabının alt yapısını düşünelim. İnsanların araştırmalarına bir cevap niteliği taşıyor. İnsanlar araştırıyor. Ölünce nereye gidiyoruz?.. Bu araştırmanın cevabı sunuluyor. Ölünce gideceğin Rabb’indir. Rabbine dönüş ne demek? İnsan bunu araştırmak istiyor. Bu araştırmanın cevapları diğer ayetlerde veriliyor. Kalem suresinde muttakilerin cennete döneceği, Allah’a kulluk etmeyenlerin cehenneme döneceği bildiriliyor. Böylece dönüşün Rabbe ait cennet veya cehenneme dönüş olduğu açıklanıyor. Ve insan araştırmalara her sahada devam etmelidir. [ARAŞTIRMALAR]

 

04. Aşama:

«9. ENGELLEYENİ gördün mü;
10. (namaz kılıyorken, Kur’an okuyorken, davet ediyorken)
ibadet eden bir kulu?
11. Gördün mü,
ya o (engellenen/ibadet eden) doğru yol üzerindeyse?
12. Yahut, takvayı/kötülüklerden uzak durmayı emrediyorsa?» [ALAK SURESİ’nden]

Sallâ; doğru yol, takva terimleri araştırıldığında, görülüyor ki; Asl, kök, dayanak, temel, yol gösterici, klavuz, Allah’tan gelen ayetlerdir. [ASIL]

 

05. Aşama:

«13. Gördün mü;
ya o (engelleyen) yalanlıyor
ve
yüz çeviriyorsa?!

14. BİLMEZ mi ki Allah,
kesinlikle herşeyi görüyor!
15. Hayır hayır!
Eğer vazgeçmezse,
onu alnından/perçeminden (yaptıklarıyla) yakalayacağız;
16. o yalancı günahkarın perçeminden/alnından.
17. O halde çağırsın adamlarını!
18. Biz de zebanileri (cehennem bekçilerini) çağıracağız.

19. KESİNLİKLE HAYIR, ona (engelleyene) boyun eğme;
(sen yalnız Allah’a) secde/itaat et
ve
(secde ederek O’na) yaklaş/bağlılığını göster.» [ALAK SURESİ’nden]

Yukarıdaki hitaplardan belirli usul takip edildiği anlaşılıyor. Rivayetlere göre ilk etapta Alak Suresi 1-5. ayetleri inmiştir. Sonra 6,7,8. ayetleri inmiştir. Sonra Fatiha Suresi’nin tamamı inmiştir. İnen bu ayetleri Peygamberimiz okumuştur. Bunları okuyarak namaz kılmıştır. Peygamberimizin bu ayetleri okuyuşundan ve namaz kılışından Ebu Cehil vb.’leri rahatsız olmuşlar ve Kabe’de bir daha bu sözleri okumamasını, namaz kılmamasını söylemişlerdir. Ebu Cehil ve meclis arkadaşlarının bu tavırları üzerine Alak Suresi’nin (9-19.)  ayetleri nazil olmuştur. Yani inmiştir. Bu gelişmeler ayetlerin belirli bir usul takip ederek indiğini göstermektedir. 23 yıllık bir süreç içinde inmeye devam etmiştir.  Peygamberimiz ilk inen ayetlerin gereklerini hemen yerine getirmeye çalışmış, bu çalışma bazı olaylara yol açmış, bu olayların üzerine ayetler inmeye devam ederek, Peygamberimize yol göstermiştir. Nitekim Alak 19. ayetinden buyurulduğu gibi, onlara itaat etme, boyun eğme, sen namaz kılmaya, ayetleri okumaya devam et. Böylece Allah’ın beğenisine, Allah’a kul olmaya yaklaş, ayetlerin gereklerini yerine getirmeye daha fazla yaklaş. Peygamberimize, Kur’an; iniş sırasına göre 23 yıl boyunca yol göstermişti. Bu yol göstermeye usul (metod) denilir. [USUL]

 

06. Aşama:

«Oysa dönüş Rabbinin huzurunadır.» [ALAK SURESİ’nden]

Bu çevirinin orijinali cümle olarak bir kalıptır. Bir deyimdir. Deyim olarak bir kavramdır. Bu kavramın manasının tefsire (açıklamaya) ihtiyacı vardır. Tefsiri kim yapacaktır? Tefsiri yine ayetler yapmıştır. Kur’an, iniş sırasına göre bir tefsirdir. Ayetler ayetleri tefsir etmektedir. Bu tefsirden deyimlerin, kavramların anlamları açıklığa kavuşturulmuştur.

Acaba Rabbe dönüş, Rabbin zatına dönüş, Rabbin zatında birleşmek midir? Yoksa Rabbin huzuruna, Rabbin katına, Rabbin yarattığı mekanlara mı dönüştür? Tasavvuf denilen cereyanlar, bu ayeti Rabbin zatına dönüş, Rabbin zatında birleşmek, nurlaşmak olarak tefsir etmişlerdir. Bu tefsir batıl bir tefsirdir. Eğer bir tefsir, Kur’an’ın hiçbir ayetine zıtlık, çelişki, tenakuz, aykırılık taşımıyorsa, bu tefsir bütün Kur’an geneli göz önüne alınarak objektif bir tefsir olur. Aksi taktirde bir tek ayeti çekip alıp, bunu istediği yöne çekerek tefsir etmek yanlış/batıl ve de zındıklık olur.

«Oysa dönüş Rabbinin huzurunadır» deyimini ele alalım.

Kalem Suresi’nde muttakilerin cennete ve suçluların cehenneme döneceği buyuruluyor. Müzzemmil Suresin’de, suçluların ateş azabına döneceği buyuruluyor. Müddessir Suresi’nde suçluların sekara döneceği buyuruluyor. Tebbet Suresi’nde suçluların alevli ateşe döneceği buyuruluyor. Tekvir Suresi’nde suçluların hesap yerine döneceği anlatılıyor. Ala Suresi’nde suçluların ateşe atılıp, orada ne ölecekler, ne de yaşayacaklar şeklinde sonsuz azaba dönecekleri buyuruluyor. Leyl Suresi’nde takva sahiplerinin kurtulacağı, diğerlerinin ateşe yaslanacakları anlatılıyor. Fecr Suresi son ayetleri şöyle hitap ediyor:

«27. EY HUZURA ERMİŞ/huzur bulmuş kişi!
28. Razı etmiş olarak,
razı edilmiş olarak Rabbine/Rabbinin huzuruna dön.
29. Artık kullarımın arasına gir!
30. Cennetime gir!» [FECR SURESİ’nden]

Bütün bu hitaplardan anlaşılıyor ki Rabbe dönüş, Rabbin huzuruna, mahkemesine, cennetine, cehennemine dönüş demektir. Tıpkı bir hakimin “Suç işlemeyin, bana dönersiniz” hitabı gibi. Suç işlersen yargılanmak için hakimin huzuruna getirilirsin, sonra hapse gönderilirsin. Böylece deyimlerin ifade ettiği manaları yine Kur’an’ın ayetleri tefsir eder. Kavramları, ayetler izah eder. [TERİMLER-KAVRAMLAR]

 

07. Aşama:

Alak Suresi’nde okumak, ihtiyaçları karşılamak, problemleri çözmek, Kalem Suresi’nde yoksulların durumlarını iyileştirmek, Batıl inançları yıkmak, Müzzemmil Suresi’nde gerek doğuda, gerek batıda tüm ilahları inkar ederek, yalnız Allah’ın İlah’lığını tanımak, yalnız ve yalnız Allah’ın İlah kabul edildiği evrensel bir medeniyete doğru ilerlemek, Müddessir Suresi’nde insanları inzar etmek, uyarmak gibi Dünya’da yapılabilecek somut hedefler gösterilmektedir.

Surelerin gösterdiği hedeflere doğru niçin çalışılacak? Fatiha Suresi’ni incleyelim. Gaye’nin ne olması gerektiği Fatiha Suresi’nde açıklanmaktadır.

Hedefler için çalışılması, Gaye’den sebep olacak. Gaye unutulursa, hedefler için çalışmanın bir anlamı kalmıyor. Gaye ve hedef arasında benzerlik vardır. Gaye sürekli ulaşılmaya çalışılan, sonsuz bir hedeftir. Bu ne olabilir? Allah’a kulluk olabilir. Zira cennette de Allah’a kulluk edilecektir. “O, doğunun ve batının Rabbidir. İlahları kabul etme, reddet, yalnız Allah’ı ilah olarak kabul et. O’nu vekil edin.” (Müzzemmil, 9)

Müzemmil 9’daki hitab (ayetin çevirisi) dünyada yapılacak bir işi belirtiyor. Zira Ahiret’te Allah’tan başka ilahları reddetmeye çalışmak, eğer Dünya’da etmemiş ise, bir mana ifade etmez. Gaye ise hem Dünya’da hem de Ahiret’te sürdürülecek olan hedeftir. Öyle ise Müzzemmil 9 hitabına hedef diyebiliriz. Eğer yeryüzündeki insanlar, İlah olarak Allah’ı tanımış olsa, sahte ilahları reddetse ne olur? İşte o zaman Evrensel bir Medeniyet oluşur. Böylece hitabın işaretinden Evrensel bir Medeniyet’e yol alınması gerektiği bildirilmiş olmaktadır. [HEDEFLER]

 

08. Aşama:

“Yalnız Sana kulluk ederiz. Yalnız Senden (dua ederek) yardım isteriz.” Fatiha Suresi’ndeki bu hitab ile Gaye’nin ne olması gerektiği anlaşılmış oluyor. [GAYE]

 

09. Aşama:

«1. EY SEN; kendi kabuğuna çekilip yalnız kendisiyle ilgilenen!
2. Artık kalk, uyar!» [MÜDDESSİR SURESİ’nden]

Bu bir öneridir. Hemen yapılabilecek pratik bir öneri. İnzar edilecek/uyarı yapılacak. Kime, nasıl, ne zaman, nerede, ne kadar inzar edilecek (anlatım, uyarı). Bu soruların cevapları ise detay işlerdir. Ayetler detay işleri insanın aklına bırakmıştır. Akıl ile bu detay işlere karar vermeye içtihat etmek denilir. [ÖNERİLER]

 

10. Aşama:

Peygamberimiz, kendisine ayetler ile yapılan önerilerin gereklerini yerine getirmişti. Detaylarda içtihatlar yapmıştı. Ayeti işitmek + Anlamak + Detayları düşünmek + İstişare etmek + Karar vermek, zihni çalışmalardır. Zihni çalışmanın hemen arkasndan ameli (fiili) çalışma gelecektir. Bu fiili çalışmalara uygulamalar denilir. Peygamberimizin uygulamalarına SÜNNET adı verilir. Peygamberimizin Sünneti’nin kaynağının Kur’an olduğu, iniş sırasına göre Kur’an olduğu anlaşılmaktadır. “Bir işi bitirdin mi, diğer bir işe giriş”. İnşirah Suresi son ayetinin çevirisi böyle hitap etmektedir. Burdan anlaşılıyor ki, sadece düşünmek yok. Düşünüp karar verdikten sonra iş yapmak var. Bir işi bitirince, diğer bir işi yapmaya çalışmak lazımdır. [UYGULAMALAR]

 

11. Aşama:

Duha ve İnşirah Sureleri’ni inceleyiniz. Sureler inmeden önceki ortamı, surelerin ifadelerinden anlamaya çalışınız. Allah sebebsiz hikmetsiz iş yapmaz. Allah’ın her yaptığının sebebleri, hikmetleri vardır. Duha Suresi’nde, Peygamberimize;

«1. ANT OLSUN kuşluk vaktine!
2. Örtüp sakinleşen geceye!
3. Rabbin seni bırakmadı
ve
sana darılmadı.
4. Şüphesiz senin için ahiret, dünyadan daha hayırlıdır.
5. Rabbin sana verecek sen de memnun olacaksın.

6. OSENİ YETİM BULUP barındırmadı mı?
7. Seni şaşkın bir vaziyette bulup yol göstermedi mi?
8. Seni fakir bulup zengin etmedi mi?
9. Öyleyse sakın yetimi ezme!
10. Dilenciyi azarlama.
11. Rabbinin nimetini anlat (kadrini bil, hatırla, an, birşeyler yap).» [DUHA SURESİ’nden] buyurulmaktadır. Bu hitapların sebeblerini düşününüz. Araştırınız.

Rabbimiz, Peygamberimizi kontrol etmekte ve kontrol sonuçlarını bildirmektedir. Vahiy ile bildirmektedir.

Peygamberimizin vefatından kıyamete kadar hiçbir insana vahiy gelmez. Biz insanların uygulamalarını kim kontrol edecek? İnsanlar insanları kontrol edecektir. Müminler birbirini yıkayan eller gibi olacaktır. [KONTROL]

 

12. Aşama:

Tekvir Suresi’nin 8, 9. ayetlerine bakınız. Kız çocuklarını toprağa gömenlerden hesap sorulacağı işaret ile anlatılmaktadır. Rivayetlere göre, Peygamberimiz arkadaşlarına, çocukların diri diri gömülmesini fiilen men etmelerini tavsiye etmiştir. Sahabeler bu tavsiyeye uymuşlardır. Gömülmek üzere olan çocuklar, babalarının ellerinden alınmıştır. Bu durumu gören anneler ve kamuoyu nezdinde sahabeler yükselmiştir. Toplum genel olarak fayda sağlamıştır. Engel olunan kötülüklere ve sağlanan yararlara hikmetler adı verilir. [HİKMETLER]

 

13. Aşama:

“Artık sen, Bizim Zikrimiz(Kur’an’ın okunması, özümsenmesin)den yüz çevirenden ve dünya hayatından başkasını istemeyenlere aldırış etme.” (Necm, 29 hitabı)

Necm Suresi iniş sırasına göre 23. gelen suredir. Bu surede yukarıdaki gibi bir öneri yapılmaktadır. Peygamberimizin bu öneriye dikkatle uyması söz konusudur. Lakin bazı düşünceler nedeni ile, Peygamberimizin o tür kişilere tebliğ yapmakta devam etmesi, sürmektedir. Bunun üzerine 24. gelen sure olan Abese Suresi ile Peygamberimiz düzeltilmektedir. Bkz. Abese Suresi. [DÜZELTMELER]

Peygamberimizden sonra, kimseye vahiy gelmeyeceği için, sürdürülen hataları kim düzeltecektir. İnsanlar insanları düzeltmelidir. Düzeltiyorum sanarken bozgunculuk yapmamak için, Düzeltme usullerine riayet etmek gerekmektedir.

 

14. Aşama:

“Allah hakimler hakimi değil midir?” (Tin Suresi son ayetinin hitabı). Ahkam: Hükümler demektir. Hüküm kelimesi Arapça bir kelimedir. Belirli bir konuda, sebebleri, şartları, manileri bildirilen teklifler demektir.

Daha evvel belirtildiği gibi ayetler teferruatları akla havale etmiştir. Allah, hiç kimseye zulmetmeden gereği neyse ona göre hüküm verilmesini ister. [HÜKÜMLER]

 

15. Aşama:

Önerilerin, hükümlerin gerekleri yerine getirildikçe kötü alışkanlıklar azalıyor, iyi alışkanlıklar artıyordu. Adam öldürmekten korkmayan bir Ömer, karıncayı bile haksız yere incitmekten çekinen bir Hz. Ömer haline geliyordu. [ALIŞKANLIKLAR]

 

16. Aşama:

Yusuf ve Lokman Sureleri’ni inceleyiniz. Surelerdeki örnekler niçin anlatılıyor? İnsanları örnek edinsinler diye anlatılıyor. Hz. Yusuf’un ahlakı, Hz. Lokman’ın oğluna  öğütleri  insanlara  bir  şeyler  hatırlatıyordu.  Evvelde  yaşamış  bütün  Resullerin

hayatları anlatılıyor ve her birisinin karakterlerinden övgü ile söz ediliyor. Resullerin örnek karakterlerini, örnek alan insanlar onlar gibi ahlak sahibi olmaya gayret ediyorlardı. Böylece pozitif ahlaki karakterlere sahip insanlar çoğalıyordu. [KARAKTERLER]

 

17. Aşama:

“Ey iman eden kullarım! Şüphe yok ki, Benim arzım (yeryüzü) geniştir. Bana kulluk ediniz.” (Ankebut, 56. ayetinin çevirisi).

Ankebut Suresi 85. gelen suredir. Bu ayetin işareti Mekke’den hicret edilebileceğini anlatmaktadır. Ve hicret edilmiştir. İniş sırasına göre 86. Sureden sonra Mekki Sureler artık bitmiş, bundan sonra Medeni Sureler gelmiştir. Medine’de hukuki mevzuatlar dönemi başlıyordu. Bakara 282. ayetini inceleyiniz. Noterlik yasasının temel esaslarını bulacaksınız. Bu temel esaslar, her çağda, çağın maddi ve teknik durumlarına göre içtihatlar yapılarak hukuki mevzuat haline gelmiştir. [HUKUKİ MEVZUATLAR]

 

18. Aşama:

“Sizden hayra davet eder, iyilikleri emreder, münkeratı/kötülükleri nehyeder bir topluluk bulunsun”. (Al-i İmran 104. ayetinin çevirisi).

Bir teklifin yerine getirilmesi için gerekli araç, gereç, bina vb. şeyleri temin etmek de otomatikman teklif edilmiş demektir. Yukarıdaki teklifi yapacak olan bir topluluğa, resmi görev, yetki, bütçe, denetim, gerekli araç, gereç, eşya ve binaları sağlamak lazımdır. Bu teklif milletin tamamına yapılmıştır. Millet bu teklifi vekilleri eli ile yapabilir. Vekiller de, kurumlar oluşturarak, kurumlar eli ile yukarıdaki teklifi yerine getirmeye çalışır. [KURUMLAR]

 

19. Aşama:

“Yeryüzünde fitneden eser kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla mücadele edin. Artık şirkten vazgeçerlerse, zalimlerden başkasına hiç bir husumet yoktur.” (Bakara, 193 hitabı).

Bu mücmel bir hitaptır. Bunu tefsir edici (müfessir) hitaplar bütün çeviriden aranır. Fitne nedir? Din nedir? Mücadele nedir? şirk nedir? Zalim nedir? Husumet nedir? Bu kavramların manası, çevirinin tamamından birbiri ile çelişki arzetmeyecek şekilde anlaşılmadan bu mücmel ayetten hüküm çıkarılamaz. Yani uygulamaya ilişkin kararlar verilemez.

Kur’an bir İlim’dir. Bu İlmi gereği gibi anlamak için insanlar birbirleri ile yarışırcasına gayret etmelidir. Kur’an’ı, yeryüzünün her yerine yaymak için, anlaşılmasını kolaylaştırmak için yarışırcasına gayret edilmelidir.

Yukarıdaki hitabın gereklerini yerine getirebilmek için sanatsal, sportif, ahlaki, iktisadi, bilimsel, ilmi yarışlar yapılmalıdır. Kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek, temizlik vb. ibadetler yukarıdaki ayetin hitabında belirtilen işi yapabilmek için insanı hazırlayan, yetiştiren olgunlaştıran eğitimlerdir. Bu eğitimleri yapanlar, yukarıdaki işi yapmak için yarışırcasına çalışmazlar ise, ibadetleri de bir anlam ifade etmiyor.

Yeryüzünde cehalet varsa, acısı duyulmalı…

Yeryüzünde yoksulluk varsa, acısı duyulmalı…

Yeryüzünde cinayetler varsa, acısı duyulmalı…

Yeryüzünde kadınlara tecavüz ediliyorsa, acısı duyulmalı…

Yeryüzünde uyuşturucular ile insanlar perişan oluyorsa, acısı duyulmalı…

Yeryüzünde iffetli kadınlara iftira atılıyorsa, acısı duyulmalı…

Yeryüzü imar edilmiyorsa, pislik içindeyse, acısı duyulmalı… Velhasıl yüzlerce olumsuzluğun acısı hissedilirse ve yeryüzünü gerçekten huzurluca yaşanılır bir mekana çevirmek için, gece demeden, gündüz demeden elinden geldiği kadar birey ve toplum olarak yarışırcasına çalışılır. [YARIşLAR]

 

20. Aşama:

“Onlar bir ümmettir ki (topluluktur ki) gelip geçmişlerdir. Onların kazandıkları kendilerinedir. Sizin kazandığınız şeyler de size aittir. Ve siz onların yapmış oldukları amellerden (işlerden) sorumlu olmayacaksınız”. (Bakara, 134. ayet çevirisi).

“Muhammed ancak bir peygamberdir. O’ndan önce de nice peygamberler gelip geçti. şimdi o ölür veya öldürülürse siz ardınıza dönüverecek misiniz? Her kim ardına dönerse elbette Allah’a bir zarar verecek değil. Fakat şükredenlere Allah, mükafaatlarını verecektir.” (Bakara 144. ayetin çevirisi).

 

 

DÜŞÜNCE VE DAVRANIŞLARDA

GENEL METODOLOJİ KONUSUNDA YORUMLAR

 

KALBİN (VİCDAN’IN) SESİ

Vicdan (Consciene): Kişinin niyet ve eylemlerini ahlaken iyi veya kötü bulması ve iyiyi yapma yükümünü tanımasıdır.

Bir insan çok zeki olabilir. Zekasını kötüye de, iyiye de kullanabilir. Kişi karar veremediği noktalarda bir de kalbine (vicdanına) danışmalıdır. Hangisi iyi? Hangisi kötü?

 

DOĞA’DAKİ YASALAR, MADDİ KANUNLARDAN ÖRNEKLER

Maddenin tabi olduğu yasaları (Allah’ın doğa kanunlarını) araştırınız. Bakalım maddenin uyduğu yasalarda Genel Metodoloji var mıdır?

Allah öyle yasalar koymuştur ki, madde bunlara uyar. İnsan bu yasaları keşfettiği sürece madde üzerinde halife olacaktır. Madde ne demektir? Madde dağ, taş, deniz, yağmur, hava, rüzgar gibi şeylere madde deriz.

01- Allah maddeyi insanın ihtiyacı için yaratmıştır. Her madde bir ihtiyaç içindir. [İHTİYAÇLAR]

02- Maddeyi kullanılabilir hale getirmek istememiz, bazı problemlere yol açıyor. Maddenin kendisinden doğan bazı problemler vardır. Örneğin ağaçtan koltuk yapmak istemeniz, beraberinde problemleri de getiriyor. [PROBLEMLER]

03- Maddeyi kullanmak için, bazı araştırmalar yapmak zorundasınız. [ARAŞTIRMALAR]

04- Her maddenin bir aslı (cevheri, hammaddesi, atomları vs.) vardır. Bu aslı veren, yaratan Allah’tır. Nasıl ki aslı (Kur’an’ı) gönderen Allah ise, maddenin aslını yaratan da Allah’tır. [ASIL]

Suyun aslı başkadır, demirin aslı başkadır. Su hidrojen ve oksijen moleküllerinden oluşmuştur; demir, demir atomlarından oluşmuştur.

05- Madde bir usule göre hareket eder. Gelişigüzellik yoktur. Su, yükseklerden alçaklara (Denge Profiline) doğru akar. [USUL]

06- Her madde cinsi, kendisini kaderi (özellikleri) ile tanıtır. Başka başka isimler vermemize yol açar. [TERİMLER]

07- Maddenin bir hedefi vardır. Dünya döner. Su alçaklara doğru akar. Yağmur yere inmek ister. Maddenin varmak istediği nokta onun hedefidir. [HEDEFLER]

08- Maddenin bir gayesi vardır. Her madde bir gaye için kullanılır. Altın ile kömürü aynı gaye için kullanmazsınız. Kömürü vitrine koyup altını sobaya atmazsınız. Zira her maddenin bir gayesi vardır. O gaye için yaratılmıştır. [GAYE]

09- Madde önerilere imkan tanır. Bir maddeyi birbirine zıt öneriler için dahi kullana-bilirsiniz. Demirden faydalı veya zararlı şeyler imal edebilirsiniz. Maddenin kullanılması önerilere açıktır. [ÖNERİLER]

10- Maddenin günlüğünde, yıllığında, nice uygulamalar vardır. Maddenin sanıldığı gibi durağan olmadığı anlaşılmıştır. Madde hal değiştirir. Uygulamalar ile durum değişir. [UYGULAMALAR]

11- Madde kontrol edilebilir. Suyun kaynayıp kaynamadığını kontrol edebildiğiniz gibi, 100 dereceye ulaşıp ulaşmadığını (nicel olarak) göz ile veya cihaz (termometre) ile kontrol edebilirsiniz. [KONTROL]

12- Madde aslında faydalıdır. Fayda için yaratılmıştır. [HİKMETLER] Yasaklar maddenin kendisi için değil, yanlış kullanımı içindir. Bazı maddelerin zararlı olma özelliği de vardır. Bu zararlı özellikler ”uyarı = ikaz” faydası sağlar. “Zehir” zararlı bir maddedir. Gerekirse insanı yeniden KONTROL safhasına yönlendirir, böylece faydalı olmuş olur.

13- Sular çarpar, bazı yerleri düzeltir. Yağmurlar yağar kirlenmiş yeryüzünü temizler. Maddede düzeltme/düzeltilme olayı vardır. [DÜZELTME]

14- Madde hükümlere uyar. Sebebler, şartlar, maniler (engeller) hep Allah’ın hükümleridir. Aynı sebepler, aynı şartlar altında, aynı maniler olmadan aynı sonuçları meydana getirir.

52 gr demir, 76 gram kükürt sebebi ile, bir potada belirli bir ateş üzerinde (yani gerekli şartlarda) bir araya geldiğinde eğer mani yok ise Demir Sülfür sonucu meydana gelir. Bu Allah’ın bir hükmüdür. Kur’an’daki her hükmün de sebepleri, şartları, manileri vardır. Sebep var, şartlar var, mani yok ise hüküm sahih olarak (aynen) yerine getirilmiştir. Madde Allah’ın hükümlerine uymak zorundadır. Madde istese de, istemese de uymak zorundadır. İnsana ise; isterse uyma, isterse uymama hürriyeti, bir ecel müddeti içinde yine Allah tarafından tanınmıştır. İnsan ile maddenin farkı budur. İnsan hükümlere uyarsa çok şereflenecek; uymaz ise maddenin en çirkini, en pisinden daha da aşağıların aşağısına inecektir. [HÜKÜMLER]

15- Alışkanlıklar. Maddede bir alışkanlık özelliği vardır. Motor silindiri içindeki pistonların bir alışma süresi vardır. Bunun gibi, her madde yeni durumuna bir müddet içinde alışır. [ALIşKANLIKLAR]

16- Maddenin alışkanlıklarından sonra uzun müddet kalıcılık taşıyacak bir karakteri vardır. [KARAKTERLER]

17- Maddenin uyduğu bir hukuk vardır. Hakları vardır, vecibeleri vardır, kurumları vardır. Hukukun dayanağı ise hükümlerdir. Otomobil maddesinin hakkı, zamanı geldiğinde bakımını yapmak, benzinini koymak, yıkamak gibi hakları vardır. Vecibesi ise insanı taşımaktır. Kurumların özellikleri belirlidir. [HUKUKİ MEVZUATLAR]

18- Maddenin kurumları vardır. En yüksek kurum Enerji Kurumu’dur. Enerji kurumu ile, alt kurumlar ve diğerleri hareket eder. Alt kurumların da alt kurumları vardır. Maddenin bizzat yapısında bu farklı nitelikler mevcuttur. Madde bunlara göre hareket eder. [KURUMLAR]

19- Maddenin arasında yarışlar vardır. Işık ile ses yarışır. Çeşitli rüzgarlar yarışır. Lodos, Meltemi gecer. [YARIşLAR]

20- Her maddenin bir ölümü vardır. Ölümünden sonra bir başka hayatı vardır. Gazete kağıdı ölür, kese kağıdı olabilir. Veya bir başka kağıt. Bir köprünün bir ölümü vardır. Bir binanın bir ölümü vardır. Demirin bir ölümü vardır. Ölenler ölür. Hayat sürer. [ÖLÜM VE HAYAT]

Bu yirmi aşamaya maddenin kanunları denir. Bu kanunları yaratan Allah’tır. Maddeye bu hareket izinlerini Allah vermiştir. İnsana düşen, maddenin bu özelliklerinden ve hareketlerinden yararlanmaktır.

 

BİLİMLERDEN YARARLANMADA BİR ÖRNEK

 

01. Merhale: Fizik bilimine duyulan İHTİYAÇLAR.

02. Merhale: Fizik biliminin çözmeye çalıştığı PROBLEMLER.

03. Merhale: Fizik bilimi konusunda yapılan ARAŞTIRMALAR.

04. Merhale: ASIL (İlk hareket noktası ile ilgili ayet no.ları), hitapları.

05. Merhale: USUL. Fizik biliminin kendine özgü özel metodu.

06. Merhale: TERİMLER. Temel fizik terimleri.

07. Merhale: HEDEFLER. Fizik biliminin genel hedefleri.

08. Merhale: GAYE. Fizik biliminin gayesi.

09. Merhale: ÖNERİLER. Fizik bilimi için bir araştırma önerisini ele almak.

10. Merhale: UYGULAMALAR. Öneriyi uygulamaya, deneylemeye çalışmak, sonra birden fazla, seri kontrollu deneyler yapmak.

11. Merhale: Deney sonuçlarını kontrol etmek. KONTROL.

12. Merhale: Sonuçların insanlara faydalarını düşünmek. HİKMETLER.

13. Merhale: Uygulamalarda olan hataları bulmak, düzeltmek. DÜZELTME.

14. Merhale: İlgili konuda bir fiziki hükme ulaşmaya çalışmak. HÜKÜMLER.

a) Maddenin özellikleri (kaderi).

b) Olayın sebebleri.

c) Olayın şartları.

d) Olayın manileri/engelleri.

e) Olayın sonuçları.

15. Merhale: ALIşKANLIKLAR. Fizik hükmünün elde edilmesinden sonra kullanılması sonucunda hayatta olan alışkanlıklar.

16. Merhale: KARAKTERLER. Fizik konusunda karakterler.

17. Merhale: HUKUKİ MEVZUATLAR. Fizik konuları ile ilgili hukuki mevzuat. Çevre yönünden vs. kısıtlanmış fiziki çalışmalar.

18. Merhale: KURUMLAR. Fizik bilimini geliştirmek, kullanmak için kurulmuş kurumlar. Nükleer Araştırma Merkezleri gibi.

19. YARIşLAR. Fizik konusunda yeni hükümler keşfetmek için yarışmalara teşvikler. Araştırmaların yayınlanması sonucu fiziksel yeni keşiflere özendirme.

20. Merhale: ÖLÜM VE HAYAT. Bu çalışmaların öldükten sonra insana faydaları.

Zamanın Bilimleri (Bkz. bu kitabın baş kısmında, Sh. XXXII), Düşünce ve Davranışlarda Genel Metodoloji kullanılarak yeniden kitaplar haline getirilmelidir. Burada zikredilen bilgileri de bu çalışmalardan bir tanesi olarak anlayışla karşılamanızı ümit ederiz. Ve bu bilim dallarında uzman olan, bilim adamlarından ricamız; Kur’an’ı eğer biliyorlarsa Arapça orijinalinden, yok bilmiyorlar ise Kur’an Çevirileri’nden okuyarak, kendi sahalarına hitabeden ayetleri iyi düşünüp, iyi araştırıp çıkan sonuçları tarafımıza iletirlerse, insanlığa büyük hizmet sunmuş olurlar. Bu verilere dayanarak, çevirileri yeniden gözden geçireceğimizden şüpheleri olmasın. Ve gerektiğinde elde edilen bu verileri ‘dipnotlarda’ okuyucularımızın istifadesine de takdim edeceğimizi belirtmek isterim.

 

 

FIKIH USULÜ

(Fıkıh Biliminin Metodu)

 

Burada detaylı olarak ele alınacak “Beş Temel İlke”nin geri kalan Onbeş İlkesi inşallah II. BÖLÜM olan MEDENİ SURELER’in EK BÖLÜMLERİ olarak sizlere takdim edilecektir. Eğer boş yerimiz bayağı kalırsa belki bu Beş Temel İlke ile birlikte Medeni Sureler’e koyabiliriz. Tabi biraz da öyle sanıyorum ki sizden gelebilecek taleplere de bağlı olarak koyabileceğiz. Bu beş temel ilkenin sizler için faydalı olduğuna inanıyorsanız ki, sonraki onbeş temel ilkenin de -kısa kısa bölümler halinde 6-20 arası- başlıkların daha detaylı olarak sunulmasında fayda olabileceğini düşünüyorsanız lütfen bize yazınız. Mail adresimiz: [email protected] (Editör)

 

 

BİRİNCİ AŞAMA:

İHTİYAÇLAR

İnsan yaratılır (doğar). Bebek ağlar. İhtiyacı vardır, bir yeri ağrımıştır. Çevresinde olanlar ihtiyaçlarını temin etmeye çalışır. Süt, su, mama, bez, giysi gibi ihtiyaçları ile birlikte sevgiye, şefkate de ihtiyacı vardır. Öğrenmeye ihtiyacı vardır. Sık sık sorar. Bunun adı nedir? Ne demektir? Çevresindekiler bildikleri kadar cevap verirler. Çocuklar belirli bir yaşa kadar her söyleneni doğru sanar.

Belirli bir yaşta “evlilik” duyguları oluşur. Bu oluşum ile birlikte zekası doğru ile yanlışı muhakeme edebilecek bir düzeye gelmiştir. Artık her duyduğuna inanmaz. Düşünür, araştırır ve kendi kararlarını kendisi verir. İhtiyaçlar devam etmektedir. İhtiyaçların neler olduğu konusunda farklı kararlar oluşur. Bir karara göre sigara, ihtiyaçtır. Bir karara göre değildir. Bir karara göre esrar, ihtiyaçtır. Bir karara göre değildir. Bir karara göre polis, ihtiyaçtır. Bir karara göre değildir. Bir karara göre devlet, ihtiyaçtır. Bir karara göre değildir. Bir karara göre din, ihtiyaçtır. Bir karara göre değildir. Ve insanlar binlerce yıldır nelerin ihtiyaç olduğunda, nelerin ihtiyaç olmadığında ittifak etmiş değillerdir.

Her insan kendi kararına göre ihtiyaçlarını temin için çalışır. Kararlar farklı olduğu için, bu farklı kararlar, bazen insanları karşı karşıya getirecek çatışmaya yol açar. Toplumların da toplum olarak ihtiyaçları vardır. Bir toplum kendi ihtiyacı için, başka bir toplumun ihtiyaç duyduğu maddelere göz dikince, savaş kaçınılmaz hale gelir.

İhtiyaçlar doğadan elde edilmektedir. Nüfus artmakta, doğadan ihtiyaçları temin etmekte meşakket oluşmaktadır. Bazı insanlar fazla çaba harcamadan ihtiyaçlarını temin etmek isteyince, fazla çaba harcayan insanları sömürmeye yönelmektedir. Bu zıtlaşma beraberinde bir çok problemlere yol açmaktadır.

Doğada kadın sayısı ile erkek sayısı arasında genel bir denge vardır. Bu denge savaşlar ile bozulunca beraberinde yeni problemler de gelmektedir.

Güzel ve çirkin kavramı subjektif olmasına rağmen genel bir sınıra kadar objektiftir. Güzellerle dolaşmak isteyenler arasında zaman zaman paylaşım kavgaları olmakta, her iki taraf da kendi ihtiyaçlarını öne sürmektedir.

İnsanları harekete geçiren en önemli etken ihtiyaçlardır. İnsan bir şeyi ihtiyaç olarak kabul edince, elde etmek için peşine düşmektedir. Bazen bu yolda istismarcılar da görülmekte, ihtiyaç peşinde koşan insanlara vaadlerde bulunarak, aldatma olayları oluşabilmektedir. İnsanın aldatması da,  aldanması da ihtiyaçları konusunda sağlıklı, doğru,

iyi, güzel, faydalı, haklı anlayışlara sahip olamayışından kaynaklanıyor. İnsanlar “gerçek ihtiyaçlarım nelerdir” konusunda haklı bir anlayışa sahip olsalar, problemlere yol açan temel sebepler de ortadan kalkmış olacaktır. Bu gerçek, anlayış usulünün, insan için ne kadar önemli bir konu olduğunu ortaya koymaktadır. Anlayış usulü ile insanın “olmasa olmaz” cinsinden gerçek ihtiyaçları tesbit edilir, lüzumsuz şeyler ihtiyaç olarak kabul edilmez.

 

A- FERDİN İHTİYAÇLARI[*]

a) Zekânın İhtiyaçları.

1- Beş duyu organının sağlığı.

2- Kur’an ve sahih çevirileri.

3- Bilimsel kitaplar.

4- Okullar (İlköğretim, Lise, Yüksekokul vs.)

 

b) Kalbin (Düşünebilen Duyguların) İhtiyaçları.

1- Allah’ı sevmek ve mutluluk içinde cennette sonsuz yaşamak arzusu.

2- Allah’tan korkmak ve sonsuz azap, cehennemden kaçınmak arzusu.

3- şefkat ve merhamet ve bunlardan doğan sevgi, acıma, fedakarlık vb.

4- Allah’a ibadet, moral, helal eğlenme vb.

 

c) Bedenin İhtiyaçları.

1- Beslenme, Giyinme, Korunma, Çalışma, Dinlenme vb.

2- Konut.

3- Aile (Eş ve çocuklar).

4- Binek (Araba vb.)

________________________
[*] İhtiyaç: Allah’ın yasak olarak bildirmediği, eksikliğini hissettiğimiz her türlü malzeme ve işler.

 

B- TOPLUMUN İHTİYAÇLARI

a) Vatan: Sınırları belirlenmiş, Hukuk esasları gereğince üzerinde yaşanılan yeryüzü parçası.

b) Hukuk: İnsanların birbirlerine karşı hakları.

c) Kamu Kurumları.

1- Yüksek Adalet Kurumu

2- Devlet

3- Belediye

4- Güvenlik

5- Seçim

6- Ticaret

 

C- ÇEVRENİN İHTİYAÇLARI

a) Temizlik.

b) İmar: Alt yapı (kanal, su, yol, elektrik vb.), köprü, baraj, otobanlar, demiryolları, uluslararası yollar, planlı kentler, planlı işyerleri vs.

c) Bakım: Çevrede bulunan ağaç, hayvan, imal edilen şeyler bakıma muhtaçtırlar. Gerekli şeylerin bakımı yapılmalıdır.

 

 

İKİNCİ AşAMA:

PROBLEMLER

 

Bir zamanlar büyük bir kara parçasında ihtiyaçlarını temin eden bir toplum yaşıyordu. Bu yaşantı bir asır sonra sarsıldı. Ne olmuştu? İhtiyaçlarını temin eden bir medeniyet olmasına rağmen, neden bu medeniyet sarsılmıştı? İhtiyaçlarını temin edebilen bir medeniyetin kalıcı olması gerekmez miydi?

Evet ihtiyaçlar temin ediliyordu. Lakin problemler çıkmıştı. İhtiyaç ile problem arasındaki bağıntılar nelerdi?

Aslında problem, ihtiyacın temin edilmemesinden doğar. Nüfus durağan olmayıp arttığı için, artan nüfusa oranla ihtiyaçlar temin edilememiş ve bunun sonucunda medeniyet sarsılmıştı. Nüfus artacağına göre, toplumlar da durağan olmadığından, ihtiyaç maddeleri yeterli olmayacak, bu da problem oluşturacaktır. Problemi çözmek demek ihtiyaçları nüfus oranına göre yeterli düzeyde karşılayabilmek demek olacaktır.

şimdi (2005) birçok ülkelerin Avrupa Topluluğu’na girmek istemesi gibi, o zaman da birçok ülkeler İslam Medeniyeti’ne katılmak istiyorlardı. Katılmalar artınca, nüfus da aşırı bir şekilde artmış oldu. Medeniyetin içinde yaşayan insanların ihtiyaçları gereği gibi karşılanamadı. İspanya’dan Çin’e kadar yayılmış bir medeniyet. Her eve verilecek bir Kur’an yok idi. Bu boşluktan istifade edenler çıktı. Ellerine bir Kur’an geçirerek kazalara, köylere dağıldılar. Kur’an Arapçasını bilmeyen insanlara din adamlığı yaptılar. Kur’an kelimelirine arzularınca mana verdiler. Kur’an’ın şöhretini kullanarak insanları kendilerine kul, köle yaptılar. Bu adamlar keramet hikayeleri ile de şöhret kazandılar. Böylece anlayış bozuldu. Anlayış bozulunca, davranışlar da bozuldu. İslam Medeniyeti tarihe karıştı. Doğuşundan iki asır sonra İslam Medeniyeti vefat etti.

21. yüzyıldayız. İhtiyacın ne olduğu konusunda gerekli anlayış belirtildi. Ortada problemler duruyor. Problemler; karşılanmamış somut ihtiyaçlardır. İhtiyacın neler olduğu anlaşıldıktan sonra, problemlerin neler olduğu da anlaşılmalı ki, ihtiyaçlar ile ilgili anlayış iyice netleşsin.

 

A- DİL PROBLEMİ

Kur’an Arapçasını Öğrenme Problemine Genel Bir Bakış

Bir grup psikolog, insanoğlunun konuşma içgüdüsüyle doğduğunu savunur. Bir diğer grup psikolog, küçük bir çocukken büyükleri taklit etme özentisi içinde konuşmaya başladığımızı savunur. Önceleri bir oyun olarak kabul ettiğimiz konuşma çabası, daha bilinçli yaşlarda bir ifade biçimi olarak gelişir.

Her iki düşüncenin ortak naktası, ana dilimizi büyükleri taklit ederek öğrendiğimiz teorisidir. Bu taklit sonucu, istediğimiz bir şeyi ifade edip karşılığını alabilirsek, o ifade ettiğimiz sözcük ve ifade biçimimiz hafızamıza yerleşir ve bilinçsizce sözlük hanemize eklenir. Artık onu kolay kolay unutmaz, gerektiği zaman kullanma alışkanlığı elde ederiz.

Diyelim çikolatayı çok severdiniz. Çikolata bir ürün, bir madde. Bunu göz ile görü-yorsunuz. Ayrıca her çikolata dediğinizde/istediğinizde, size bir çikolata verilmiş olsun ve işte o zaman, çikolataya sahip olmak için bu sözcüğü tıpkı büyüklerin söylediği gibi söylerdiniz. Ve böylece hafızanıza (belleğinize) yerleşmiş oluyordu. Burada teleffuz etmenin nasıl oluştuğunu, önemini görebiliriz.

Peki sözcüklerin anlamını nasıl öğrendiniz? Yalnızca gözlemleriniz ile tabii. Çikolata sözcüğünün ne anlama geldiğini çikolatayı görerek öğrenmiştiniz. Burada insanoğlunun GÖRME-ANLAMA yeteneğine dayanarak ana dilinin manalarını öğrendiğine dikkat ediniz.

Büyüdünüz. Artık “çikolata” demiyorsunuz. Cümle kuruyorsunuz. “Çikolata istiyorum” diyebiliyorsunuz. Böylece isteğinizi, düzgün cümlelerle ifade etmeye başlıyorsunuz. Ancak kullandığınız fiilin “İSTEMEK” kökünden geldiğini bilmiyordunuz bile.

Burada özellikle dikat edilmesi gereken bir nokta, kişinin cümle kurmaya hiçbir zaman dil bilgisi kurallarını uygulayarak başlamadığıdır.

Ana dilimizi, algıladıklarımızı birbirine bağlayarak, adım adım geliştirdiğimiz kesindir. O halde yabancı bir dil öğrenirken de aynı aşamaları geçirmek gerekir.

 

GELENEKSEL YÖNTEM, DİL ÖĞRENMEYİ ZORLAŞTIRMIşTIR

Dil bir ifade biçimidir. Bu nedenle dili öğrenmek, o dili konuşabilmek oranında başarılı olur. Geleneksel dil öğreniminde, kişiye yetenek kazandırmak yerine, o dilin yapısı üzerine eğilerek, gramer kuralları ile doldurulmuş bir beyin, işte böylesi bir beynin sahibi anlamaktan, konuşmaktan sıkılan bir insan olur çıkar. Gramer kurallarını bu denli öğrenip, dili anlamamak, konuşamamak kişiyi yıldırmıştır. Artık yirminci yüzyıl sonlarında, yirmibirinci yüzyıl başlarında modern yöntemler gelişerek, dilin öğrenimi kolaylaştırılmıştır. Yöntemin doğru olması ile, zor olan, dil öğrenme işi, kolaylaşacaktır.

Arapça öğrenmek istiyorsanız, hiç kuşkusuz;

1- Arapça konuşulan bir ülkeye giderek,

2- Özel dersler alarak,

3- Bir kursa yazılarak,

4- Kendi kendinize çalışarak başarabilirsiniz.

Mali güçlükler sizi dördüncü şıkkı tercihe itebilir. Bunun için ana dilini öğrenme yöntemini izleyerek, kolayca öğrenebilirsiniz.

– Dilin tanımı sadece sözcükler midir? Hayır!

– Dilin tanımı dil bilgisi kuralları (gramer) mıdır? Hayır!

– Dilin tanımı yazmak mıdır? Hayır!

Öyle ise dil nedir?

Ana dili gibi öğrenmek bilimine göre, her dilin kendine özgü bir kalıbı vardır. Önemli olan sözcükleri bu kalıplar içinde, hayatta kullanılış biçimleriyle öğrenmektir. Cümle kuruluşlarına, anlama ve konuşma rahatlığına alışan kişi, yeni öğrendiği sözcükleri alıştığı kalıplar içinde geliştirir. Öyleyse sözcükleri tek tek ezberlemek olumlu bir yöntem değildir. Olumlu yöntem cümleleri bir bütün olarak ezberlemek ve manasını öğrenmektir.

Örnek:
“Ellezi     allame      bi’l-kalem.”
“O ki,       öğretti      kalem ile.”

Dil bilgisi kuralları, gerçekte alışılagelmiş ve konuşulan dilin ta kendisidir. “Konuşulan dil” öylesine uzun süredir yerleşmiştir ki, “kullanılış biçimi” olarak kabul edilmiş ve bu bizim de dil bilgisini oluşturmuştur. Bu biçimi kavramak lazım iken, önce kuralları öğrenip sonra kuralları biçime uygulamak değildir. Ana dilimizi konuşurken, önce kuralları düşünüp sonra bu kurallara göre mi cümle kurarsınız? Tabii ki hayır! Duyduğunuz, kullandığınız, alıştığınız kalıp içinde otomatikman kendinizi ifade edersiniz. Burdan anlaşılır ki, dil bilgisi kurallarını ezberlemektense, konuşma rahatlığını elde etmek önemlidir.

Bugüne kadar yazılı olarak öğretilen dilin, artık konuşularak kullanıldığı gerçeği kabul edilmiştir. Dilin öğrenilmesinde esas olan, önce dinleme ve tekrarlama ve tekrarlama ile anlama, sonra okuma ve en son olarak yazma ile mümkündür. Tekrarlanan doğru telaffuz, zamanla anlam kazanacak ve yazılışı öğrenilerek kişinin kendine maledeceği bir

sözcük olacaktır. Ana dilinizi öğrendiğinizde sözcüklerin yazılışını biliyor muydunuz? Hayır! Öyleyse dil öğreniminde yazma en son geliştirilmesi gereken bir yetenektir.

 

GELENEKSEL DİL EĞİTİMİNİN ELEŞTİRİSİ

1- Geleneksel dil eğitimi, dil bilgisi kurall arına dayanır. Onun için de kişi, kendisini ifade edememenin zorluğunu yaşamaktadır. Çünkü konuşurken, öğretilen kuralları uygu-lamanın şartlandırılması içindir.

2- Geleneksel dil eğitimi, sözcükleri sıralayarak, lügatlar halinde ezberleme esasına dayanır. Sözcükler, kullanışları içinde verilmediği için, kişi cümleyi anlama ve cümle kurma güçlüğü ile karşı karşıya bırakılır.

3- Geleneksel dil eğitimi, yabancı dilin ana dile çevrilmesi esasına dayanır. Bu kişinin öğrenmekte olduğu dilin kalıplarına alışmasını güçleştirir.

4- Geleneksel dil eğitiminde, öncelikle yazma yeteneği üzerinde durulur. Yazılış, çoğu dillerde telaffuzu yanılgıya götürebileceği için kişinin anlama, konuşma yeteneğini engeller.

Kısaca artık bugün, teoriden çok pratiği ön plana alan modern bir dil öğretim yöntemi uygulanmaktadır. En son gelişmelerin ışığında ana dili gibi öğrenme yöntemini izlerseniz, kendi kendinize, kolayca Arapça öğrenebilirsiniz

 

ANA DİLİ GİBİ ÖĞRENME YÖNTEMİ

Ana dili gibi öğrenme yöntemi şu aşamaları izleyecektir:

1- Duyma, doğru telaffuz etme, tekrarlama.

2- Cümleleri ezberleme, anlama, anlatma.

3- Cümlenin kelimelerini anlama, anlatma.

4- Arka arkaya gelen cümleleri veya bir sureyi ezberleme anlama, anlatma.

5- Yazma.

 

Bu işlemler devam ederken sizde şu yetenekler oluşur:

1- Duyma (İşitme), Telaffuz Etme.

2- Okuma, Telaffuz Etme, Anlama.

3- Okuma, Anlama.

4- Anlama, Anlatma, Konuşma.

5- Yazma.

Böylece dördüncü aşamada, konuşabilecek ve bundan sonra yazma yeteneğine kavuşabileceksiniz.

Zaman olarak, ana dilimi öğrendiğim süre kadar, bir süre mi gerekecek?

Bu soruya cevap vermek, sizin uygulamaya ayıracağınız zamana bağlıdır. Az zaman ayırırsanız, ana dilini öğrendiğiniz kadar zaman gerekir, çok zaman ayırırsanız, bütün Kur’an’ı beş sene içerisinde telaffuz etme, ezberleme, anlama, anlatma, konuşma, yazma yeteneklerine ulaşmış olarak öğrenebilirsiniz. Böylece Kur’an Arapçası olan EDEBİ Arapçayı öğrenmiş olursunuz.

Günde bir ayet (çoğu ayetler birer satır kadardır) öğrenenler için 18 yıl sürer. Yönteme devam edileceği için, namazlarda tekrarlanacağı için, öğrenilenler kolay kolay unutulmaz.

Günde beş ayet öğrenilmiş olsa, üç buçuk yıl sürer.

Nice yıllar akıp gitmiştir. İnsanoğlunun önünde duran en büyük hazine olan Kur’an’dan istifade etmenin zamanı gelmiş ve geçmektedir. Geriye dönüp baktığımızda, nice yıllar boşa geçmiş olmasın..  Üstelik  öğrendiğiniz  sureleri  iniş  sırasına  göre  öğrenirseniz,

sureden bilgileri öğrenmiş olup, şöyle bir vicdanınıza sorarsanız, gerçekten bu sure ile Allah benden neler istiyor? Bu konuda vicdanınızın sesine samimiyetle kulak verirseniz Allah’ın emirlerini de öğrenmiş ve gereklerini yerine getirme imkanını bulmuş olacaksınız.

 

MANALANDIRMAYI KİM YAPACAK?

Kur’an’ın bugünkü manalandırması 14 asırlık bir süreç takip etmiştir. Hicri birinci asırdan bugüne kadar her asırda tefsirler yapılmıştır. Hicri birinci asır müfessirleri, Peygamberimizin (sav) tatbikatları istikametinde kelimelere mana vermişlerdir. Böylece Kur’an’ın şu anki mealleri, yaşanmış, tatbik edilmiş bir Kur’an’dan anlaşılana, yani Sünnet’e dayanmıştır. Zaten Kur’an kelimelerine, Peygamberimizden başka birinin mana kazandırmasına itibar edilmez. Bugünkü mealler de, Peygamberimizin Tefsirine dayanmaktadır. Örnek: “Ya eyyühel müddessir, kum fe enzir” bu cümlenin manası Peygamberimizin yaşadığı dönemde olmuştur. Sıra ile, nesilden nesile geçerek bugüne gelmiştir.

Bu manayı birinin tersine çevirmesi için samimi olmaması, itikadı ve ahlakı bozuk olması gerekir.

Bu çeviri nasıl oluştu: Arap Dili uzmanı arkadaşlarımız önce kelime kelime tercüme ettiler. Yaklaşık A/4 ebadında ikibin sayfalık bir çalışma ortaya çıktı. Sonra “Cümle Meali” haline getirildi. Daha sonra en son aşamada; çeviri, kelime kelime kontrol edilerek orijinal metin ile karşılaştırıldı. Sonra kaynakçada verilen meallerle karşılaştırdım. Yani yaklaşık olarak 33 adet Meal ve 5-6 adet Tefsir ve Lügatlerden yararlandım. İlk sureden son sureye kadar; surelerde geçen ayetlerin birbiriyle anlam olarak asla çelişki arzetmemesi gerekiyordu. Bu çok önemliydi. Yalnızca bu çalışma nerdeyse bir yılımı aldı. Kur’an kelimelerine arzularınca mana vererek, kelimelerin içini (anlamlarını) boşaltan, anlam kayması yapan, yani; kelimelerin yerlerini değiştirerek farklı anlamlar veren kötü niyetli insanların tuzaklarını bu hazırladığım “Kur’an’ın Türkçe Çevirisi”nde, -Allah’ın yardımıyla- ‘anlam olarak’ yerli yerince oturtup, onların tuzaklarını boşa çıkardığıma inanıyorum. Ümit ediyorum ki, sizler de okuyunca/karşılaştırınca bunu çok açık olarak göreceksiniz. Bir “evliya” kelimesi: dostlar, demektir. Evliyaullah, deyince: Allah’ın dostları, demektir. Kur’an bütünlüğünde görürsünüz, gördünüz ki: Her müslüman, mümin Allah’ın dostudur, dostu olmak zorundadır! Ya ne olacaktı? şeytanın dostları mı olacaktı?! Onun için bu kavram asla özelleştirilemez, kurumsallaştırılamaz.  Evliya = bütün müslümanlardır, müminlerdir!.. Ama bu ‘evliya’yı siz alıp, özel bir anlam verirseniz, yani; Allah’ın evliya kulu, diye… Bugün olduğu gibi: “Kurumsallaştırmış” olursunuz. Yani bazı kulları “Allah’ın özel dostu” yaparsanız haddi aşmış ve kelimenin asli manasını böylece tahrif etmiş olursunuz. Aynı şekilde “Dönüşünüz Allah’adır” derken Allah’ta bütünleşmeyi kasdetmişlerdir. Oysa “Dönüş Allah’ın huzurunadır/katınadır”. Yaptıklarınızın hesabını verme, görme O’nun huzurunda olacaktır.

Burası çok önemlidir! Toparlayacak olursak; oysaki Allah azze ve celle hazretleri: Özellikle tüm müminllerin “Allah’ın evliyası/Allah’ın dostları” olduğunu vurgular… Bir tek kişiye has değildir. Bir mümin olsun ki, Allah’a değil de haşa şeytana dost olsun, bu düşünülebilir mi? Asla! Onun için “Evliya” kavramı bütün müminlerin özelliğidir. Tekil olarak kullanıldığında “veli”, Allah’ın dostu mümin… Çoğul olarak kullanıldığında ise: “Evliya”, Allah’ın dostları müminler olun, manasında kullanılır. Yani Allah’a dost olan müminler olun… Düşman olanlar ancak inkarcılardır, şeytanın dostlarıdır Allah’a düşman olanlar!..

Tekrar konumuza dönecek olursak; bir başka örnek ile de şöyle örneklendirelim: “Ya eyyühel müddessir, kum fe enzir” de olduğu gibi, aynı şekilde; örneğin: Fatiha Suresi’nin manasını onlarca kişiye sorunuz. Birbirine paralel anlamlarla size anlatırlar. Öyleyse korkmaya gerek yok. Ya bütün Arapça bilenlerin yanlış bildiğini iddia edeceksiniz, ya da asırlardır gelen mananın bu olduğuna karar vereceksiniz. Bu nedenle en az 5 meali karşılaştırmalı olarak okumakta yarar vardır.

 

Birbirini tutuyorsa şu kararlardan birini seçeceksiniz.

1- Bu bilim adamlarının tamamı üçkağıtçı?

2- Umulur ki, affedilir ufak tefek hatalarla, birbirini tutan anlamlar doğrudur. Orijinal cümlelerin manasının bunlar olduğuna karar vererek orijinal ve manayı birlikte takip edeceksiniz.

3- Ana dili gibi öğrenme yöntemini benimsiyor iseniz, bir ekip oluşturarak, buna göre Kur’an Arapçası öğrenme yöntemine göre, iniş sırasına göre ayetlerin kelimelerinin tek tek manalarını ayetlerin kelimelerinin arasını açarak altına yazacaksınız. [[Ki bu yöntemi tercih ederek elinizdeki “Türkçe Çeviri” meydana gelmiştir. Arap dili uzmanı bir ekip, yaklaşık 20 yıl süren bir çalışma neticesinde iki bine yakın A/4 Sayfaya, Arapça kelime asılları üstte, anlamları altta olmak üzere bir hazırlık çalışması yapmışlardır. Sonra Türkçe cümleler haline getirilmiştir. Ve yakında inşallah, Allah ömür verirse; üste Arapça kelime, onun altında Türkçe manası ve onun da altında satır halinde Cümle Meal olarak hazırlanıp sizlerin istifadesine sunulacaktır. Bu konuda Buruc Yayınevi’nin hazırlamış olduğu Kur’an’ın Arapça dizgisini tercih ettik ve telif konusunda anlaşmaya vardık… Ve mümkün mertebe tek cilt halinde ve belki boyut olarak Büyük Mushaf halinde hazırlanacak. Eğitim ve öğretime katkıda bulunmak üzere bu konuda çalışmalarımız başlayacaktır. Ve imkanlarımız ölçüsünde çıkarma gayreti içinde olacağımızın müjdesini vermek bizi mutlu etmektedir.]]

Konuyu özetleyecek olursak: İniş sırasına göre İkra, Kalem, Müzzemmil, Müddessir, Fatiha, Tebbet, Tekvir, Ala, Leyl, Fecr Sureleri bir bantı dolduruyor. İyi bir okuyucu bu banta okuyacak ve bunu dinleyerek telaffuzunu ezberleyeceksiniz. Veya bugün bütün Sureler CD’lerde sesli görüntülü, hatta yazılı kayıtlıdır ve bir buton ile de harf harf, kelime kelime ayetlerin üzerinden geçilmektedir, takip kolaylığı açısından. İniş sırasına göre bulup bu uygulamayı yapabilirsiniz. Sonra siz, orijinal Kur’an’dan okuyarak, ayetlerin manasını mealden alarak kalıp olarak öğrenmiş olacaksınız. Ve size bir tavsiye daha (ki ben de böyle çalıştım/hala da çalışmaktayım) büyük, orijinal ve kelime araları çok açık Arapça Kur’an’lar var (örneğin yukarıda değindiğim gibi; Buruc Yayınevi tarafından hazırlanıp bizlerin istifadesine sunulmuş, buradan teşekkür ediyorum kendilerine) onlardan elde edip, kelime kelime altlarına bizim “Türkçe Çeviri”yi esas alarak çok rahatlıkla anlamları kelimelerin altına yazabilirsiniz. Tabi Arapçayı az çok biliyor ve Lugat kullanma alışkanlığınızın da olması gerekmektedir. (Tabi bunu çok arzu edenler yapabilirler.)

Bundan sonra kelimelerin manasını tek tek öğreneceksiniz. İnsanlara hem orijinalini hem manasını anlatacaksınız. Namazlarda okuyacaksınız. Orijinali okurken, manasını zihninizden geçireceksiniz.

Suredeki bilgileri düşünüp, İslam düşüncesini oluşturacak, suredeki emirlerin (bu konuda; Emirler ve Nehiyler’i çıkarmada örnek bir çalışma için bkz. EK: IV’de 3 Sure verildi) gereklerini yerine getirmeye çalışacaksınız. Böylece ana dili gibi öğrenme yöntemini takip etmiş olarak, Kur’an Arapçasını kendi kendinize öğrenmiş olacaksınız.

şunu unutmayınız ki; hiçbir çocuk, dil öğrenirken, konuşurken, yazıları okumasını bilmiyordu. Kur’an’ı okumasını bilmiyorum diyerek üzülmeyiniz.

Bu yöntem size okumayı da öğretecektir.

Bu yöntem insanın ‘Yaratılış Kanunlarına’ paraleldir.  Bir yöntem, insanın tabiatındaki özelliklere uyuyorsa insana sevimli gelir, uymuyorsa, ayağı sıkan ayakkabı gibi güçlük verir. Ve bir gün atılır.

Peygamberimiz (sav) de okuma yazma bilmiyordu. Cebrail (as) okuyor, Peygamberimiz okunuşunu takip edip ezberliyor, telaffuz ediyordu. Sonra, Peygamberimiz namazlarda açık sesle okuyor. Namaz kılanlar, Peygamberimizin okuyuşundan dinleyerek ezberliyorlardı. Böylece namazın hikmetlerinden birisi ortaya çıkmış oluyordu. Ana dilleri Arapça olduğu için manasını da anlıyorlardı. Daha sonra, Kur’an sahifelere yazılmaya başlandı. Okuma bilenler okuyarak ezberliyorlardı. Anlamı bilinerek yapılan ezberleme ile insan bilgiye sahiplenmiş oluyor ve kendine maledebiliyordu. Manası ile hafızalarda olmayan, gerekleri yapılmayan Kur’an bilinmiş sayılmıyordu.

Yöntem için asla (esasa) bakmak, ilk günlere inmek, ilk günlerden yöntemi alıp bugünlere getirip, uygulamak gerekmektedir. Ve bu yöntem aynı zamanda insanın yaratılış özelliklerine uygundur. İnsanidir, ilmidir, evrenseldir. Ve uygulanabilir bir yöntemdir.

 

Kur’an Çevirilerini (Meallerini) Anlama Problemi ve
Surelerin Diziliş Sırasında Doğan Sorunlar

Çeviri okumaya yeni başlamış bir kişi, Bakara Suresi’nin bazı ayetleri karşısında anlama güçlüğüne düşüyor. Savaş ile ilgili ayet anlamlarını anlamakta güçlük çekiyor. Ne savaşı? Nasıl bir savaş? Kiminle savaşmalıyım? gibi tereddütlere kapılıyor. (İşte bu ve benzeri sebeplerden dolayı Kur’an-ı Kerim’i Mekki ve Medeni olarak İKİ BÖLÜM’de yayınlamayı uygun gördük.) Bu düşülen durum gayet normaldir. Zira, Bakara Suresi’nin bir alt yapısı vardır. Alt yapısı (ya da o konuların/surelerin alt katı/mekki surelerde anlatılan yaşanmış olaylar var), Bakara Suresi’nden evvel gelen 86 civarındaki suredir. Bu sureler anlaşılmadan, bu surelerdeki doğal gelişim anlaşılmadan insan Bakara Suresi’ni nasıl anlasın?!

Bazıları diyor ki; Kur’an’ı indiren Allah, surelerin dizilişini hiç yapmaz mı? Elbette Allah’ın gücü her şeye yeter. Bunun soru olması dahi gülünç. Ancak insan hikmetlerden kaçını anlayabiliyor ki? Kur’an’ın iniş sırasına göre dizilmesi veya bugünkü sırada tertip edilmesi çeşitli hikmetleri olan olaylardır. Hikmetlerinden ikisi şunlar olabilir: İniş sırası anlamak içindir, mevcut sıra ise Hukuki hükümleri çıkarmak içindir. İnsanlar her iki sıradan da istifade etmelidir. Her iki sıraya göre de çeviriler (mealler) olmalı. İsteyen iniş sırasını okuyarak istifade etmeli, isteyen de mevcut sırayı izleyerek istifade etmelidir.

 

B- BATIL İNANÇLAR PROBLEMİ

İnanç demek; insanların kesin olarak var ve gerçek kabul ettiği şeylerdir. Bir insan bir şeye bu kadar bağlanırsa, gerçek sanırsa elbetteki bu bağlanış her türlü düşünce ve davranışına etki edecektir.

Batıl demek, gerçekte var olmayan, şeylerdir. Kur’an batıl inançların en büyük düşmanıdır. Zira insanda bir  tanecik dahi batıl inanç olsa, bu kişinin Kur’an’ı anlaması mümkün değildir. Zira bu kişi, Kur’an okurken dahi, batıl inancı istikametinde yorumlar üretecektir. Bu yüzden, Kur’an “La İlahe” diyerek tüm batıl inançların atılması için, zihnin tamamen boşaltılmasını, zihinde inanç adına hiçbir şeyin kalmamasını istiyor. Her bilgiden şüphelenme, her bilgiden uzaklaşma, zihnin boşaltılması,  (Bkz. burada okuyunuz Müzzemmil 1-10) tertemiz olması. Temizlenen bir beyin, daha sonra “İllallah” kapsamını anlayabilecektir.

Batıl inançlar bir tane değil, bin tane değil, milyon tane değil, milyarlarca batıl inanç vardır. Hangi birisini sayabiliriz. Saymakla meşgul olacak zamanımız mevcut değil. Öyle bir kaide yazılsın ki; bu sanatı öğrenen kişi, nelerin batıl inançlar kapsamına gireceğini kendisi anlayabilsin.

 

Batıl inançların oluşmasının sebebleri pek çoktur. Bunlardan bir tanesini örnek olarak yazalım.

Bu örnek: Arif b. Sa’d, S. 99, Kaynak Prof. Hasan İbrahim Hasan, Kayıhan Yayınları, “İSLAM TARİHİ”, Çevirenler: Yard. Doç. İsmail Yiğit, Yard. Doç. A. Turan Aslan. Yard. Doç. Sadrettin Gümüş, Hamdi Aktaş, Cilt 4, Sh: 144, Paragraf 2. şunlar yazılıdır:

“Hallac”ın özellikle Hindistan’da öğrenmiş olduğu hokkabazlık ve anlaşılması güç bazı şeyleri yapma sanatı, etrafında toplanan ve onun aşırılığa boğulan görüşlerini kabul eden cahil halkı, son derece etkilemiştir. Hatta bazıları Hallacı, o dönemde Ebu Tahir el-Cennabi sayesinde güçlenmiş Karamatilik mezhebinin propagandistlerinden olmakla itham etmişlerdir. Rivayete göre, Hallac işin başlangıcında halkı Muhammed (sav)in soyundan olanların etrafında toplanmaya davet ediyordu. Üstün maharetiyle avam tabakasını kendisine çekmeyi başardı. Bazı yol kenarlarında çukurlar kazdırır ve buralara su tulumları yerleştirirdi. Bunların biraz ilerisinde başka çukurlar kazdırır, buralara da yemek kordu. Sonra taraftarlarıyla suların bulunduğu yere giderdi. Abdest almak ve içmek için suya ihtiyaç hissettiklerinde bastonuyla yeri açar, suyu çıkarır, ondan içer ve abdest alırlardı. Sonra yemeklerin bulunduğu yere gider, oradan da yemek çıkarır ve taraftarlarına bunların “Evliya’nın Kerameti”nden olduğu vehmini verirdi. Halkı kendisine çekmek için, sadece bu uslübu kullanmakla iktifa etmeyip, mevsimlik meyveleri saklayarak diğer mevsimlerde çıkarma usulünü de kullandı[*].

____________________________

[*] GENİş BİLGİ İÇİN BAKINIZ (Bu vb. uydurma ve Dine atılan İftiraları araştırınız):

01- Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, Mistizmin Ana Hatları, Dr. Cavit Sunar. Not: “Bu eserin son sözü şöyle bitiyor: “İşte Tasavvufun Allah’ı budur!” Sh: 148, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1966.

02- Diyanet İşleri Reisliği Yayınları. Sayı: 81, Kur’an-ı Kerim’in Tetkikine Giriş (Eser; Kur’an, İncil ve Tevrat’ı, Alıntılar ile Mukayese ediyor). Ankara 1960.

03- Hadis Usulü, Doç. İsmail Lütfi ÇAKAN.

04- Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, İslam (İslam-İslam Dışı) Mezhepleri Tarihi. Dr. Neşet Çağatay, Dr. İbrahim Ağah Çubukçu, 1965.

5- İstanbul, Sağlam Kitabevi, 1980. Mevkufat, Mülteka Tercümesi, Tercüme, Ahmet Davudoğlu (2 Cilt).

06- İslam’da Aile Eğitimi (2 Cilt). Uysal Kitabevi, Dr. Abdullah Nasıh Ulvan.

07- Fıkhu’s-Sünne, Seyyid Sabık, Pınar Yayınları, İstanbul.

08- şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye Külliyatı. Tevhid Yayınları, İstanbul.

09- Diyanet İşl.Bşk.Yy., Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları. Dr. Subhi es-Salih, Ankara.

10- Mevzu (Uydurma) Hadisler, Dr. Yaşar Kandemir. Diy.İşl.Bşk.Yy. Ankara.

11- Dine Karşı Din, Dr. Ali şeriati, İşaret Yy. 1990.

12- Hac. Dr. Ali şeriati.

13- İnsanın Dört Zındanı, Dr. Ali şeriati.

14- Anne, Baba Biz Suçluyuz, Dr. Ali şeriati.

15- Muhammed Kimdir? Dr. Ali şeriati.

16- Petrol Fırtınası, Raif Karadağ.

17- İşte Tevhid, Ziyaeddin El-Kutsi, Hak Yy.

18- Esbabü’n-Nüzul, Abdülfettah El-Kadi, Fecr Yy.

19- Seyyid Kutub Külliyatı, Kur’an’ın Mesajı (Mekke Devri), Hikmet Neşriyat A.ş. İstanbul, 1987.

20- Seyyid Kutub Külliyatı, Kur’an’ın Mesajı (Medine Devri), Hikmet Neşriyat A.ş. İstanbul, 1988.

 

 

C- AHLÂK PROBLEMLERİ

Ahlak kelime manası olarak huylar demektir. Bugün ahlak kelimesi terimleşmiştir. Bir bilim olarak doğuda ve batıda okutulmaktadır.

Bilet almak için sırada bekleyen insanların önüne geçmek ahlak kuralları açısınan olumsuz bir davranıştır. Ahlak, hayatın her sahasında geçerli kurallar taşıyan bir bilimdir. Ahlaki davranışlardan bazıları hukukun sahasına alınmıştır. Örneğin hırsızlık, ahlak açısından olumsuz bir davranıştır. Aynı zamanda hukuki işlem gerektiren bir eylemdir.

 

D- HUKUK PROBLEMLERİ

Hukuk: Arapça bir kelime olap HAKLAR demektir. Hukuk problemlerinin nasıl çözüleceği 17. Aşama’da izah edilecektir. (Medeni Sureler yayınlandığında EK Bölüm olarak takdim edilecektir.)

 

E- BİLİM OLUŞTURMA PROBLEMLERİ

Bilimin teorilerinin, bilimin verileri olarak sanılmasından dolayı pek çok problem ortaya çıkmaktadır. Bu gösteriyor ki, bilim adamları ile öğrenciler arasında yeterli anlama iletişimi kurulabilmiş değildir.

Bilim oluşturmak için ortaya atılan teorilere, varsayımlara peşin bir karşı çıkış kişileri şaşırtmaktadır. Zira varsayımı, teoriyi, ortaya atan kişi, bunun isbatlanmış bir veri olduğunu söyleyemez. Lakin bu durum yeterince anlaşılamıyor.

Bir şeyi isbatlamak için önce, zihinde bir varsayım (teori) oluşur. Yoksayılan bir şeyin araştırılması, isbatlanması diye zaten bir şey söz konusu olmaz.

Allah’a inanç bilimsel midir? Bunun için evvela varsayım (teori) ortaya konulur. Eğer yok sayılıyorsa, yok sayılan bir konuyu nasıl araştırıp, isbat edeceksiniz? Allah’ı var sayan ile yok sayanın durumunu düşünelim. Yok sayan nasıl bilim yapacak, nasıl bilim adamı olacak. Bir şeyi yok sayarak, yok olan şeyin isbatını nasıl yapacaksınız. Eğer bir şeyi var sayarsanız, bundan sonra isbata çalışırsınız. İsbat ederseniz bilim olur. İsbat edemezseniz bilimin teorileri olarak kalmaya devam eder. Öyleyse varsayım, yoksayımdan teori düzeyinde daha bilimseldir.

Allah’ı var sayanlar, Kur’an’ı ilk hareket noktası alarak, Kur’an’dan yola çıkarak, kainatta olan, lakin insanoğlunun henüz bilmediği var olanları (reel gerçekleri) isbat ederek bilim haline getireceklerdir. Kur’an birşeylere yok demişse bunlar yok sayılır. Var demişse var sayılır. Var sayılanlardan hareket edilerek, var sayılanlar(ın özellikleri) bilinmeye çalışılır. Bilim kitapları hazırlanarak okutulur. Böylece insanın, toplumun, çevrenin ihtiyaçlarının karşılanmasında, problemlerinin çözümünde bilimden istifade edilir. Bilimlerin metodu, Genel Metodoliji’dir.

Kur’an’ın özel bir ismi “İlim”dir. İlim’de hata yoktur. İnsanların anlayışında hatalar olabilir. Uygulamalarında hata olabilir. Bilimler ise gelişkendir. Her bilimin belirli bir hata toleransı mevcuttur. Kur’an ile Kur’an’dan hareket ederek oluşturulanları ayırmak için Kur’an’a İlim, Kur’an ilk hareket noktası alınarak oluşturulan şeylere ise Bilim adı verilir.

Bilgilerin, bilimleşmesi için asgari dört şartı taşımalıdır:

1- Bilimin konusu olmalı.

2- Mevcut malumatları bulunmalı.

3- Metodu olmalı.

4- Teorileri bulunmalıdır.

Kitabın baş taraflarında, Sayfa XXXII ‘de yazılı olan bilimleri, yeniden oluşturmak gereklidir.

Bilimler, nüfus arttıkça, toplum geliştikçe, zamanın şartlarına göre, aslında doğada var olan, lakin henüz bilemediğimiz gerçekleri bularak insan ve toplum hayatının sağlıklı olarak sürmesine hizmet edeceklerdir.

 

F- EKONOMİK PROBLEMLER

a) Değişim aracı problemi.

b) Planlama problemi.

c) Üretim problemi.

d) Dağıtım problemi.

e) Tüketim problemi.

“Malumu ilan gerekmez”. Bu bir kaidedir. Ekonomik problemler, en çok konuşulan konular arasındadır. Bu nedenle fazla izahata lüzum görülmemiştir.

Problemler, Kur’an yüzünden çıkmış değildir. Problemler, insanların Kur’an’ı gereği gibi anlayamayışından doğmuştur. Problemler, insanların yaptıkları işler yüzünden doğmuştur. Problemlerin doğuş sebebini tesbit etmek fevkalade önemli bir çalışmadır. Zira bu tesbit, gidiş yolunu belirlemede son derece önemli kararlara ışık tutacaktır.

Dil, batıl inançlar, ahlak, hukuk, bilim, ekonomik problemlerin olduğu su götürmez bir gerçektir. Bu problemleri bizler icat etmedik. Bu problemleri 21. yüzyılın insanları da icat etmediler. Bu problemler 13 yüzyıldır süregelen derin problemlerdir. Ve onlar ölmüş gitmişlerdir. Ölenlerin eleştirisi ile kaybedilecek vakit de yoktur.

İhtiyaçları karşılamak için çalışmalar gereklidir. Bu bir yandan sürerken, bir yandan da problemleri çözmek için çalışmalara ihtiyaç vardır. Zira problemler, karşılanamayan ihtiyaçlarımızdır. Problemleri çözmeye çalışmak, bir nevi ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalışmak olacaktır.

Problemleri çözmeye çalışmayanlar, bir gün daha büyük problemlerin altında ezilerek, tarihin tükenmiş toplumları arasına katılır.

İhtiyaçları dengeli olarak karşılamak, problemleri çözmek, problemleri çözerken, çözümlerimizin ileride başımıza daha büyük problemler açmaması için, gelişigüzel kararlar vermemek gerekir. Gelişigüzel kararlar vermemek için de araştırmalara girişmemiz lazımdır

 

ÜÇÜNCÜ AŞAMA:

ARAŞTIRMALAR

 

A- GÜNÜMÜZ ARAŞTIRMALARI

Sayısal Bilimler

1- Fen Bilimleri: Fizik, Kimya, Biyoloji vb.

2- Alet Bilimleri: Matematik, Mantık vb.

3- Pratik Bilimler: Mühendislik, Tıp, Mimarlık, Güvenlik vb.

 

Sözel Bilimler

1- İnsan Bilimleri: Psikoloji, Tarih vb.

2- Toplum Bilimleri: Sosyoloji, Hukuk, İktisat vb.

 

Yaşayan Toplumlar

1- Kuzey Amerika (Ahlaki, siyasi, medeni, iktisadi).

2- Güney Amerika (Ahlaki, siyasi, medeni, iktisadi).

3- Avrupa ve İskandinav (Ahlaki, siyasi, medeni, iktisadi).

4- Asya (Ahlaki, siyasi, medeni, iktisadi).

5- Afrika (Ahlaki, siyasi, medeni, iktisadi).

6- Avusturalya (Ahlaki, siyasi, medeni, iktisadi).

7- Büyük adalar (Ahlaki, siyasi, medeni, iktisadi).

Eldeki bilgilerin doğru veya yanlış olması mümkündür. Bu nedenle bu bilgilerin bilgi kontrol metotları ile kontrol edilmesi lazımdır.

 

BİLGİ KONTROL METODLARI

1- Tahkikat (Evrensel İnsan Olmalıyım)

Annemin, babamın, akrabalarımın, çevremin, okulumun bana öğrettikleri acaba doğru mudur? Tüm bunlardan şüphelenip evrensel bir insan olmak. Böylece aile, çevre, eğitim, tarih zindanından kurtulmak.

 

2- Gözlem (şartlanmış Olmamalıyım)

Dünyada yaşayan başka insanlar da doğruyu biliyor olabilir? Öyle ise bütün insanlarla mümkün olduğu kadar konuşmalıyım, gezmeliyim, görmeliyim, dinlemeliyim…

 

3- Haberleri Tahkik ve Kontrol (Her Duyduğum, Her Okuduğum Doğru olmayabilir)

Okuduğum her kitap, başkalarından bana gelmiş bir haber demektir. Doğru da olabilir, yanlış da olabilir.

 

4- Analiz ve Sentez

Öğrenmek istediğim büyük bir konuyu ayrı ayrı parçalara ayırmalıyım, sonra bu ayırdığım parçaları tek tek incelemeliyim. Daha sonra incelediğim bu parçaları tek tek birleştirip (sentez) bütünü anlamaya çalışmalıyım. Unuttuğum nokta var mı, yok mu kontrol etmeliyim. Öyle ki mümkün olduğu kadar gözden kaçırdığım nokta kalmasın.

 

5- Bütüne Ulaşım (Tümevarım)

Bir kitabın paragraflarını ayrı ayrı düşünmeliyim. Yanlış olup olmadığını etüt etmeliyim. Eğer bu kitabın bütün paragraflarını; tek tek yaptığım bu etütlerim sonucu, doğru olduğuna kanaat getirirsem; artık bundan sonra bu kitapta yazılı olan bilgileri, başka başka kitaplarda olan bilgilerin ve duyduğum şeylerin doğru olup olmamasında ölçü olarak kullanabilirim.

 

6- Bütünden İlk Hareketlere Geçmek (Tümdengelim)

Eğer bütüne ulaşım metodu ile, kendime ‘doğru bir kitap’ bulmuş isem, bu kitaptaki bir noktadan ilk hareketime başlamalıyım. Bu ilk hareketimin sonucu olarak hayatı yaşarken, başka başka bilmediğim şeyleri öğrenmem daha kolay olacaktır. Her konuda ilk hareketi bu doğru kitaptan yaparsam son derece kompleks olaylar ve bilgiler elde etmemde zihinsel çelişkiden mümkün olduğu kadar uzak kalabilirim.

 

7- Deneyi Yasak Olmayan İşleri Deneyerek Öğrenmek (Deneme-Yanılma, Deneme-Başarma)

1, 2, 3, 4, 5 ve 6. metod ile ‘kendime ölçü sayılacak doğru bir kitap’ bulabilmiş isem, bu kitapta yapılması yasak bir iş varsa, bunu yaparak birşeyler öğrenmeme gerek yoktur. Adam öldürmenin nasıl birşey olduğunu öğrenmem için adam öldürmem gerekmediği gibi.

Deneyi yasak olmayan bir işin esasını daha iyi öğrenmem için zihnen kavramış olmam yetmez, aynı zamanda yapmam gerekir. Böylece deneyler ile doğruları daha iyi anlamış, bilgilenmiş olurum.

 

8- Araştırma Teorileri

Aslında var olduğuna kanaat getirdiğiniz, lakin bir türlü çözemediğiniz olaylar olabilir. Bunun için bir teori ortaya atılır. İsbat edilemez ise teori bilimsel bir nitelik taşımaz. Teori olarak kalır.

 

B- TARİH ARAŞTIRMALARI (BİLGİ OLARAK)

a) Konu: İlk insandan günümüze kadar olan tarihin genel çizgileri.

 

b) Malûmatlar: Eldeki tarihi bilgilerin doğru veya yanlış olma ihtimali mevcuttur. Bunun için tarih metoduna göre kontrol edilmesi lazımdır.

 

c) Tarih Araştırmalarında Metod:

1- Tarihçinin kişilik tahlili.

2- Tarih kitaplarında anlatılan olayın aynı sebebler, aynı şartlar altında, aynı engeller olmadan günümüzde de olabilirliğini tahlil etmek.

3- Tarihi; yer, zaman, sanat eserleri, kalıntılar ile denetlemek.

4- Bilgi kontrol metodlarını kullanmak.

5- Kur’an’a aykırı olup olmaması ile denetlemek.

 

d) Tarihte Araştırma Teorileri:

Bugünümüz genel olarak tarihten gelen bir yaşantıdır. Ancak ölmüş kişilerin yaptıkları kendilerine aittir. Bizler sorumlu değiliz. Günümüzdeki problemlerin tarih içindeki doğuşunu, gelişmesini nasıl bileceğiz. Her sonucun önceki gelişmesi ve başlangıcı vardır. Bugünkü sonuçlara bakarak problemin tarih içindeki gelişmeleri ve başlangıcı ile ilgili teoriler üretilir. Bu teoriler ispatlanabilirse bilim olur. İspatlanamaz ise tarih kitabı içerisine alınmaz.

İnsanlık tarihi ile ilgili yazılmış olan eserleri, beş maddelik tarih araştırma metodundan geçirerek, yeniden yazmak gereklidir.

 

C- SÜNNET ARAŞTIRMALARI (BİLGİ OLARAK)

a) Sünnet’in Konusu: Son Resul Hz. Muhammed Aleyhi Selam’ın Allah’ın Resulü olarak yaptığı davranışlar, konuştuğu sözler, verdiği olurlardır.

 

b) Araştırılacak Eserlerden Örnekler:

01- Muhammed Hamidullah’ın hazırladığı İslam Peygamberi Hayatı (2 Cilt).

02- Osman Keskioğlu, A. Himmet Berki’nin hazırladığı, Peygamberimizin Hayatı kitabı.

03- Fıkhu’s-Siyre, Muhammed Gazali.

04- İzzet Derveze, Kur’an’a Göre Hz. Muhammed.

05- Diy.Başk.Yy. İrfan Yücel, Siyer.

06- İmam Malik, Hicri 179, el-Muvatta.

07- İmam Hanbel, Hicri 241, el-Müsned.

08- Darimi, Hicri 255, el-Müsned

09- Buhari, Hicri 256, Sahih.

10- Müslim, Hicri 261, Sahih.

11- Ebu Davud, H: 275, es-Sünen.

12- İbn-i Mace, H: 275, es-Sünen.

13- Tirmizi, H: 279, es-Sünen.

14- Nesei, H: 303, es-Sünen.

15- Dare Kutni, H: 385, es-Sünen.

16- Küleyni, H: 4. asır, el-Kafi (17 Cilt)

17- el-Kumni, H: 4. asır. Me.Le.Y.F

18- Cafer Tusi, H: 4. asır Et.Teh.El.İst.

19- Beyhaki, H: 485, es-Sünen.

20- Mülteka, (Hanefi İlmihali).

(Hicri tarihler, eseri hazırlayanların ölüm tarihlerini gösterir.)

 

c) Sünnet’i Tesbit Metodu

1- Resul’ün doğumundan vefatına kadar olan hayatı için önce 63 adet boş kağıt dizesi hazırlamak, kağıtların üstüne her yılı sıra ile yazmak.

2- Her yıl için tarih kitaplarında yazılı olan bilgileri kağıdın üst tarafına yazmak. Uzun olayların genel karakteristiğini yazarak bu konu ile ilgili kitabın sahife numarasını belirtmek.

3- Tarihi bilgilerin altına bu bilgiler ile ilgili olan ve hadis rivayet kitaplarında yazılı olan hadis rivayetlerini yazmak.

4- Kur’an’ın nüzul sırasına göre, hadis rivayetlerinin hangi ayetler ile bağlantısı olduğunu tesbit etmek. İlgili ayetleri, hadis rivayetlerinin altına yazmak.

5- Yıl, olay, hadis rivayeti, ayetler bağlantısını kontrol etmek. Ve kontrol sonucu birbirine paralellik arzediyor ise, ilgili değerlendirme notlarını yazmak, arzetmiyor ise, ayetler hariç diğerlerini elemek (Peygambere sav. aidiyetini reddetmek).

 

Kısa başlıkları ile;

1- Yıl

2- (Tarihi) olay

3- Hadis rivayetleri (Peygamberin sav. söylediği iddia edilen sözler)

4- Ayetler

5- Değerlendirme notları.

 

Araştırmacılar, araştırmalarının sonuçlarını bir araya getirir. Sonuçlar birbirleri ile karşılaştırılır. Bir fakülte öğrenimi müddeti (dört yıl) bu araştırmalar için gerekli bir zamandır. Araştırma müddeti sonunda elde edilen sonuçlar istişare edilir ve bundan sonra ortak sonuçlarda ittifaka gidilir. İttifak edilen sonuçlar, araştırmacıların müşterek imzaları ile yayınlanır. Yabancı dillere çevirileri denetim altında tutulur.

 

Bu işlerin neticesinde aşağıda yazılı olan külliyat, okumak isteyenlerin hizmetine arzedilmiş olur.

1- Günümüz (coğrafi, itikadi, ahlaki, hukuki, siyasi, medeni, bilimsel, iktisadi).

2- Tarih (coğrafi, itikadi, ahlaki, hukuki, siyasi, medeni, bilimsel, iktisadi).

3- Mütevatir hadisler, meşhur sözler, ahad sözler, yaşayan sünnet.

4- Gerek normal tertibe göre, gerek surelerin nüzul tertibine göre Kur’an-ı Kerim’in muhtelif dillerdeki çevirileri (1. Cilt Mekki, 2. Cilt Medeni Sureler).

5- Bütün çağdaş bilimler.

 

DÖRDÜNCÜ AşAMA:

ASIL

 

İnsanın aslı topraktandır, insanın aslı bir damla sudur. İnsanın aslı zihindir, gibi günlük hayatta cümleler kullanılır. Bu kullanımların ortak noktası, asl sözcüğünün başlangıç, öz, esas, dayanak, çıkış noktası, kaynak gibi anlamlarda kullanılmış olmasıdır.

Zihnin en büyük zorluğu çelişkiler içinde bocalamasıdır. Çelişkiler içinde bocalayan zihin, otomatikman çelişkili kararlar verecek, çelişkili davranışlar ortaya çıkacaktır. Bu nedenle zihne, asl yol göstermesi gereken bir kitap olması gerekir. Bu yol gösterici, rehber; ancak ve ancak içerisinde çelişki bulunmayan bir kitap olabilir.

İçerisinde çelişki bulunmayan kitap hangisidir?

Araştırmacılar yeryüzünde mevcut bütün kitapları inceleyerek, içinde çelişki bulunmayan bir kitap bulmaya çalışsınlar. Yaptığımız araştırmaların sonucunda içinde çelişki bulunmayan bir tek kitap bulabildik. Bu kitap ise, “ORİJİNAL ARAPÇA KUR’AN” ismindeki kitaptır. Kur’an çevirileri akla ve bilimsel kanunlara aykırı değilse ve içinde çelişki yoksa istifade edilecek kitaplardır. Ve inancımız odur ki, çevirilerde de çelişki olmamalıdır. Çelişkili bir çeviri, insanların zihnini olumsuz yönde etkiler. (Biz çevirimizde çelişki olmamasına büyük özen gösterdik, umarız bunu başarmışızdır. Başarı, zafer ancak Allah’tandır.)

Asl olarak Kur’an kabul edilir.

Kur’an’a zıt, aykırı, çelişkili, tezat her türlü anlayış yanlış bir anlayıştır. Kur’an’a zıt olmayan, aykırı olmayan, çelişkili olmayan, tezat arzetmeyen her türlü anlayış ise, doğru bir anlayıştır.

Kur’an’a zıt, aykırı, çelişkili, tezat her türlü davranış kötü davranışlardır. Kur’an’a zıt olmayan, aykırı olmayan, çelişkili olmayan, tezat arzetmeyen her türlü davranış iyi davranışlardır.

 

 

BEŞİNCİ AŞAMA:

USÛL/METOD/YÖNTEM

 

Usûl kelime olarak; aslın çoğulu (asıllar), gidilen yol, esaslar, temel ilkeler, kolaylıklar, prensipler, temel kurallar, kaideler gibi anlamlarda kullanılır. Anlayış Metodolojisi biliminde, bu aşamada Usul terimi ile, “aslı anlama yolu” kastedilmiştir.

Günlük hayattan bir örnek verelim: Pirinç pilavını hayatta hiç yapmamış bir kişiye usul öğreterek, lapa olmamış, yenilebilir bir pilav yaptırtabilirsiniz. Eğer usul öğretmezseniz, bu kişi deneme-yanılma metodu ile öğrenecek zaman ve imkan (pirinç, su, yağ vs.) israfına yol açacaktır. Asl olan pirinç pilavı yapmaktır, lakin bir de bunun usulü vardır. Usuller birbirine zıt olmamak kaydı ile, birbirine paralel usuller, farklılıklar arzedebilir. Asl olanın pirinç pilavı yapmak olduğu da, usulcüler tarafından hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Usûl: Hz. Muhammed Aleyhi Selam’ın anladığı gibi, Kur’an’ı anlamaktır. Hiçbir usulcü, bu asıldan taviz vermemelidir. Hz. Muhammed sav. Kur’an’ı anlamaya ne zaman başladı, bu sırada nasıl bir durumda bulunuyordu. Çevre şartları nelerdi? Kur’an’ı birden bire mi anladı, uzun bir süreç içerisinde mi anladı? Bütün bu sorular usulcülerin cevaplaması gereken sorulardır.

Dilleri Arapça olan bazı kişiler, niçin Hz. Muhammed’e sav. karşı çıktılar. Kur’an’ı anladıkları için mi karşı çıktılar, anlamadıkları için mi karşı çıktılar? Kur’an’ı herkes anlar. Ancak herkes iman etmez. Her iman eden de gereklerini titizlikle yerine getirmez. Titizlikle yerine getiren olur, getirmeyen olur.

Kur’an “Ağrı dağının zirvesine çık” diye yazmış olsa, bu sözü Arap rahatlıkla anlar, Arap olmayan da çevirisini rahatlıkla anlar. Lakin Ağrı dağına çıkılabileceğine kim iman eder, kim etmez. Bu belli olmaz. Kim çıkmaya çalışır, kim çalışmaz bu belli olmaz. Kur’an’ı zeka düzeyi en alt seviyede olan bir insan dahi anlar. Çeviriden de olsa anlar. Çevirilere (bu Kur’an’ın orijinali gibi) Kur’an denilemez. Lakin çevirilerden de Kur’an anlaşılabilir.

 

A- KUR’AN ÇEVİRİLERİ YAPMAKTA USUL

a) Konu: Kur’an’ı, gerek mevcut tertibine, gerekse surelerin nüzul sırasına göre, 14 asır evvel kullanılan dilin özellikleri gözönüne alınarak bugünkü çeşitli ana dillerde ifade etmek.

 

b) Eldeki Mevcut Malumatlar

1- Çağdaş Bilimler

2- Tarihi yayınlar

3- Kur’an.

 

c) Kur’an Çevirisi (Meali) Hazırlamada Metod

1- Şahitliği muteber dil uzmanı olmak.

2- Bir kavram için Kur’an’ı okuyarak, kavramın tefsirini bulmak.

3- Bir ayet için bütün Kur’an’ı zihinden geçirerek, o ayeti hiçbir ayete zıtlık arzetmeyecek biçimde manalandırmak.

4- Verdiği manaları, başka uzmanlar ile istişare ettikten sonra, sonuca bağlamak.

 

d) Çeviri Hazırlamada Uyarılar

1- Çeviri hazırlayacak kişi diğer şartlarla birlikte, aynı zamanda surelerin nüzul sırasına göre bütün Kur’an’ı kısa aralıklarla en az 20 kez okumalıdır. Böylece kelimelerin ifade ettiği manaları daha iyi kavramış olacaktır.

2- Çevirilere konu fihristleri koymak okuyucuyu yanlış yönlendirebilir.

3- Çevirilerde gerek nüzul, gerek normal tertib sırası konulmalıdır.

4- Çeviri yapılacak dilde karşılğı olmayan kelimelerin orijinalleri aynen yazılmalıdır.

5- Kur’an Arapçası öğrenmek isteyenler için, ana dili gibi öğrenme yöntemine göre, kelimelerin arası açılarak, kelimelerin altına çeviri yapılan dildeki anlamı yazılmalıdır.

6- Çeviri yapacak kişi hiçbir meşrebe ve mezhebe (hanefi, şafii, hanbeli, maliki, şii, nurcu, mevlevi, kadiri, rufai, nakşi, halveti, ışıkcı, süleymancı, tarikatçı, partici, irancı, arabistancı, amerikancı vs. vs. gibi) üye veya sempatizan olmamalıdır.

8- Çeviri yapan kişi, surelerin gereklerini yaşıyor olmalıdır.

 

B- KUR’AN ÇEVİRİLERİNDEN YARARLANMADA USÛL/YÖNTEM

a) Konu: Çeviri sahih yapılmış olabilir. Lakin okuyucu nasıl okumalı ki, kendi ana dilinde dahi olsa çeviriden gereği gibi istifade etmiş olsun.

 

b) Eldeki Mevcut Malûmatlar

01- Büyük Boy, Diyanet tarafından yapılan çeviri.

02- Ömer Nasuhi Bilmen, Kur’an Çevirisi.

03- Bekir Sadak, Kur’an Çevirisi.

04- Talat Koçyiğit, Kur’an Çevirisi.

05- Osman Keskioğlu, Kur’an Çevirisi.

06- Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an Çevirisi.

07- Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (Atatürk’ün talimatı üzere yapılan), Kur’an Çevirisi.

08- Ahmet Ağırakça-Beşir Eryarsoy, Kur’an Çevirisi.

09- Hasan Karayaka ve arkadaşları, Kur’an Çevirisi.

10- A. Fikri Yavuz, Kur’an Çevirisi.

11- Süleyman Ateş, Kur’an Çevirisi.

12- Seyyid Kutub Tefrisindeki Çeviri.

13- İbn Kesir Muhtasarındaki (5 Cilt) Çeviri.

14- Mevdudi Tefsirindeki Çeviri ve Mevdudi’nin Dört Terim’i.

15- Hicazi Tefsirindeki Çeviri.

16- Meraği Tefsirindeki Çeviri.

17- Ali Bulaç, Kur’an Çevirisi (ve bkz. kitabın başında KAYNAKÇA’da verilen liste.)

 

c) Kur’an Çevirilerini Okumada Metod

1. Hareket

Surelerin iniş sırasına göre ilk sureyi (İkra) okumak.

a) Defalarca okumak.

b) Rabbimizin bizden neleri istediğini tefekkür etmek ve gücümüzün yettiği kadar gereklerini fiilen yapmaya çalışmak.

c) Hiçbir ayetin bir başka ayet ile ZIT (Çelişkili, tezat, aykırı) olmadığını hiçbir zaman unutmamak. şayet zihnimizde bir aykırılık oluşmuş ise, bu aykırılığın gitmesi için Yüce Alah’a (cc) dua etmek.

d) Anlamadığımız veya bize aykırı gibi gelen bir mana olursa, bu “müteşabih bir manadır, Allah ne kasdetmiş ise, ben ona iman ettim” diyerek, hiçbir şekilde bu anlam üzerinde yorum yapmamak.

e) Öğrendiklerimizi başkalarına da anlatmak.

f) Bazı zamanlar arkadaşlarımızla ayetleri topluca okumak.

 

2. Hareket

Bu işlemleri bitirdikten sonra surelerin iniş sırasına göre ikinci (Kalem) suresine geçmek. Ve aynı (a,b,c,d,e,f) işlemleri bu sure için de yapmak. Ve sonra aynı işlemleri üçüncü sure için yapmak ve böylece günü yaşamak. Ve size ölüm gelinceye kadar devam etmek.

Mekki 86 surenin okuma metoduna riayet ederek okunması halinde, Medeni 28 surenin de anlaşılması için gerekli alt yapı oluşmuş demektir. Böylece Mekki Sureler okunup, anlaşılmadan Medeni Sureler gereği gibi anlaşılamaz.

Allah Resulü de benzer bir metod ile öğrenmişti. Benzer bir metod ile Allah Resulü’nün arkadaşları da öğrenmişlerdi.

Evrensel İslam Hukuk Medeniyeti bilfiil oluşmadan, Medeni (28 Sure) Sureler gereği gibi anlaşılamaz.

Bakınız, Kur’an’ın tertibi yapılırken, bizzat Evrensel İslam Hukuk Medeniyeti tahakkuk etmişti. Böyle bir ortam içinde insanların Medeni Sureleri gereği gibi anlamaları gayet doğaldı. Zira hayatın bütün alanlarında uygulamalar göz ile görünüyordu (Gözlem Metodu).

 

İçinde bulunduğunuz yaşa kadar bilgileri nasıl öğrendiniz bir düşününüz. İşte aynı metod insan psikolojisinin en uyumlu metodudur. Sıra ile;

1- Küçüktünüz. Başkalarından duydunuz. Okudunuz, gördünüz.

Bunun karşılığı namaz, oruç, hac, zekat, kurban, ezan, abdest, gusül, tesettür, Resul adına yalan söylememek (hele bu hadistir, şu hadistir gibi ifadelerle Allah Resulüne ait olduğu zan taşıyan sözleri aktarmamak). Bu sünnetler asırlar boyu kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze gelmiştir. Bir düşününüz; ezan asırlardır okunmaktadır (Kelime-i şehadet içindedir).

2- Daha küçük iken dahi ancak ‘doğru olanlara itaati’ öğrenmediniz mi? Öyleyse Allah’a itaatin esas olduğunu fark etmeniz lazım. Eğer farkettiyseniz bunun bir göstergesi olarak haram (cinayet, hırsızlık, iftira, uyuşturucu, zina, domuz eti yemek, pis şeyleri yemek, içmek vb.) olan şeyleri yapmamanız, hiçbir tevil yolu(dar’ul harp gibi)na gitmeden haramları yapmamanız gerekir.

3- Kendi kararlarınızı kendiniz verecek yaşa geldiniz (Akil baliğ çağı geçtiniz). Artık araştırma çağındasınız. Yukarıda yaptığınız yaşayan sünnetleri yerine getirmeye, haramlardan korunmaya devam ediyorsunuz. Kur’an çevirilerini okumaya 1. Hareket’te geçen (c) şıkkındaki metod gereği başladınız. Bu metod gereği şu yetenekleri zamanla (metodu izlemeye devam ederseniz) kazanacaksınız:

A- Okuma, anlama (Sure bütünüğü, anlayış bütünlüğü)

B- Anlama-tefekkür (İdrak bütünlüğü)

C- Tefekkür-hissetme (Kalb bütünlüğü)

D- Duyuş ve gereklerini yerine getirme (Amel bütünlüğü)

E- Hakkı ve sabrı tavsiye (İman bütünlüğü).

Surelerin iniş sırasına göre, arapça bilmeseniz dahi, surelerin peşine takılınız. Yani sureyi rehber (imam) kabul ediniz. Sureyi şöyle yaşamaya çalışınız.

1- Suredeki emirleri kesinlikle yapınız.

2- Suredeki nehiyleri kesinlikle yapmayınız. (Yasaklardan kesinlikle kaçınınız).

3- Suredeki tavsiyelere gücünüz yettiğince uymaya çalışınız.

4- Suredeki bilgileri öğrenip, anlatınız. Bu dört işlemi samimiyetle yaparsanız sureyi yaşamış olursunuz. İkra (Alak) suresinden başladınız. Sonra Kalem Suresi, sonra sıra ile inen sureler. Yolculuğunuz hayırlı olsun. Bakalım sureler sizi nereye götürecek?

 

 

 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Son Yorumlar