Soru öğrenmek için sorulur, kafa karıştırmak için değil?!..

14 Eylül 2011, Ayetlerle Düşünmek, Yorum Yok »

SORU SORDUĞUMUZ İNSANLARA,

AYNI ZAMANDA UYMUŞ OLDUĞUMUZU DA UNUTMAYALIM…

|

Bu düşülen notlar yanlış anlaşılmasın diye şöyle bir not düşmemizde fayda var: Araştırmak, istişare etmek, öğrenmek anlamında SORULAR SORULMASIN denilmek istenmiyor burada…

Bir konuda bilgi sahibi olduğu halde; kişi ya da kişileri saptırmak (yanlışa sürüklemek) anlamında soru soranlara yöneliktir açıklamalar. Özellikle Face ortamında yaşadığımız/karşılaştığımız kişilere cevap niteliği taşımaktadır. Bu insanları nasıl tanırız: Bir soru sorar herhangi bir konuda; siz cevap verirsiniz, sonra bir bakarsınız ki: ADETA O DEĞİL SORAN, SİZ SORMUŞSUNUZ GİBİ size bilmediğiniz şeyleri anlatır. Çünkü o konuda BİLMEYEN değildir, BİLEN biridir ama böyle bir tavır takınarak sizinle tartışmak ister: AMACI TARTIŞMAKTIR, BAŞKA DEĞİL!..

Bilmeyen insan şöyle yaklaşır: “Size bir konuda soru sormama izin verir misiniz?” der ve sorusunu sorar, sonra konu anlaşıldıysa teşekkür eder, anlaşılmadıysa: “Şu kısmı anlamadım, biraz daha açar mısınız” diye ricada bulunur: İYİ NİYETLİ İNSANI BÖYLE TANIRSINIZ!..

Dolayısıyla soru sormanın da bir adabı var!

Birincisi soru: Öğrenmek için sorulmalı.

İkincisi: Soru öğrenmek için sorulmalı.

Öyle sorular soruluyor ki; hem soranın kafası karışık, hem de sorulanın kafası karıştırılmak istenmekte. Biz bunu görüyoruz; soranın sorusunda niyetini de görüyoruz. Öğrenmek için soranlarla, kafa karıştırmak için soranları ayırdedebiliyoruz.

 

Ve herkes kendine şu soruyu sorsun lütfen:
GERÇEKTEN KUR’AN MEALİ OKUDUM DA YÜZÜSTÜ MÜ BIRAKILDIM?!

Yani bu aynı zamanda şu demektir; “Zihnimde oluşan soruların cevabını Kur’an’da bulamadım mı?!” Çünkü bana o kadar çok soru soruluyor ki; BEN KUR’AN’DAN BİLMESEM NASIL CEVAP VEREBİLİRİM?! Soru soranı SORDUĞU SORULARIYLA TANIYORUM aslında. Çünkü Kur’an okumuş olsaydı diyorum; bu ve benzeri soruları sormazdı?! Yazık, bize de yazık; soru sordukları başka insanlara da yazık.  Sorulan sorularla ilgilenerek, yani cevaplar hazırlayıp vererek geçireceğimiz zamanı kendi çalışmalarımızla geçirirdik.

Bir soru olmasın ki, cevabı KİTAP’ta/Kur’anda olmasın?! Ama MİLLET HAZIRCI. Ağzını açmış bekliyor ki; birisi o lokmayı ağzına kadar getirip koysun. Tabi O BİLGİ DE KALICI OLMUYOR. Kalıcı bilgi OKUYARAK veya BİR ÇALIŞMA SONUCU ELDE EDİLEN BİLGİDİR.

 

Allah böyle dediği halde:

«1. RAHMAN olan Allah;
2. Kur’an’ı öğretti.» [RAHMAN SURESİ’nden]

 

Ve şöyle:

«16. Onunla acele hüküm/karar vermek için dilini hareket ettirme!
17. Onu toparlamak
ve
Kur’an haline getirmek (hükmünü oluşturmak) Bize düşer.
18. Öyleyse;
Biz onu (Kur’an’ı bir bütün olarak) toparladığımızda,
sen de hemen sana okunana (ondan çıkan hükme) uy!
19. Zaten onu açıklamak Bize aittir.» [KIYAMET SURESİ’nden]

 

O ZAMAN BİZE DÜŞEN; VAHYEDİLMİŞ OLANA/KUR’AN’A UYMAK

«104.DOĞRUSU size,
Rabbinizden basiretler (anlama ve kavrama araçları) gelmiştir!
Artık kim görürse, yararı kendisinedir.
Kim de (gerçeği görmekten kaçınırsa) körelirse kendi aleyhinedir.
Ve: “Ben sizin bekçiniz/koruyucunuz değilim” (de).
105. İşte böylece; ayetleri çevire çevire açıklıyoruz.
Sana (onlara ayetleri okurken):
“Sen bunların dersini almışsın” diyorlar.
Oysa Biz öğrenmek isteyen bir toplum için,
herkesin anlayacağı şekilde ayrıntılı olarak açıklıyoruz!
106.Rabbinden sana vahyedilene uy (gereğini yerine getir!)
O’ndan başka İlâh yoktur. Ortak koşanlardan yüz çevir!
107.Eğer Allah dileseydi;
onlar(a seçme özgürlüğü vermeseydi) ortak koşamazlardı.
Biz seni onların üzerine muhafız/bekçi kılmadık.
Ve sen onlar üzerine bir vekil/gözetleyici de değilsin.» [EN’AM SURESİ’NDEN]

 

BİR KONUDA veya BİR KAVRAM İLE İLGİLİ ZİHNİNDE BİRŞEY CANLANMADIYSA;
O KONUYLA İLGİLİ GERÇEKLER ZİHNİNDE CANLANINCAYA KADAR
veya
O KAVRAMLA İLGİLİ ANLAM KUR’AN OKUYARAK ZİHNİNDE CANLANINCAYA KADAR SABRET/BEKLE:

Heyecanlanma, sağa sola saldırma; zihnini bulandırma; ŞİRKE DÜŞME!..

«108. DE Kİ: “Ey insanlar! Rabbinizden size gerçek gelmiştir.
Kim doğru yola gelirse kendi nefsi için doğru yola gelmiştir.
Kim de saparsa kendi aleyhine sapmıştır.
Ben sizin vekiliniz/bekçiniz değilim.”
109. Sen, sana vahyedilene (Kur’an’a) uy/gereğini yerine getir!
Allah hükmünü verinceye kadar sabret/bekle!
O, yargıçların (adaletle hüküm-karar verenlerin) en iyisidir!» [YUNUS SURESİ’nden]

 

DOLAYISIYLA;

Allah’a güvenin!.. Eninde sonunda (bugün yanlış olsak ta) bir gün en doğruya yakın görüşe/düşünceye bizi ulaştıracaktır…

Yıllarca biz de bu hatayı yaptık. Bir yerden yeni bir görüş/düşünce esintisine uyduk ve insanları da buna davet ettik ve hatta inanmaya zorladık (Allah bizi affetsin).

Oysa Allah; insana kazandığından başkası yoktur, der…

Bu her konuda böyledir.

 

Aşağıdaki ayetleri bu anlamda dikkatle okuyalım lütfen:

İyiliği sonsuz, İkrâmı bol Allah’ın adıyla;

|

« 59. (Azdıranlara): “İşte şunlar da;
körü körüne size uyan bu topluluk da,
sizinle beraber cehenneme girecek” (denir).
(Uyulanlar, uyanlara): “Onlar rahat yüzü görmesin,
onlar mutlaka cehenneme atılacaklardır” (diyerek;
onları yanlarında görmek istemeyeceklerdir).
60. (Uyanlar, uyulanlara) derler ki:
“Hayır, aksine sizler; asıl siz rahat yüzü görmeyin!
Bu azabı bize siz sundunuz.
Bu ne kötü bir duraktır!”
61. “Rabbimiz!” diye yalvaracaklar;
“Bizim buraya girmemize kim sebep olduysa,
onun ateşteki azabını kat kat arttır.”» [SAD SURESİ’nden]

|
Benim hiç kimseyi HERHANGİ BİR KONUDA ikna etme gibi bir görevim yok. Kimseyle de bu anlamda uğraşacak değilim ve uzun bir süredir de uğraşmıyorum. Aklı olan her insan düşünüyor.  Kur’an okuyacak ve anladığı neyse onunla amel edecek. Yarın Huzur-u İlahi’ye vardığında: EY RABBİM; BEN BU KONUYU KUR’AN OKUYARAK ANCAK BÖYLE ANLAYABİLDİM, diyebilsin. Evet bugün böyle anlayabilir, yarın bu anlayışı yine Kur’an ile değişebilir. Ölünceye kadar bu böyle devam eder.

Ama: “Falan kişinin aklına uydum, onun görüşüne tabi oldum”, bunlar geçerli mazeretlerden olmayacak.

 

ONUN İÇİN BU VESİLE İLE;
SORULARIMIZ MÜMKÜN MERTEBE ALLAH’A (DOLAYISIYLA KUR’AN’A) SORALIM…


İyiliği sonsuz, İkrâmı bol Allah’ın adıyla;

|


«99. Peygamberin üzerine düşen ancak tebliğdir.
Allah sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir.
100. (Ey Muhammed!) De ki: “Kötü ve çirkin olan şeylerle,
iyi ve güzel şeyler bir olamaz.
Kötünün çokluğu hoşunuza gitse bile.”
O halde ey akıl sahipleri (aklını kullananlar),
Allah’a karşı gelmekten sakının ki, kurtuluşa eresiniz.
101. Ey iman edenler!
Açıklandığı zaman sizi üzecek şeyler hakkında soru sormayın.
Zira Allah; Kur’an indiriliyorken (siz Kur’an’ı okuyorken)
gerekli olan herşeyi size açıklıyor.
(Açıklamadığı sorularınızı ise;) Allah onları size bağışlamıştır.
Allah çok bağışlayandır, halîmdir.
102. Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da
sonra (inanmadılar) o yüzden kâfir oldular.
Allah (cahiliyet devrindeki âdet üzere)
kulağı yarılıp salıverilen ve putlara adak yapılan develerle,
putlar için kesilen erkek koyunların
ve
sırtı yüke haram kılınan develerin hiçbirini meşru kılmamıştır.
Fakat küfredenler, Allah’a yalan uydururlar.
Onların çoğunun akılları ermez.» [MAİDE SURESİ’nden]

|

Bu ayetlere olan imanım doğrultusunda mümkün mertebe ben; KUR’AN EHLİ OLAN, yani KUR’AN İLE İLGİLİ OLAN (Kur’an Araştırmacısı) KARDEŞLERİMİN SORULARINI CEVAPLAMAKTAN KAÇINIR ve ONLARI KUR’AN OKUMAYA YÖNLENDİRİRİM; BAZEN DE AZARLARIM, onlar bana kızarlar ama KUR’AN OKUDUKLARINDA NE DEMEK İSTEDİĞİMİ ANLAR VE BANA HAK VERİRLER, derim…

Ama henüz İslâm ile Kur’an ile haşır neşir olmayan insanlara her zaman farklı davranırım ve mümkün mertebe sorularına yanıt verir ve yine onları da KUR’AN OKUMAYA sevketmeye özen gösterir ve DERİM Kİ: “Kur’an okuyun, Kur’an okudukça inanın sorduğunuz ve soracağınız tüm soruların cevabını bulacaksınız…”

 

Meallerde dikkat edilmesi gerekenler

[1] Bilim; varlıkları ve olayları inceler. Bilimin ispatlanmış hükümlerine (yani varlıkların ve olayların bilinen özelliklerine) çeviride/mealde bir zıtlık görürseniz, elinizdeki Çevirinin ilgili satırlarını çizerek, çeviriyi kabul etmeyiniz. Gönderilmiş Kitap Kur’an ile Yaratılmış Kitap Kainat (Bilim) asla çelişmez.

[2] Aklınıza, Mantığınıza, Vicdanınıza ters gelen çeviriyi reddetmeniz en doğal hakkınızdır. Hür iradenizi, hiçbir sınır tanımaksızın, özgürce kullanınız. Hür iradenize ters gelen bir ifadeyi reddetmeniz sizi dinden imandan çıkarmaz. Akıl, Allah’ın ayetidir. Kur’an da Allah’ın ayetidir. Akıl ile Ayet çelişmez.

[3] Mesleğinde uzmanlaşmış kişilere (Bilim Adamlarına) sorunuz. Çeşitli (iyi veya kötü) olayları yaşamış kişilerin tecrübelerini dinleyiniz. Çevirinin bütünlüğü içerisinde birbirini tutmayan, çelişkili anlatımlar tespit ederseniz, çelişkileri çiziniz ve kabul etmeyiniz. Kur’an’da çelişki olmaz. (Bkz. Zümer: 27-28). Dolayısıyla Meallerde de çelişki olmamalıdır.

[4] Bu Çeviri; büyük oranda (%60-70) her satırın üzerine orijinal metinden ilgili kısmı yazılabilecek şekilde düzenlenmiştir. Arapça bilenler, Çevirinin bu özelliğini hemen görebilirler. Bundan dolayı, yer yer devrik cümleler oluşmuştur. Devrik cümlelerin kullanılması hızlıca okumaya engel olmaktadır. Bu durum Çevirinin (okuyanın lehine) ağır ağır, yavaş yavaş, düşüne düşüne, anlaya anlaya okunmasını bir zorunluluk haline getirmektedir. Ayrıca, Allah kendisine atfen söylediği: “Ben, Biz, O” ve kulların veya Peygamberlerin hitabet olarak: “Sen, Sana, Sen’den” kelimelerinin baş harflerini büyük yaparak özelleştirmiş olduk. Başka bir özellik de: Arapça orijinali aynı olan kelimelere, Türkçe karşılık olarak birden fazla anlam vermeyi tercih ettik. İstedik ki; okuyucu Türkçe anlam zenginliğini
de yaşasın ve Meal, her kültürden insanımızı bu farklı kelimelerden biriyle kuşatsın. Bir başka bilgiyi de paylaşacak olursak; okuyucu okurken gözlerini aşağıya kaydırarak ayetlerden kopmasın diye de çok fazla dipnot koymadık. Mecbur kalmadıkça da parantez kullanmamaya özen gösterdik.» [İniş Sırasına Göre Kur’an; Akıl ve Bilim Işığında Türkçe Çeviri, adlı eserin SUNUŞ Yazısı’ndan alıntılanmıştır.]

 

Hem yetenek kazanır hem de Kur’an’ı yaşarsınız

“Surelerin İniş Sırasına Göre” yapılan Çeviriyi defalarca okuduğunuzda
zamanla şu yetenekleri kazanırsınız:

a) Okuma – Anlama = Sure bütünlüğü, Anlayış bütünlüğü.

b) Anlama – Tefekkür = İdrak bütünlüğü.

c) Tefekkür – Hissetme = Kalp bütünlüğü.

d) Duyuş ve gereklerini yerine getirme = Eylem bütünlüğü.

e) Hakkı ve sabrı tavsiye = İman bütünlüğü.

Arapça bilmeseniz dahi Surelerin İniş Sırasına Göre peşine takılınız. Yani Sureleri rehber/önder kabul ediniz. Bir Sureyi şöyle yaşamaya
çalışınız:

1- Suredeki emirleri kesinlikle yapınız.

2- Suredeki nehiyleri yapmayınız, yani yasaklardan kesinlikle
kaçınınız.

3- Suredeki tavsiyelere gücünüz yettiğince uymaya çalışınız.

4- Suredeki bilgileri öğrenip anlatınız/başkalarıyla paylaşınız. Bu dört işlemi samimiyetle yaparsanız Kur’an’ı ve İslam’ı yaşamış
olursunuz. Alak Suresi’nden başladınız. Sonra Kalem Suresi, daha sonra sıra ile inen Sureler. Bu şekilde Mekki Sureleri okumak, bizi Medeni Sureleri anlamaya hazırlar. Yolculuğunuz hayırlı olsun. Bakalım ‘SURELER’ sizi nereye götürecek? [SUNUŞ Yazısı’ndan alıntılanmıştır.]

 

KUR’AN BU ŞEKİLDE OKUNDUĞUNDA ANCAK ANLAŞILABİLİR; PEKİ BU ŞEKİLDE KİMLER OKUYOR DA ANLAYAMIYORUM DİYOR?!

 

Allah’ın adıyla

1. EY SEN; kendisine ağır bir sorumluluk yüklediğimiz!
2. Geceleyin kalk/gecenin büyük bir kısmında ayakta/uyanık dur;
3. gece yarısında
veya ondan biraz eksilt
4. ya da onun üzerine biraz ilâve et
ve
Kur’an’ı ağır ağır/üzerinde düşüne düşüne oku,
(tabiat ayetleriyle çelişkisiz biçimde) anlamaya çalışarak!..

5. GERÇEK ŞU Kİ; (Açıkeğitim ve Öğretime yönelik faaliyetler için),
Biz sana sorumluluk yükleyen ağır bir söz bırakacağız.
6. Şüphesiz gece (kalkışı, Kur’an’ı okuma/anlama bakımından),
tesirce şiddetli (anlayışça daha uygundur)
ve
özümleme (kavrayış) bakımından daha etkilidir.
7. Çünkü,
senin için gündüz vaktinde uzunca bir meşguliyet vardır.
8. Rabbinin ismini an
ve
(şimdiye kadar din adına edindiğin bilgileri bir tarafa bırakarak)
tüm yeteneklerinle ona (Kur’an’a) odaklan.
9. (O), doğunun ve batının Rabbidir (Sahibidir).
O’ndan başka İlâh/Tanrı (ibadet edilecek) yoktur.
Öyleyse, yalnızca O’nu vekil edin.

10. ONLARIN söylediklerine (karşı) sabret/dayan/diren,
onlardan güzellikle ayrıl.» [MÜZZEMMİL SURESİ’nden]

 

VE ERTESİ GÜN, GÜNDÜZ KİM BU ŞEKİLDE KALKIP İNSANLARA ULAŞTIRDI/İNSANLARI UYARDI DA ANLAMADI?!

Allah’ın adıyla

«1. EY SEN; kendi kabuğuna çekilip yalnız kendisiyle ilgilenen!
2. Artık kalk, uyar!
3. Rabbinin büyüklüğünü ilan et/anlat.
4. Elbiseni (düşünce ve duygularını) temizle/temiz tut.
5. (Her türlü) pislikten (düşünce kirliliğinden) uzaklaş/kaçın.
6. (İyilik olarak her ne yaparsan) çok görerek başa kakma!
7. Rabbin için diren/sabret/dayan!» [MÜDDESSİR SURESİ’nden]

 

HAYATINDA MÜZZEMMİL VE MÜDDESSİR’İ UYGULAMAYAN KUR’AN’I BOŞUNA OKUYOR DEMEKTİR: ÇÜNKÜ HER ZAMAN AYNI ŞİKAYETİ YAPACAKSINIZ: KUR’AN’I ANLAYAMIYORUM, diyecek ve önünüze gelene SORULAR YÖNELTECEKSİNİZ ve onlar da sizi BİR SAĞA, BİR SOLA SAVURACAKLAR. Hayatınız böylece geçip gidecek…

Okuduklarınızı anlamak istiyorsanız; ALLAH’IN EMİRLERİNE UYGUN HAREKET EDECEĞİZ…

Gece okuyacağız: KUR’AN’I ANLAMAK İÇİN ve anladıklarımızı pekiştirmek için de GÜNDÜZ İNSANLARA ULAŞTIRACAĞIZ: Allah’ın; bir Mümin kulunu yetiştirme tarzı/sistemi/yöntemi/metodu/sünneti böyledir… Kur’an’dan biz böyle gördük, böyle anladık ve böyle uyguladık ve Rabbimiz de bize lütfetti. Duamız bu şekilde çalışan herkese lütfetmesidir ki; o vaadinden asla dönmeye Allah’tır!..

Yani bana farklı, size farklı uygulamalar asla yapmayandır.

Yüce Allahım hepimizin ilmini ve imanını arttırsın duasıyla;
içten sevgilerimi sunarım.

 

 Dipnot: Ayetler bu linkteki Meal’den alıntılanmıştır: https://www.sadikturkmen.com/sadik-turkmenin-yayina-hazirladigi-kainat-sunnet-ve-akil-bilim-isiginda-kuranin-turkce-cevirisi-anlami-meali/

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Son Yorumlar