Rasûllerin Hareket Metodu’nu Günümüzde ÖRNEK ALMA Denemesi’dir!..

28 Nisan 2011, Sünnet Üzerine, 1 Yorum »

Rasûllerin Hareket Metodu’nu,
Günümüzde ÖRNEK ALMA Denemesi’dir!..

“Asır Suresi Doğrultusunda, Kur’an Bütünlüğünde…”

Sadık TÜRKMEN; Ankara, İstanbul – TÜRKİYE 2004

~ «Ne iş yapıyor olursanız olun bu SİSTEMİ kendi işinize/hayatınıza uyguladığınızda BAŞARI sizi takip edecektir.»
(Okuyup değerli bulan herkes lütfen tüm sanal ortamlarda paylaşsın veya mail olarak sevdiklerine göndersin).

 

Meşhur ve yaşanmış Tarihi bir olayı hatırlatarak söze girmek istiyorum :

<<<Fetih (Gönüllerin değiştiği, kalplerin Merhametle dolduğu) zamanı Hz. Peygamber’in (sav) ihtişam ile Kâbe’ye girişini izleyen Ebu Süfyan’ın karısı Hind : “Biz bu kadar mı körmüşüz, biz nerede yanlış yaptık?” diyerek Süfyan’a müthiş bir serzenişte bulunmuştu. Kahroluş ile birlikte bu serzeniş bir kıskançlığı da açıkça ortaya koyuyordu. “Biz nerede yanlış yaptık?” müthiş bir teslim oluş, nefsi kınayış! Ebu Süfyan’ın cevabı ise onunkinden daha bir dehşetengiz idi; umutların yokoluşu, iktidarın, gücün, otoritenin, putperest zalimin devrilişinin ifadesiydi: “HAYAT TARZIMIZ YANLIŞTI!”

Ondört küsur asırdır nefsimize dur demenin vakti gelmiş ve geçmektedir. Daha fazla geç kalmadan! Her nefs (şu an yaşayan) ölümü tadacaktır. Sonumuz gelmeden, ölümü tatmadan: “Ben nerede yanlış yaptım / Biz nerede yanlış yaptık?” deyip kendimizi; toplumumuzu; geçmişimizi sorgulayalım: Ve çok geçmeden, bir ondört asrın da böyle gitmesinin önüne geçenler biz olalım duasıyla (ÖNCÜLER BİZ OLALIM) ve büyük bir motivasyon ile: “Hayat Tarzımızın Yanlış Olduğu” gerçeğini itiraf edelim: Yanlışı orada burada aramayı bırakıp, suçu ona-buna yüklemeyi terkedip, cesaret ile nefsimizi kınayanlardan, iş işten geçmeden bunu yapanlardan olalım..>>>

 

«17. SONRA da iman edenlerden,
sabrı tavsiye edenlerden
ve
merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.
18. İşte bunlar,
kitabı sağından verilenler/merhametin arkadaşlarıdır!» [BELED SURESİ’nden]


|

Giriş

Bu bir; Vahiy Tarihinde Değişmeyen Yöntemi Açığa Çıkarma ve Rasullerin Hareket Metodu’nu GÜNÜMÜZDE ÖRNEK ALMA Denemesidir!..

“Bu dinin bağlıları iyi bilmelidirler ki; bu din; aslında nasıl ilahi kaynaklı bir din ise; onun hareket metodu da özelliğine uygun olarak yine ilahi’dir. Bu dinin özünü, hareket metodundan ayırmak mümkün değildir.”

Bu bir denemedir. Edebiyat yapmayacağım. Sizleri düşündürerek yormak değil, bir gerçeğin (Rasûllerin Hareket Metodu’nun kavranılarak) bir an evvel pratiğe dökülmesini sağlamaktır amacım.

Aslında herkesin amacı genelde bir gibi görünür. Gerçek amaç: “İslam’ı hayatımıza bir yaşam tarzı olarak almak!” Evet burası doğru! Bir tek “İslam” olmasına rağmen, neden bu “bir tek İslam’ı” hayatımıza bir türlü tam anlamıyla alamadık! Nedeni yukarıda gayet açık. Bir tek İslam’a, milyonlarca düşünen beyinler kendi yanlarından ürettikleri yöntemlerle yaklaştıkları için ‘İslam’ nefislere bir türlü üstün kılınamıyor.

Bu kısa Giriş yazımızda sanırım neyi ele alacağımızı anladınız. Bu çalışmamda sizlere yeni bir Metod / Yöntem teklif etmeyeceğim. Zaten varolanı, yani Rasullerin Hareket Metodu’nu anladığım kadarıyla günümüze taşımaya çalışacağım. Yani yeni bir buluş gibi gözüken gerçekler esasta hep vardır. Ancak onu ortaya çıkarmada biraz gecikiyor olabiliriz.

İşte biz bu çalışmamız ile yeni bir BİD’AT oluşturmuş olmayacağız ki; hele Rasullerin Metodunun karşısına veya yanına kendi yanımızdan bir sistem, bir metod çıkartmaktan Allah’a sığınırız. Ayrıca böyle bir düşüncenin de (yeni bir metod ortaya atma) İslam’ın anlaşılmasına, İslam’ın nefislere üstün gelmesine en büyük engellerden biri olacağı gibi bir inanca sahip olduğumu da belirtmek isterim…

 

 

Asır Suresi Doğrultusunda

Bence Asrın Suresi… Evet her asrın suresi… Bugüne güncelleyecek olursak, 21. Asrın Suresi…

Hani geleneksel kültürde baştacı edilen bir uygulama vardır ya! Birilerinin bir araya gelişlerinde ve ayrılışlarında Rasulullah (sav) hep böyle yapardı, diye yaptıkları…

Gerçekte insan şöyle bir düşündüğünde bu Asır Suresi sanki Kur’an’ın “KİLİT” Suresi gibi geliyor bana. Asır ile “BAŞLA!”, Asır ile “AYRIL!”

Gelin bu kavrayışın derinine hepbirlikte inelim.. Gerek tarih kitaplarında, Siyer’de, Hadis Rivayetlerinde Asır Suresi doğrultusunda çok zenginlikler buluruz.

İşte bu zenginliklerden bir tanesini benim algılayışım: “O gün inananlara Yüksek Motivasyon gücü vermesiydi!” Çünkü bu sure müthiş kuşatıcı bir sureydi. Birey veya Toplum anında bu surenin yüksek motivasyon gücünün etkisi altına giriyordu.

“Asra andolsun!”

Dikkat! Aklımız, kalbimiz nerede olursa olsun “AN”a / “ASR” a çağırılıyordu. İnsan o an nerede ise:

— Dünyasının her neresinde ise!
— Malında mı? Mülkünde mi?
— Çocuklarında mı?
— Kadınlarda mı?
— Erkeklerde mi?
— Saltanatta mı?
— Hevasının peşinde mi?

“Asra andolsun!” ile dikkatler çekiliyordu..
Dünyanın şu an her neresinde isen bana (Yüce Yaratan kastedilmektedir) kulak ver! Bulunduğun yerlerden çok daha iyi ve hayırlı olana kulak ver! Hayallere kanma! Ne malın, ne mülkün, ne çocuklarının, ne eşinin, ne saltanatın sana hiçbir faydası yok! Bu söze kulak ver! Sana fayda verecek olana!..

“Şüphesiz ki insan zarardadır!”

Ne yaparsan yap, ne sahibi olursan ol! “ZARARDASIN EY İNSAN!” Ne hesap bilirsin, ne kitap! Ne kadar da acizsin ey insan! Borç ve Alacak Defteri sanıyor musun ki dünyadaki gibi! Bir hesap tutmaktan bile acizsin! Bak sürekli eksilerdesin! İflas’a doğru gidiyorsun! İFLAS etmişsin haberin bile yok…

“Şüphesiz ki insan zarardadır!”

Ama üzülme! Bu gerçeği de asla unutmadan bak sana bir önerim var..

“Ancak…”

Evet biraz rahatla, bak sana bu iflastan kurtuluş programıdır!.. Şimdiye kadar hep kendi metod ve yöntemini uyguladın, sonuç hep zarar… İflas… Bu programı bir Yaşam Tarzı olarak al ve uygula! Çünkü bu program % 100 uygulanabilirdir…

“İman edenler…”

Sana iflastan kurtulabilme ve insanca yaşama hakkı ve imkanı tanıyorum. İman et… kurtul! Bu kadar basit! Hem artık kendine (hevana) imanı da terket! Senin kendine bile faydan yok. Kendine gelen zararı, iflası bile engelleyebilecek gücün yok. Bunu gördün.

Artık direnme! Rasuller’in Hareket Metodu’nu izle ve kurtul!

Sonra…

“Ve iyi işler / insanlığa faydalı-yararlı işler yapanlar…”

Bu metodu izleyerek artıya geçebilme imkanı da veriyorum sana. Ve hatta;

“Ve hakkı / gerçeği tavsiye edenler…” den olursan kazançlı bile çıkman söz konusu!

“Ve sabrı tavsiye edenler…” Evet üstelik sabreder ve sabrı da tavsiye edersen ekstra lütuf, prim vs. de alabilirsin.

Evet ancak bu metod doğrultusunda iflastan kurtulabilirsin ey insan!

Kısaca Asır Suresi’nin verdiği zenginliği hep birlikte düşünerek gördük… Aslında Asır Suresinin bir de arka planı var. Yani “RASULLER’İN HAREKET METODU” burada gizli. Rasulullah (sav) o gün BU PROGRAMI dört dörtlük uyguladığı için başarılı olmuştur. Bugün biz ve ta kıyamete kadar Rasuller’in Hareket Metodu’nu uygulayacak olan insanlar Allah’ın yardımıyla başarılı olmamaları için hiçbir neden yoktur…

 

 

Allah Kimseye Kendisine Rağmen ‘Metod’ Oluşturma Yetkisi vs. Vermemiştir.

Buna Peygamberimiz ve Rasulller de Dahildir…

 

Bismillah:

“Sen sana vahyedilene sımsıkı sarıl, çünkü sen doğru bir yoldasın.” (43/49)

“İşte bu benim doğru yolumdur, ona uyun, (başka) yollara uymayın ki, sizi onun yolundan ayırmasın. Korunmanız için size böyle tavsiye etti.” (6/153)

“Rabbinizden size indirilene tabi olun. O’ndan başka velilere (dost, evliya, şeyh, her türlü etkin beşeri güce) tabi olmayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!” (7/3)

“Rabbinden sana vahyolunana tabi ol!” (6/106)

“Sana bu Kitab’ı herşeyi açıklayan ve müslümanlara yol gösterici, rahmet ve müjde olarak indirdik.” (16/89)

“De ki: Ben sizi yalnız vahiyle uyarıyorum…” (21/45)

“Kafirlere (gerçeği bildiği halde üzerini örtenlere) itaat etme ve bununla (Kur’an ile) onlara karşı büyük cihad et (müjdele ve uyar).” (25/52) (25/52)

“Sonra bu emirden seni de bir şeriata koyduk. Sen ona tabi ol, bilmeyenlerin hevalarına uyma!” (45/18)

“… Sizden herbiriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik.” (5/48)

“De ki: Ben Rasullerden bir bid’atçı (gerçek olmayanı, varolmayan şeyi uyduran türedi) değilim. Bana ve size ne yapılacağını bilmem. Ben sadece bana vahyedilene (ta ezelden beri tüm nebilere vahyedilen öğretiye) uyuyorum ve ben apaçık uyarıcıdan başka bir şey değilim.” (46/9)

“Arkadaşınız sapmadı ve azmadı. (O) hevadan konuşmaz…” (53/2-3)

(Allah doğru söyledi)

 

Nasıl ki bu dinin sahibi Allah ise, bu dinin başarılı kılınması için, yol ve yönteminin belirlenmesinde de yegane SAHİB Aziz olan Allah’tır! Hiç kimse kendi yanından ekstradan bir yöntem çıkarma, hak ve selahiyyetine sahip değildir. Ki Rasul (sav) de: “Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum.” Evet, Rasul’ün herşeyde vahye uyuyor olduğunu ısrarla (Rasul as. adına) Allah Kur’an’ında vurguluyor. Adeta bilinç altına kazınıyor bu söylem. “Ben kendi kafama göre hareket eden biri değilim. Asla! Kendi yanımdan bir şey icad etmiş, çıkarmış da değilim.” Bu çok önemli…

Gerçekten inanan bir kul hangi konuda problemi varsa şöyle düşünmeli: “Şimdi bu konuda Rabbimin emri, yasağı, tavsiyesi veya bu konu ile ilgili geçmiş ümmetlerden misaller ile hangi bilgi sunuluyor…” diye merak ile Kur’an’a yönelmelidir. Rasul’ün (sav) uygulamasını araştırmalıdır.

Şimdi bizim asıl sorunumuz nedir?

Veya bu yazımızın asıl amacı nedir?

 

 

Üzeri Örtülmüş Bir Sistemin;

Yani Rasuller’in Davet Metodu’nun Açığa Çıkarılmasıdır!..

|

“Bütün insanların her yerde ve her zaman üzerinde durmaları gerekli olan tarihi bir gerçek var. Hem de uzun uzun üzerinde durmaları gereken bir gerçek. Çünkü gerek davet uslübunda ve gerekse davet girişiminde bu gerçeğin kesin bir etkisi vardır.

Bu dava İslam ve insanlık tarihi boyunca örnek olan bir nesli, sahabiler neslini ortaya çıkarmıştı. (Allah onlardan razı olsun ve Selamlarımızı iletsin) Fakat böyle örnek bir nesil bir daha ortaya çıkmadı. Gerçi tarih boyunca bu nesli örnek edinen fertler görülegelmiştir. Fakat bu davanın ilk döneminde olduğu kadar çok sayıda örnek insanın bir araya geldiği hiç görülmemiştir.

Bu durum, sırrını çözebilmek için üzerinde uzun zaman durmamız gereken apaçık, yaşanmış bir gerçektir.

Bu davanın Kur’an’ı önümüzdedir. Peygamber’in (sav) hadisleri, pratik klavuzluğu, tutumu, bunların hepsi, tarihte bir daha benzeri görülmemiş olan o ilk dönem nesli gibi önümüzdedir.

Önümüzde, aramızda olmayan tek unsur Peygamberimizin (sav) şahsıdır. Acaba sır bu noktada mıdır?

Bu davetin yürütülmesi ve etkili sonuçlar elde edebilmesi için Peygamberimizin (sav) şahsının varlığı kesin bir zaruret olsaydı, Allah bu daveti insanlığın tümüne şamil kılmaz, onu sonuncu ilahi mesaj niteliğine kavuşturup yeryüzü durdukça bütün insanlığın akibetini ona havale etmezdi.

Tersine Ulu Allah Zikri (Kur’an’ı) korumayı üzerine alarak bu davetin Peygamberimizden sonra da devam edebileceğini, verimli sonuçlar alabileceğini bildiği için O’nu, Peygamber oluşundan yirmi üç sene sonra nezdine aldığı halde bu dini O’ndan sonra da Kıyamet gününe kadar baki kılmıştır. O halde başarısızlığımızı Peygamberimizin (sav) şahsının aramızda olmayışıyla açıklayamayız.

O halde başka bir sebep aramalıyız. Söz konusu ilk dönem neslini besleyen kaynağı araştırmalıyız, belki burada bir değişiklik vardır. Onların yetişmelerini sağlayan METOD ‘u inceleyelim, belki de farklılık buradadır.

Bu nesli besleyen birinci kaynak sadece Kur’an idi. Peygamberimizin (sav) hadisleri ile klavuzluğu bu ilk kaynağın sadece bir eseri olarak belirmişti. Nitekim Peygamberimizin (sav) ahlakı hakkında sorulan bir soruyu Hz. Ayşe (as): “O’nun ahlakı Kur’an’ın kendisi idi” diye cevaplandırmıştır. (Nesei)

Buna göre, Kur’an, o neslin tek beslenme, davranış ve yetişme kaynağı idi. Bunun böyle olması, o günün insanlığının, kültüre, ilme, yazılı eserlere ve bilimsel araştırmalara sahip olmamasından dolayı değildi. Asla!

Onların bu tutumu bile bile verilmiş bir KARARA ve belirli bir amaca yönelmiş bir METODA dayanıyordu.

Peygamberimizin (sav) kalbi, aklı, bakışaçısı, şuuru ve teşekkülü Kur’an-ı Kerim’de beliren RASULLER’İN HAREKET METODU’nun dışında kalan her türlü yabancı tesirden arındırılmış bir nesil meydana getirmek istiyordu.

Buna göre, o nesil sadece o biricik kaynaktan beslendiği için tarihteki o eşsiz rolü almıştır.

Evet, aslında; “Asıl sorunumuz nedir?”i yukarıdaki cümleler dile getirmiş olmakla birlikte yaklaşık ondört küsur asırdır her nedense bu sorun bir türlü çözülememiş. Bu anlam biz aynı zamanda bu sorunun en kestirmeden çözüm yolunu da dile getirmiş olduk.

Ancak burada en büyük problemimiz bence: “BAŞLA ve BİTİR!” noktasında; ciddi, kalıcı, sonuna kadar götürücü örnekliğe ihtiyaç var. Kim başlayacak ve bitirecek!.. Nasıl başlayacak? Nereden başlayacak?

İşte ben bu çalışmamı bu sorulara cevap olabilir ümidiyle ele aldım. Umarım Rabbimiz bu çalışmamızı sizlerin kalbinde bir esin kaynağı olarak vesile kılar ve ileride bahsedeceğimiz “salih amel / iyi – faydalı iş” i hayatınızda uygulama imkanı vermekle birlikte gayretinizi de arttırır…

 

EN ÖNEMLİ DÖRT ŞEY

1- HAYÂL

2- AMAÇ

3- BİLGİ

4- ÖRNEK OLMAK.

 

Kısaca bu dört önemli şeye değinip esas ilgi alanımız olan RASULLER’İN HAREKET METODU’nu (Kur’an’ın Yaşanmasını Kolaylaştırma Faaliyetlerini) “Asır Suresi Doğrultusunda, Kur’an Bütünlüğünde…” BİR SİSTEM OLARAK sizlere ve tüm bu konuda problemi olanların bilgisine sunmaya çalışacağım…

HAYÂL: Cennet’te olmayı hedefleyerek hayâl kurun. Ve kendinizi cennetteymiş gibi düşünün!

AMAÇ: Cennet’i kazanmak. Allah’ın takdir ve rızasını kazanmak. O’nun hitabına nail olanlardan olmak: “Kullarım arasına gir, cennetime gir!” (Fecr Suresinden)

BİLGİ: Allah’ın takdirini ve rızasını kazanmamızı sağlayacak, dolayısıyla Cennet’i kazanmamıza vesile olacak tek kaynak olan, Bilgi Kaynağımız Kur’an’ı Bir Ders Kitabı olarak algılamak ve kabul etmek…

ÖRNEK OLMAK: Gerekli bilgi donanımımız tamamlanmış ve sürekli Kur’an’dan bilgi akışını sağlıyorsunuz. Bir amacınız var ve o belli. Ve aynı zamanda öyle bir hayaliniz var ki, çok güçlü, olmazsa olmaz türünden ve kimsenin bu hayalinizi çalmasına izin vermeyeceksiniz. İnsandan ve cinden olan HAYÂL ÇALICI ve o sinsi vesvesecilere asla prim vermeyi düşünmüyorsunuz. Ne zaman ki hayalinizi unuttunuz işte o zaman kendinizi başkalarının hayalinin gerçekleşmesi için mücadele ediyor bulursunuz. Ve o gün bir bakarsınız ki, ateşten bir çukurun tam ortasındasınızdır. (Allah korusun… Onun için Kur’an’a yönelerek Allah’ın korumasına girme konusunda tavsiyeleşelim…)

Burada EDİSON ‘un gerçekten çok hoşuma giden ve beni motive eden ilginç bir deyimini sizlerle paylaşmama izin verin:

“Her şey HAZIR olarak BEKLEYEN insanlara gelir, onlar beklerken çok çalışırlar…” (Thomas A. EDİSON)

Ayrıca yeri gelmişken sizlerle bir hikayeyi de paylaşmak istiyorum. Bu hikaye bir DAVETÇİ’yi, yani bir HAYÂLİ olan, bir AMACA sahip olan, BİLGİ yüklü ve ÖRNEK OLMAYA HAZIR olan DAVETÇİ ‘nin neden zamanımızda şaşkına döndüğünü çok güzel ifade ettiğine inandığım bir hikaye:

Günü Yakalayın adlı kitabın yazarı Danny COX bir anısını aynı adı taşıyan kitabında şöyle anlatıyor:

// …Karım ve ben bir Afrika sabahında balonla geziyorduk. Balonumuz havada hafifçe süzülürken, altımızdan bir sürü halinde geçen Güney Afrika antiloplarına rastladık. Sürü bir anda durdu ve sanki yolunu şaşırmış gibi bir duruma geçti. Pilot rehberimize sürünün neden birdenbire durduğunu ve ne aradıklarını sorduk.

Rehberimiz, dünyanın çeşitli ülkelerinden milyonlarca insanı Afrika’ya çeken Güney Afrika antiloplarının aslında iyi bir öğrenci olmadıklarını söyledi. Antiloplar en küçük bir tehlike işareti karşısında şaşkınlığa düşüyorlardı. Çok kısa bir süre için çılgınlar gibi koşuyorlar. Sonra birden duruyorlardı. Durmalarının sebebi KOŞMAYA HANGİ NEDENLE BAŞLADIKLARINI UNUTMALARIYDI!

Yerel uzmanımıza göre Aslanlar, çok iyi bir öğrenciydi ve yaptıkları iş yalnızca Güney Afrika antilopları sürüsünü keyifle izlemek ve duracakları anı beklemekti. Sürü neden koştuğunu unuttuğu anlarda aslanların akşam yemeği zamanı geliyordu. Rehberimize göre, antilopların bellekleri o denli zayıftı ki, bazen unutup uyuyan bir aslana rastlıyorlardı. Aslan uyandığında ise kahvaltısı ayağına gelmiş oluyordu.

Antiloplar bana, planlarını takip etmedikleri için odak noktalarını ya da yönlerini kaybeden insanları hatırlattılar. Bu arkadaşlar bir zamanlar bir planları olduğunu hatırlarlar. Fakat bu planın ne olduğunu ve neden önemli olduğunu bir türlü çıkaramazlar. Planınızı uygulamaya başladığınızda, plan sizin, merkezi odağınız ve amacınız olmalıdır. Ancak böyle olursa tüm enerjiniz ve isteğiniz, çalışmanız hedefinize yönelmiş olur. Konu eylemdir / Harekete geçmedir:

“Bir şeyi harekete geçmeden çok istemek, bunaltı yaratır. Bunaltı ise, düş kırıklığına yol açar.” …//

Evet, hikaye yeterince ilginizi çekti sanırım. Şimşeklerinizin çaktığını ve birazcık da gülümsediğinizi hissedebiliyorum…

En önemli 4 şeyi bir başka örneklemeyle verecek olursak, yani iki örneklemeyle deseydik daha yerinde olurdu…

|

1- Başarının dört sihirli kelimesi, ilk kelime:

DÜŞÜNME: Sizi yönlendiren değerleri ve prensipleri düşünün.

İNANMA: Kendinize ve benimsemiş olduğunuz değerlere, prensiplere inanın.

HAYAL ETME: Yapacağınız işi hayal edin, bu işe benimsemiş olduğunuz değerler ve prensiplerle başaracağınıza inanarak yaklaşın.

CESARET: Hayalin gerçekleşmesi için cesaretle girişimde bulunun.

|

2- Karar alırken düşünmeniz ve takip etmeniz gereken dört ipucu:

* Önce sorunu çok iyi irdeleyin, ANLADIĞINIZDAN emin olun.

* En iyi sonuca ulaşacağınızı DÜŞÜNÜN.

* Sonucu, çözümü kafanızda HAYAL EDİN.

* CESARETLE girişimde bulunun.

|

En iyi kararlar hayali olarak aklınızda canlandırdıktan sonra aldığınız kararlardır.

Mesela bir iş kuracaksanız, bu bir Tekstil Mağazası olsun. (Ben geçmişte İhraç Fazlası Tekstil Ürünleri Satış Mağazası açmadan önce  böyle yapmıştım) Ki hepimizin yapacağı gibi en önce bir semt ve o semtte bir dükkan buluruz.

Evet ben bir semtin en işlek yerinde bir dükkan bulduğumda; her şeyden önce camdan içeri bakıp; mağazamı dizayn ederdim. Kasa, tezgahlar, askılıklar için direkler, elemanlar vs. En ince ayrıntısına kadar hayal ederdim. Hayalimdeki iç dizayni o mağazada yakaladığıma inanırsam ona göre girişimde bulunurdum. Dükkanın biçimi güzel bir dizayne uygun değilse vazgeçerdim. Hatta 2-3 gün üst üste gidip dükkanı gözleyerek hayal ederdim…

Hayalini kurduğum düzenin, sistemin gerçekleşmesi için hemen girişimde bulunurdum. (Tavsiye edilen hayalperestlik değil, gerçekleştirmek üzere zihinde tasarımda bulunmaktır… HAYAL ETMEK)

Yani, hani bilirsiniz yine meşhur hikayelerdendir:

Edison lambayı bulma aşamasında 9.999 kez denemesine kadar herkes tarafından alaya alınıyormuş. Ama o hep lambayı bulan kişi olarak kendisini hayal ediyormuş. 10.000 inci denemesinde başarmış! Kendisine hayalperest diyenlerin durumunu düşünebiliyor musunuz? Ve onlara ne oldu dersiniz? Onlardan benim haberim yok! Ama EDİSON hala insanlığa olan bu hizmetinden dolayı yaşıyor!..

Uçağı, tekerleği, telgrafı, telefonu, bilgisayarı, arabayı ve motorunu bulanlar da aynı yöntem ile buluşlarını gerçekleştirdiler vs. Önce hayallerinde canlandırdılar, sonra ÖRNEK OLDULAR ve BAŞARDILAR!

Bir tavsiye: Sizin için ne ulaşılmaz, başarılmaz gibi geliyorsa, o ulaşılmazı parçalayın ve bölümlendirin… Aynen büyük bir gökdeleni inşa edecekmiş gibi. Bitmiş bir gökdelen gözümüzü korkutabilir! Ama bir gökdelen inşa edeceksek önce temelden başlamalıyız. Sonra birinci kat, sonra ikinci vs. Kat kat çıkarsak zor olanın kolay olduğunu görürüz. Sonra bir de HER İŞ EHLİNE göre KOLAYDIR… Mesela ben inşaat işinden anlamam. Ama bilgisayar dizgi işi benim işim. Nasıl ben bir gökdeleni inşa edene hayransam.. Bir inşaat mühendisi de beni bilgisayarda on parmak yazı yazarken gördüğünde hayran kalabiliyor… “Allah Allah! Bakmadan, hem de çok süratli bir biçimde böyle nasıl yazabiliyorsun!” Evet, aynen benim de “Aman ya Rabbi! Bu gökdeleni nasıl inşa etmişler!” dediğim gibi…

Bazen böyle hayran olmak ve kalmak iyidir. Buradan ilk  yaratılışa gözleri çevirirsek. Sonra dünyaya gönderilişimize. Çocukluğumuza, gençliğimize, kadına, erkeğe, gökyüzüne, uçan kuşlara, uçaklara, dağlara, ovalara, bitkilere, havaya, suya…

Sonra yaşlılığa, en kötü çağa… İhtiyarlığa, ölüme sonra…

Öldükten sonra dirilmeye, parmak uçlarımızın bile tekrar yaratılacağına!

Depremlere, yanardağlara, volkanlara, her türlü doğal afetlere!

Diri diri toprağa gömülen kızlara, helvadan, taştan, topraktan, ağaçtan yapılmış tanrı (!) diye tapınılan putlara; Rasullerin kılı, ayak izi vb. şekillerde putlaştırılan nesnelere!..

Hz. Muhammed (sav) e yüklenilen vahye…

Onun lisanında OKUNAN = KUR’AN’A…

Ve İslam’a…

Ve İslam’ı bizim için seçen…

ALLAH ‘a…

Gözümüzle birlikte KALBİMİZİ çevirir ve açarsak; bu olmaz diye dev gibi görünen, bu zamanda hele Hz. Muhammed (sav) gibi Ümmetin Lideri aramızda değilken yeniden RASULLER’İN HAREKET METODU’nu nasıl EN GÜZEL ÖRNEK OLARAK ALABİLİRİZ? sorusuna karşılık bir tavsiye olarak: Hedeflerine Ulaşabilmen İçin Hedeflerini Bölümlendirebilirsin, diyebiliriz… Mesela o dev gibi görünen hedefini 5’e böl ve zaman ile sınırla.. (yıl, ay, gün, saat vs. gibi)

1- Acil Hedefler

2- İlk Hedefler

3- Ara Hedefler

4- Orta Hedefler

5- Nihai Hedefler

 

 

Acil Hedefler

Ne olabilir… Düşün… Hemen şimdi, şu an ölsen… ecelin gelse… Kendini nerede görüyorsun? Tanımla… Kendini kandırmadan. Herkes kendine şahittir. Az çok tahmin edebilirsin! Evet, daha geri dönüşü olmayan yere gitmeden ve hiçbir mazeretin kabul görmediği yere… gitmeden… varsa sende olan şirkten temizlenmelisin… Arınmalısın… Bunun gibi diğer hedeflerini de kendin belirle. Ta ki nihai hedefin belli olsun… Artık nihai hedefin dünyada neyse, ahirette neyse onu belirleyip ona göre yaşamalısın.

Benim için şu an ACİL HEDEF: Batıl İnançların Yıkılmasıdır… Ve bunun için de Rasuller’in Hareket Metodu ‘nun Açığa Çıkartılıp inananların hayatında AKTİF hale getirilmesini sağlamaktır…

(Örneğin Kudüs’te Kubbetü’s-Sahra denilen yerde yüzlerce batıl inanç oluşturulmuştur.)

 

 

Rasuller’in Hareket Metodu’nda;

Hiç Aksatmadan İzlenmesi Gereken Altı Temel İlke:

 

1) AMAÇ ve İDEALLER (Gaye, Amaç, İdeal, Hedef ve Bir Hayale Sahip Olma İlkesi)

2) LİSTE (İyi, Dürüst, Ahlakı Güzel Olan, Akraba ve Dostları İlkönce Listeye Alma İlkesi)

3) DAVET (Davet, Çağrı, Duyuru Yapma İlkesi)

4) TAVSİYE (Sistemi Anlatma, Gösterme, Tavsiye Etme İlkesi)

5) ÖRNEK OLMA (İnandıklarını İlkönce % 100 Kendi Nefsinde Uygulama ve Yaşama İlkesi)

6) TOPLANTILAR (Biraraya Gelme, Okuma, Sohbet, Kitlelere Bilgi Akışını Düzenli Olarak Aktarma İlkesi)

 

 

Birinci Aşama :

AMAÇ ve İDEALLER

 

“Yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım isteriz.” Fatiha Suresindeki bu hitap ile Gayenin ne olması gerektiği anlaşılmış oluyor:

Ümmetin Büyüğü Hz. Muhammed (SAV) Gayesi neydi? Niçin yapıyordu bu yorucu çalışmaları? İnsanların çeşitli gayeleri var. Örneğin: “Benim gayem para kazanmaktır” şeklinde bir söz söyleyene insanlar alkış tutuyorlar. Para kazanmak. Ne ilginç, büyüleyici bir gaye (!). Para kazanıyor. Bu sefer Parlementer olmayı gaye ediniyor. Ne cazip bir gaye. Vehasıl insanlar gayeleri peşinde koşturup çalışıyorlar.

Acaba Efendimizin Gayesi neydi?

Hedef ile Gaye arasında ne fark var? Ne benzerlik var? Gaye, ulaşılmaya sürekli çalışılan en nihai bir hedeftir. Bazı hedeflerinize ulaşabilirsiniz. Lakin Gayenize henüz varamamış olabilirsiniz. Örneğin Gayemiz ibadet olsun. Gerçekten ibadet ettiğimiz konusunda tatmin olmuş bulunuyor muyuz? Hayır! Öyle ise Gayemize ulaşabilmiş değiliz.

Eğer bir gün: “(ölüp tekrar dirildikten sonra) Kullarım arasına gir, Cennet’e gir!” (Fecr Suresi son ayetleri) diye Allah’ın bir hitabını işitirsek, işte o zaman GAYEMİZE ulaşmış olabiliriz.

GAYE: Allah’a kulluktur. (Gönülden itaat ederek ibadet etmektir) Peygamberimiz de Allah’a kulluğunu en güzel biçimde yerine getirerek vefat etmiştir. Ne güzel bir kul idi! Allah selamlarımızı iletsin.

Hedefleri de bildiren, Sureler idi. Surelerde bildirilen hedeflere ulaşmak için gece demeden, gündüz demeden çalışıyordu. Kulluğun en güzel örneğini oluşturdu.

Bu arada her inanan Rabbin “Kullarım arasına gir, Cennet’e gir!” hitabına muhatap olabileceğini umabilir, hayal edebilir. Ve bu HAYALİNİN gerçekleşmesi için gece demeden gündüz demeden hizmet edebilir.

GAYE: İhtiyaçlarımızın en büyük olanıdır. En şiddetli olanıdır. En fazla elde etmek istediğimiz ihtiyaçtır.

Allah insanı kendisine ibadet için yaratmıştır. Allah’ın hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. İnsan cennette ebedi yaşamayı hak edecek iman, amel ve samimiyette olmalı ki Allah’a ibadet etme gayesine kavuşabilsin.

Öyleyse orijinal deyimi ile Gaye Allah’a ibadettir. Bu ibadetin dünyadaki oluşumları, Kur’an’a uygun olmak şartı ile insanın, toplumun her türlü düşünce, duygu ve davranışları ibadettir. Kur’an’a uygun olmak şartı ile her türlü problemi çözme çalışması, ihtiyaçları elde etme çalışması ibadettir.

İhtiyaçları karşılamak,  Problemleri çözmek, Araştırmalar yapmak, Aslı (Kur’an’ı) idrak etmek, Usulü (Rasuller’in Hareket Metodu’nu)) öğrenmek, Terimleri kavramak, Hedeflere doğru ilerlemek, bütün bunların Allah’a kulluk olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Bunlar unutulursa, gayemiz ibadettir gibi soyut bir ifade biçimi ile insan tatmin olur. Lakin işler yarım kalır.

Ulaşılmak istenen, inanan kişinin hayalindeki ebedi karargah neresidir? Rabbimiz bizlere: “Kullarımın arasına dahil olun, Cennetime girin!” diye hitab ederse, gerçekten mutluluk içinde sonsuza dek, kul olarak yaşayacağız. İşte ulaşılmak istenen yer, yani GAYE bu olmalıdır.

 

 

İkinci Aşama:

LİSTE

 

“Önce, en yakın akrabanı uyar!” (26/214)

Bu ayette; akraba, kan bağı olanları uyarman için listene al olarak anlaşılacağı gibi, aynı zamanda sana en yakın olanı; seni tanıyanı, seni seveni en önce listene al… Senin de onları tanıdığın, bir insan olarak, iyi, dürüst ve ahlakı güzel olan insanları listene alarak ilk önce onlara daveti ulaştır…

Rasuller’in Hareket Metodu’nun = Kur’an’ın Yaşanmasını Kolaylaştırma Faaliyetleri’nin en önemli aşamasıdır bu aşama.

Bugün bile hangi sistemde olursa olsun, herhangi bir insan bir organizasyon oluşturacağı zaman doğal olarak, en yakınlarını, en iyi tanıdıklarını, en güzel biçimde geçinebildiklerini, Organizasyon Kurucusunu seven ve kendisine itaat edecek ölçülerde bir karaktere sahip insanları etrafına toplamıyorlar mı? Herhangi bir dergi, gazete, tv, dernek, vakıf, parti, şirket vs. kuracağı zaman birileri seni, beni veya sokakta dolaşan herhangi bir vatandaşı mı alıyor sisteminin içine. Yani düşünmek lazım!

Hele böylesine önemli, bir meselede Allah Rasulü çok sağlıklı bir liste yapmak durumundaydı. Onu yönlendiren İlahi Güç, ona Rasuller’in Hareket Metodu’nun, stratejilerinden olan bu aşamaları inceden inceye ördürüyordu.

Onun için burada tarihi vesikalara gitmek gerektiğine inanıyorum. İlk inananlar, LİSTENİN ilk başında olanlar gerek Hz. Muhammed (sav) yanında, gerek Rasuller’in Hareket Metodu’nun = Kur’an’ın Yaşanmasını Kolaylaştırma Faaliyetleri’nin seyrinde çok etkin kişi ve karakterlerdir. Bu davada etkin konumdadırlar. Adeta 4+1 = 5 (Dört Halife) ve 10+1 = 11 ‘in (Rasulullah ve Aşere-i Mübeşşire) dairesel olarak düşünecek olursak çemberinde gelişmiş bir Rasuller’in Hareket Metodu = Kur’an’ın Yaşanmasını Kolaylaştırma Faaliyetleri sözkonusudur. Ve ta ölümlerine kadar da Medeniyetin oluştuğu dönemlerde Rasul’ün etrafındaki bu KALİTELİ İNSANLAR yani KURMAYLARI hiç değişmemiştir.

Tarihi vesikalardan iki örnek buraya almakla yetineceğim. Birincisi: Davet Edilecek Kişilerin Seçilmesi ile ilgili, yani Özel Liste yapılması… İkincisi: Bu ilk inanan şahsiyyetlerin İHM = Kur’an’ın Yaşanmasını Kolaylaştırma Faaliyetlerindeki önem ve konumları ile ilgilidir.

SİSTEM ‘in ilk oluşturulacağı her zaman ve her çağda, başlangıç her zaman aynı olmuştur ve olmalıdır da… Yani özel merhale dediğimiz dönem. Bugün ise siyasi organizasyonlarda KULİS olarak bu kavram (birebir etkinlik) ün yapmıştır. Özel davet/gizli davet (kulis) aşamasında, kalabalık yerlerde ve genel toplantı yerlerinde açıkça davet yapılamayacağı için, davet edilecek kişilerin ayrı ayrı seçilmesi gerekir. Bu seçimi yapacak olan kişi davetçidir. Davetçi, şahsiyetlerinden emin olup güven duyduğu kişilerden başlamak suretiyle davetine devam eder.

Rasulullah’ın ilk davet dairesi içerisinde, yeryüzünde davaya ilk inanan insan olan Peygamberimizin (sav) zevcesi Hz. Hatice’ye (as), sonra en samimi arkadaşı Hz. Ebu Bekir (as) ve oğlu mesabesinde olan, evinde ve gözetimi altında büyütüp yetiştirdiği Ali bin Ebi Talib’i (as) ve kölesi (işçi-hizmetli) Zeyd bin Harise (as) yi buluyoruz. Hz. Ebu Bekir davete başladığı zaman da, aynı yolu (Rasuller’in Hareket Metodu gereği) izlemiştir.

İbn İshak, şöyle rivayet etmektedir: “… Sonra Ebi Kuhafe’nin oğlu Ebu Bekir müslüman oldu… Ebu Bekir kavmi içinde sevilen, mütevazi, halim selim bir insandı. Kureyş kabilesinin en iyilerindendi. İyi veya kötü yönleriyle Kureyş’i en iyi bilenlerden biri idi. Güzel ahlaklı ve iyiliği seven bir tacirdir. İlim ve ticaret sahibi olup, toplumda konuşmayı çok iyi bilen bir kişi olduğundan, kavminin ileri gelenleri çoğu işlerinde kendisine danışırlardı. Allah yolunda davete, devamlı olarak sohbetlerine katılan ve himayesi altında olan kimselerden en güvendiği kişilerle başladı.

Onun davetiyle müslüman olanlar: Osman bin Affan, Zübeyr bin Avvam, Abdurrahman bin Avf, Saad bin Vakkas ve Talha bin Ubeydullah’tır. Bu beş kişi herkesten önce İslam’a girmiş, ibadetlerini gereği üzere yapıp davaya sadık kalmışlardı. (Siyer-i İbn-i Hişam)

Görüldüğü gibi, Ebu Bekir (as) davetine, etrafındakiler çok olmasına rağmen, davaya en yakın olan (fıtratı düzgün) ve en güvendiği kişilerden başlamıştır.

Hz. Ebubekir (as) den bahsederken onun özelliklerine dikkat etmek lazım. “İyi veya kötü yönleriyle Kureyş’i en iyi bilenlerden biri idi. Güzel ahlaklı ve iyiliği seven bir tacirdir. İlim ve ticaret sahibi olup, toplumda konuşmayı çok iyi bilen bir kişi olduğundan, kavminin ileri gelenleri çoğu işlerinde kendisine danışırlardı.” Sisteme böyle özellikleri olan insanları katmak lazım. Yani bulunduğumuz toplumun yapısını çok iyi bilen, o toplumu çok iyi tanıyan vs.

Eğer siz bir çalışansanız kendiniz gibi bir çevreye sahipsinizdir. Bir memursanız, bir işadamıysanız, bir işkadınıysanız, bir öğrenciyseniz, bir öğretmen, bir öğretim görevlisi veya üyesi, prof., dr. vs. veya bir hizmetçiyseniz, bir simitçi, bir temizlik işçisi… Elbette kendiniz gibi insanlarla dostluk ve arkadaşlık kurarsınız…

Ama tavsiyem: DAİMA KENDİNİZDEN HER BAKIMDAN ÜSTÜN MEZİYETLERE SAHİP İNSANLARLA İLETİŞİM KURMALISINIZ!.. Kendinizden ne kadar üstün meziyetlere sahip insanlarla dostluk ve arkadaşlık kurarsanız… siz de onlar gibi meziyetlere sahip olabilirsiniz. Yani bir Lider özelliğe sahip biri değilseniz… Liderlerle dostluk ve arkadaşlık kurmalısınız… Veya maddi ve manevi zenginliğe sahip değilseniz… Maddi ve manevi zenginliğe sahip dost ve arkadaşlar edinmelisiniz… Onların düşünce tarzlarını yakalayarak onları modelleyebilir, kopyalayabilir hayatını yeniden organize edebilirsiniz.. Çünkü insanoğlunda müthiş kopyalama / modelleme yeteneği mevcuttur.

İkinci tarihi vesikaya dikkatlerinizi çekmek istiyorum :

Hz. Peygamber (sav) etrafından yani sağlam çekirdek kadro, kurmaylar, ilk müslüman olanlardan hiçbir kimsenin dininden dönmediğini görürüz. Davanın ilk adımlarını yaşayan bu müslümanlar daha sonraları, iman, ahlak, cihad ve fedakarlıklarıyla İslam’ın zirvesine ulaşmışlardır. Müslüman ümmetin en yüksek tabakasının cennetle müjdelenen on sahabi (10+1 = 11) ve istisna olarak onlarla beraber Hz. Ömer (as) den oluşan tabaka olduğunu bilmemiz yeterlidir. Bu tabaka, müslüman toplumunun yönetici neslini oluşturmuştur: Bütün halifeler bunların arasından seçilmiş ve Rasulullah (sav) onlardan razı olarak vefat etmiştir.

Yeryüzünde Medeniyet oluşturmanın yükünü ve bu zalim saldırganlara/teröristlere karşı büyük mücadelenin sorumluluğunu bu çekirdekler yüklenmişlerdir.

Özel merhaleyi (gizli davet merhalesini) bitirip, teröristlerle yüzyüze mücadele merhalesi başladığında, az sonra zikredecek olduğumuz altmış müslümanın, müşrikler tarafından yok edilmesi çok zordu. Bu altmış müslüman kendilerini bekleyen bütün zorluk ve sıkıntılara katlanarak, Allah’ın (cc) rızasına nail olmuş kimselerdi.

Peygamberimizin zamanındaki müslüman toplumun özel/gizli çalışma aşamasında, hür-köle, kadın-erkek, genç, yaşlı ve çocuk olmak üzere, toplumun her grubuna mensup insanların, İslam’a (Barış’a) katıldıklarını görüyoruz. Hatta, Kureyş ve diğer kabilelerin bütün boylarından, Mekke’deki her kabileden en azından bir veya iki kişi İslam’a girerek, müslüman toplumun o günkü yapısını oluşturmuşlardır.

Bu toplumu oluşturan sahabelerin, meşhur olan büyük kabilelere göre dağılımı şöyle:

— Haşim Oğullarından: Hz. Ali, Hz. Cafer (as) içlerinde olmak üzere 6 kişi.

— Ümeyye Oğullarından: Hz. Osman (as) içlerinde olmak üzere 7 kişi.

— Mahzum Oğullarından: Hz. Ammar bin Yasir, Babası Yasir, Annesi Sümeyye (rahmetullahi aleyh.. İslam’ın ilk şehidlerindendirler) içlerinde olmak üzere 7 kişi.

— Teym Oğullarından: Hz. Ebu Bekir (as) içlerinde olmak üzere 4 kişi.

— Adiy Oğullarından: 8 kişi…

— Zühre Oğullarından: Hz. Sa’d bin Ebi Vakkas, Hz. Abdurrahman bin Avf, Hz. Abdullah bin Mes’ud içlerinde olmak üzere 6 kişi..

— Sehim Oğullarından: 2 kişi..

— Camıh Oğullarından: 5 kişi..

— Esad Oğullarından: 1 kişi..

— Amir Oğullarından: 2 kişi..

— Diğer kabilelerden: 9 kişi…

Görüyoruz ki, İslam’a ilk girenlerden yaklaşık altmış kişi içerisinde, Mekke toplumunu oluşturan her kabileden insanlar vardı. (Siyer-i İbn-i Hişam)

Hepimizin malumu olduğu veçhile güçlü kabilelerden, ailelerden insanların katılımı dolayısıyla bu topluluğun fazla zarar görmeden büyümesi, gelişmesi; Büyük Siyasi Deha Hz. Muhammed’in (sav) akıllıca yürüttüğü, özel durum ve konumları olan ailelerden, kabilelerden güzel insanları seçmesi… Bu hareketin İlahi kaynaklı bir yönlendirme olduğundan hiç şüphemiz yoktur.. Bu konuda tam bir iman sahibiyiz…

İşte Rasulullah’ın (sav) bu ilk müslümanlara karşı duyduğu sevginin derecesini belirtmek için, Halid bin Velid (as) ile Abdurrahman bin Avf’ın (as) arasında geçen şu olayı nakletmemiz yeterlidir:

Halid bin Velid (as) ile Abdurrahman bin Avf’ın (as) arasında bir anlaşmazlık çıkmış, Halid bin Velid (as), Abdurrahman bin Avf’ı  yermiş ve sonunda meseleyi Rasulullah’a götürmüşlerdi. O da Halid bin Velid’e şöyle demişti: “Ey Halid; ashabımla uğraşma! Vallahi, Uhud dağı kadar altının olsa ve onu Allah yolunda harcasan, yine de ashabımdan birinin sabah ile akşam veya akşam ile sabah arasında katetmiş olduğu mesafeyi alamazsın.! (Siyer-i İbn-i Hişam, sh. 84., Müslim 2540, İbn-i Mace 161)

Halid bin Velid (as), Rasulullah’ın (sav) ashabından olduğu ve Fetih’ten önce müslüman olup, Allah yolunda bütün malını sarfettiği halde, bütün bunlara rağmen, İslam’ın binası omuzlarında yükselmiş ilk sağlam çekirdekleri oluşturan kişilerden biri olan Abdurrahman bin Avf’ı yerdiği zaman, kendisine bu söz söylenmiştir.

Evet bu ikinci aşamayı incelemeye başlarken de demiştik, bu aşama Rasuller’in Hareket Metodu’nun = Kur’an’ın Yaşanmasını Kolaylaştırma Faaliyetleri’nin en önemli aşamasındandır. Bu kadar uzun yer vermemiz de bundandır.

En yakın çevrenizden başlayarak Listenizi uzatabilirsiniz. Kendi çevrenizi bitirdiğinizde, Listenizdeki insanların listeleri, daha sonra gün içinde karşılaşabileceğiniz herkes Listenize girebilir. Onlarla küçük bir kontak kurmanız kafidir. Kart alır, kart verirsiniz, telefonlaşırsınız. Ve uygun zaman ve zeminde meselenizi açar Davet yaparsınız. Böylece tek başınıza ölünceye kadar çalışsanız, tek başınıza yaklaşık yüzbin kişiye ulaşabilirsiniz. Veya bu davayı bir tek kişi TEK BAŞINA omuzlasa ve 2002 yılı itibariyle böyle bir misyonu üstlenmiş olduğunu varsayarsak 1+1 = 2 ederden değil de… 1+1 = 11 eder katlamalı büyüme sistemiyle hareket ettiğimizde… çok kısa zamanda tüm dünyada tek bir insanoğlunun bile kanı akıtılmadan insanların iyileştiğini görebilmemiz… Düşünce, Duygu ve Davranışlarında İyileştirmeye yönelik bir İyileştirme Projesi ile mümkündür… Bu da ancak insanlığın düşünce, duygu ve davranışlarında yegane iyileşme kaynağı olan Kur’an ile mümkündür…

 

 

Üçüncü Aşama:

DAVET

 

“Ey örtüsüne sarılıp bürünen!
Artık kalk,
uyar.
Ve
Rabbini tekbir et.
Elbiseni temizle.
Pislikten uzak dur.” (74/1-5)

“O halde emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırma. O alay edenlere karşı Biz sana yeteriz.” (15/94-95)

Bu dinin esasını teşkil eden ana hatlar şunlardır:

— Bir olan Allah’a inanmak ve gereklerini yerine getirmek.

— Rasulullah’a (sav) inanmak ve gereklerini yerine getirmek.

— Ahiret gününe inanmak ve gereklerini yerine getirmek.

Bu aşama boyunca üzerinde önemle durulan ana hatlar bunlardır. Bunlar davanın ilk ilanı esnasında ortaya konulan ana ilkelerdir.

Birinci hat, Rasulullah’ın (sav) Kureyşlilere vermiş olduğu şu hutbesinde açıkça ortaya konulmuştur:

“Hamd Allah’a mahsustur, O’na hamdediyorum, O’ndan yardım diliyor, O’na inanıyor ve O’na güveniyorum. Allah’tan başka hiçbir İlah olmadığına, O’nun birliğine ve hiçbir ortağı olmadığına şehadet ederim.

Elçiler halkına asla yalan söylemezler. Kendisinden başka hiçbir İlah olmayan Allah’ın adına yemin ederim ki…”

İkinci hat’ta şu şekilde ortaya konulmuştur:

“Ben özel olarak size ve genel olarak tüm insanlara gönderilmiş olan, Allah’ın elçisiyim..”

Üçüncü hat’ta şöyle ortaya konulmuştur:

“Allah’ın adına yemin ederim ki, siz uykuya dalar gibi öleceksiniz, uykudan uyanır gibi de dirileceksiniz. Kabir’den kalkıp Rabbin divanına varmanız, dünyadaki her hareketinizin hesabını vermeniz muhakkaktır. Neticede hayırlarınızın ve ibadetlerinizin mükafaatını, kötü işlerinizin ve günahlarınızın cezası ve şiddetli azabını görürsünüz, işte o mükafaat ebedi cennettir. O cezada ebedi cehennemdir.”

Bu hat’lar davanın ana ekseni olarak kalmışlar ve aynı zamanda da Örnek Olma meşalesini yakmışlardır. İşte Cehalet ile Hakikatin mücadelesi bu Davet’ten sonra başlamıştır.

“Bu Kur’an insanlara bir tebliğdir, bununla uyarılsınlar. O’nun yalnız Tek İlah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye…” (14/52)

 

 

Dördüncü Aşama:

TAVSİYE

 

“Andolsun, zamana!
Gerçekten insan kayıptadır.
Ancak iman edenler,
Yararlı işler yapanlar,
birbirlerine gerçeği tavsiye edenler
ve
birbirlerine sabrı tavsiye edenler hariç…” (Asır Suresi)

“… Bugün artık kafirler (gerçeği bildikleri halde üzerini örtenler), sizin dininizden umudu kesmişlerdir. Onlardan korkmayın, Benden korkun! Bugün size, dininizi olgunlaştırdım, size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim / beğendim…” (5/3)

Bir insan bir şeyden memnun kalmışsa, ondan mutlu olmuşsa, memnun kaldığı, huzur bulduğu değeri veya herhangi birşeyi bir başkaları ile, hele yakınları, sevdikleri, değer verdikleri kişiler ile de paylaşmak istemez mi? Sahip olduğu ürüne, değere sevdiği insanın da sahip olmasını ister… Hele bu değer Cennet gibi, Allah’ın rızası gibi bir büyük GAYE olursa… Bunun için ne yapar? Beğendiği şeyden o insana da bahseder.. Yani ona da aynı şeyi almasını, aynı değere yönelmesini Tavsiye eder.

İşte dördüncü aşama (TAVSİYE) olmadan bu din asla gelişemezdi. Tavsiye yapılmamış olsaydı bu güzellik asla yaygınlaşamazdı. Onun için Tavsiye’nin de Rasuller’in Metodu’nda yeri çok mühimdir… Ticaretimizde tavsiyenin ekonomik bir değeri olduğu gibi yani bize bir vesile ile tavsiye maddiyat olarak geri dönmektedir… Manevi yaşamda da iyiliği, güzelliği tavsiyenin huzur ile, mutluluk ile harika bir değer olarak bize geri döndüğüne şahit olmamız mümkündür… Nasıl ki Hz. Muhammed (sav) Allah’ın (cc) emriyle Arap halkının diri diri kız çocuklarını öldürmemeleri gerektiğini, onların da kendilerinin de rızkının kefili bizzat kendisinin (Allah) olduğunu teyid etmiştir… Yetimi yoksulu, ihtiyaç sahibini ve komşunun gözetilmesi gerektiğini tavsiye etmiş ve o toplum bu misyonu benimseyerek DAVETE icabet etmiş ve bu DİNİ yaşamında baştacı etmiştir…

Hele mutlu olmuş, huzur bulmuş birinin tavsiyesi, yani inanmış birinin tavsiyesi daha etkindir. Ne zamanki tavsiye durdu, bu inancın da yayılması, nefislerde üstün gelme çabası durmuş oldu. Kim ki tavsiye aşamasını yapmadı onun nefsi de susuz kalmış bitki gibi, çiçek gibi zamanla kurudu, çerçöp oldu, ölüp gitti… Ve işte bu çalışmamızı lütfen yeniden dirilmeye, yeniden kendimizi bulmaya katkısı olan küçük bir  ‘katkı’ olarak değerlendirin… Başarı ancak Allah iledir… En doğruyu O bilir…

Onun için: “Ancak iman edenler” zararda olmaktan kurtulanlardır. Ve bu imanlarının güzelliklerini tavsiyeleşerek paylaşabilenlerdir.

İnancın sağlam temeller üzerine oturtulması zaruridir. Sapık ve batıl inançların insanların hayatını etkisi altına almış olduğu bir toplumda, doğruların ortaya çıkması için gerçek inancın yerleştirilmesi ve sapık inançların yok edilmesi gerekir. Bunun için hakkın ve hakikatin başka insanlarla tavsiye yoluyla paylaşılması gerekir. Çünkü topluma doğru bir yön verip, insanları iyi ahlak sahibi yapacak olan inanç, doğru olan inançtır. Aynı zamanda, bu inanca sahip olan bir müslüman devamlı olarak hakkı savunacak ve kendisinden istenildiği zaman hak yolunda her türlü fedakarlıklara katlanacaktır. Görmüş olduğumuz bütün döneklikler, tereddütler, nifaklar ve hak yolundan vazgeçmelerin sebebi bu inancın zayıflığı, sarsılması ve müslümanların kalbinde gerçek bir zemin bulamamasındandır.

 

Örneğin: Miraç, İsra Suresi 60. Ayetinde belirtildiği gibi rüya olan Vahiy’dir.

«60. Bir zaman sana demiştik ki:
“Rabbin insanlara adaletle davranandır.
(Mirâç/yükselme esnasında) sana gösterdiğimiz rüyayı;
insanlar için,
bir açığa çıkar(ıl)ma aracı olmaktan başka bir şey kılmadık!
Ve Kur’an’da lânetlenmiş,
(zakkum) ağacını da (bir açığa çıkar[ıl]ma aracı kıldık).”
Biz onları uyarıyoruz.
Ancak azgınlıklarını,
daha fazla artırmaktan başka katkıda bulunmuyor.»

(Sadık TÜRKMEN Meali Ücretsiz İndir Linki; https://www.sadikturkmen.com/meal/ )

وَإِذْ قُلْنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِّلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي القُرْآنِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلاَّ طُغْيَانًا كَبِيرًا

Ve iz kulnâ leke inne rabbeke ehâta bin nâs(nâsi), ve mâ cealner ru’yâlletî ereynâke illâ fitneten lin nâsi veş şeceretel mel’ûnete fîl kur’ân(kur’âni), ve nuhavvifuhum fe mâ yezîduhum illâ tugyânen kebîrâ(kebîren).

«Sana: ‘Rabbin şüphesiz insanları kuşatmıştır’ demiştik; sana gösterdiğimiz rüya ile ve Kuran’da lanetlenmiş ağaçla, sadece insanları denedik. Biz onları korkutuyoruz, fakat bu onlara büyük taşkınlık vermekten başka bir şeye yaramıyor.» (Elmalılı Meali)

Bunun tersine Kudüs’te muallak taş diye efsaneler uydurularak bin yılı aşkın süredir cinayetler işlenmektedir.

 

 

Kudüs’te Kubbetu’s-Sahra (Muallak Taş) putunu[*] oluşturmuşlar. Bu putun yıkılması demek, bu taşın üzerine yapılan binayı yıkıp, taşı eski haline getirmekle olur. Ve bu taşın görülmesini bütün insanlara açmakla olur.

[*] Yezid, Medine Medeniyet Merkezi’ni etkisiz kılıp, yeni bir merkez oluşturmak için Kudüs’teki bu efsaneleri, putları oluşturmuş olabilir.

Kezâ; Mescid-i Aksa[**] ismini taşıyan mescid neredeyse put haline getirilmiş. Bu mescid ve bahçesi herkesin istifade edebileceği bir Üniversite haline getirilebilir. Bu Üniversitede Kur’an, İncil, Tevrat ve Zebur Ders Kitabı olabilir.

[**] İsra Suresi 1. Ayetle 60. Ayeti çelişkisiz anladığımız taktirde burada kastedilen Mescid-i Aksa; Sidretü’l-Münteha’daki Mescid olduğu anlaşılır. Dolayısıyla Kudüs’teki Mescid-i Aksa ismini taşıyan Mescid Kur’an-ı Kerim’de kastedilen Mescid-i Aksa değildir. Yezid tarafından Ayetler birbirine aykırı anlaşılarak Kudüs’te inşa edilen Bina’ya Mescid-i Aksa denilmiştir. Aksa kelimesi ise; EN UZAK MESAFE demektir. Medine’ye en uzak Mescid ise Sidretü’l Münteha’daki Mescid’tir.

 

Velhasıl; İslami değerlerin putlaştırılmasına artık son vermenin zamanı gelmiştir. Bu nasıl olacak? Bizi izlemeye devam edin. Aklınıza, Mantığınıza, Vicdanınıza önerilerimiz uygun gelirse kabul edin.

Sizler özgür insanlarsınız.

Özgürlüğünüzü Rabbimiz vermiştir.

Düşünün ve tercih edin, seçim sizin.

 

httpt://www.360tr.net/kudus/mescidiaksa_tr

İşte efsaneleştirilen Kubbetu’s-Sahra’yı bu videoda bir vatandaş nasıl anlatıyor, izliyorsunuz… Bu KUBBE sonradan yapılmış. Sonra o taşın üç tarafı destek alıyor. Boşlukta falan da durduğu yok. Şöyle düşünelim: İÇİ OYULMUŞ BİR MAĞARA veya İÇİ OYULMUŞ BÜYÜK BİR TAŞ PARÇASI…

Doğru iman, akıl ve kalpte yerleşerek, kuvvetli bir bağ ile fikri vicdana bağlar. İman ne donuk bir fikri kanaat meselesi, ne de akli kanaatten oluşan boş duygular manzumesidir. İman, iki yönün de birbirinden ayırdedilmeyecek bir şekilde tam olarak birleşmesidir.

Yanlış iman ise cinayetlere, teröre yol açar.

 

 

Beşinci Aşama:

ÖRNEK OLMA

 

“Salih amel / yararlı işler yapanlar, hariç…”
İnandığın andan itibaren nefsini Manevi Eğitime tabi tutma ilkesidir beşinci aşama..

Eğitim aşamasında, ibadet, itaat ve nafileler kadar nefse tesirli olan daha büyük bir şey yoktur. İbadet, itaat ve nafileler kalbi Allah’a (cc) bağlayarak onun büyük zorluklara ve daha büyük fitnelere karşı kuvvetli olmasını sağlar ve hak üzerinde sabit kalmasına sebeb olur.

Bu aşama, kendini Allah’a verme, ibadet ve gece namazları, gece Kur’an okuyuşları merhalesidir.

El-Bezzar: “Kureyşi Dar’ün-Nedve’de (Kureyş’in büyük toplantılarını yaptıkları merkezdir) toplandı. (Cabir oğlu Ukeyl’in oğlu Muhammed’in şöyle dediğini rivayet etmiştir. Bu adama (Hz. Muhammed’i sav kastederek) bir isim takın da, insanlar ondan yüz çevirsinler” dediler. Kimisi: “Kahin” dedi, diğerleri “Kahin değil” dediler. Kimisi: “Deli” dedi, diğerleri “Deli değil” dediler. Kimisi “Sihirbaz” dedi, diğerleri “Sihirbaz da değil” dediler. Müşrikler bu şekilde hiçbir karar alamadan dağıldılar. Bu haber Rasulullah’a (sav) ulaştığı zaman üzüldü ve elbisesiyle örtünerek uzandı. O bu halde iken Cebrail (as) gelip: (İbn-i Kesir Tefsiri)

“Ey örtüsüne bürünen!
Birazı hariç olmak üzere, geceleyin kalk.
Yarısı kadar
ya da ondan biraz eksilt.
Ya da
onu artır.
Ve
Kur’an’ı ağır ağır, düşüne düşüne oku.” (73/1-4) ayetlerini getirdi.

Allah’ın emrine itaat açısından, zor bir eğitim aşamasıdır, beşinci aşama. Kur’an-ı Kerim bu olayı şöyle yönlendirir:

“Gerçek şu ki, biz sana, ağır bir söz bırakacağız.
Şüphesiz gece kalkışı:
tesirce daha şiddetlidir
ve
özümlemeye daha uygundur.
Çünkü, senin için gündüz vaktinde,
uzunca bir meşguliyet vardır.” (73/5-7)

Gece ibadeti / Kur’an okuyuşu / Namazı kendi başına bir hedef teşkil etmemektedir. Allah (cc) kullarına kesinlikle azab vermek istemez. Fakat, gece namazı / ibadeti insanı Allah’a çok kuvvetli bir bağ ile bağlayan İMANIN TERBİYESİ dir. Allah’a yakınlık vesilesidir. Allah’ın zikrine, O’na yönelmeye ve O’na güvenmeye bir vesiledir:

“Rabbinin ismini an
ve
tüm yeteneklerinle ona yönel.
O, doğunun ve batının Rabbidir.
O’ndan başka ilah yoktur.
Öyleyse yalnızca O’nu vekil edin.” (73/8-9)

Örnek Olmak; Allah Teala’nın adını zikretmek, herşeyi bırakıp O’na yönelmek, O’na güvenmek ve yalnız O’na ibadet etmektir. İnananlara belalara karşı sabır, ezalara karşı tahammül, ihanetlere karşı sebat veren budur.

“O, doğunun ve batının Rabbidir.
O’ndan başka ilah yoktur.
Öyleyse, yalnızca O’nu vekil edin.
Onların söylediklerine sabret
ve onlardan güzellikle ayrıl.
Bolluk içinde yüzen o yalanlayıcıları, bana bırak
ve
onlara biraz mühlet ver.” (73/9-11)

Allah’a (cc) davet eden, O’nun yolunda her türlü zorluk ve eziyete katlanan Allah yolu davetçilerinin, kalplerini ve ayaklarını sabit kılacak olan bu sabra ihtiyaçları vardır. Böyle aşamalarda, ibadet yönüne, manevi yöne, düzenli bir şekilde gece namazlarına ve irşadın devamını sağlamak için eğitici konferanslara önem vermeyen MEDENİYET GÖNÜLLÜLERİ birbirinin ardı sıra dökülmeye ve zorlukların baskısı altında yıkılmaya mahkumdurlar. Yani her zaman yüksek motivasyona ihtiyaç vardır.

Bir davetçi, Allah yolunda ibadet için ayaklarını bir hizaya getirdiğinde gözü, gönlü, duygusu, ruhu ve hayatı Kur’an’la dolu olmazsa, Kur’an’ın Lezzeti kalbine karışmazsa, ibadet ve itaatin lezzetini nasıl alabilir? Kalbinde Kur’an menbalarının kaynayabilmesi için, Kur’an’dan okuyabildiği kadar okumak, onun uyarıcı ve müjdeleyici havasında yaşamalı ve hükümleri üzerinde dikkatle durmalıdır.

Gece namazlarına kalkmak kadar, Kur’an’ın ezberlenmesi, ezberlerin anlam olarak kavranması, müslümanların kalplerinde sonsuz hazlar bırakan ibadet çeşitleridir. Bu yüzden Kur’an’ın ezberlenmesi davetçinin ana hedeflerinden birini oluşturmalıdır. Özellikle de ezberlemeye zihnen daha uygun olan küçük kız ve erkek çocuklar üzerinde ısrarla durulmalıdır.

Bu beşinci aşama, yani manevi eğitimin ne derece önemli olduğuna sanırım hepimiz müdrikiz.

“Rabbinin ismini an
ve
tüm yeteneklerinde ona yönel.”

Gençliğini ve ergenlik çağlarını, ibadet ve itaatle, devamlı olarak Kur’an okumakla, Allah’a itaatle, gece namazlarına kalkarak, yalnız kaldığı yerlerde Allah’ı zikredip ağlayarak, arıların vızıldaması gibi gece yarılarında Kur’an ve Allah’ı anmak ile kalbi titreyerek, Kur’an’ı kalbine ve fikrine silinmez bir mühür gibi basmış olarak geçiren Müslüman bir genç; örnek kişileri yetiştirirken örnek alabileceği bir gençtir. Eğer bu konuda gereken önem gösterilmezse, yapılması için uğraşılan bina dayanıksız olacak ve teröristlerin ilk darbeleriyle çökecektir.

Eğitim olarak, kişisel bütünlüğü sağlamak için gerekli olan yöntem budur.

“Varlık sahibi olup ta seni yalanlayanları bana bırak, onlara biraz mühlet ver. Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azab vardır. Kıyametin koptuğu gün, yeryüzü ve dağlar sarsılır, dağlar yumuşak kum yığını haline gelir.” (73/10-14)

İnanan herkes yukarıda verdiğim Müzzemmil Suresi ayetlerini rehber edinip, her gece Kur’an’ı okumalıdır. Ve ertesi gün Müddessir Suresi doğrultusunda hayatına yön vermelidir.. “Ey Müddessir! Kalk ve Uyar!” Böylece Rabbin manevi eğitimine tabi tutulmuş olunur…

 

 

Altıncı Aşama:

TOPLANTILARA KATILMA

 

“Hiç kuşkusuz Rabbin,
senin, gecenin üçte ikisinden biraz azında,
yarısında,
üçte birinde kalkmakta olduğunu biliyor.
Ve
seninle birlikte olan bir topluluğun da (kalktığını biliyor).” (73/20)

“Nefsini / Kendini sabah akşam, rızasını isteyerek Rabb’lerine yalvaranlarla / davet edenlerle / çağıranlarla beraber tut. Gözlerin dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın. Kalbini bizi anmaktan alıkoyup nefsinin arzusuna uyan ve işi, hep aşırılık olan kişiye itaat etme!” (18/28)

“Sabah akşam Rabblerinin rızasını isteyerek, O’na yalvaranları kovma! Onların (müşriklerin) hesabından sana bir sorumluluk, senin hesabından da onlara bir sorumluluk yok ki, bu zavallıları kovup da zalimlerden olasın!” (6/52)

Peki bu biraraya gelmelerde ne yapılıyordu. Elbette ki Kaynak Kitap Kur’an Ders Kitabı olarak okunuyordu. Öğretmenleri Rasulullah (sav) öncülüğünde…

Bu konu davetçilerin en çok ihtiyaç duydukları konudur. İlmin doğrudan doğruya Kur’an gibi bir kaynaktan alınması, orada Rasulullah’ın (sav) yanında gerçekleşiyordu. Ruhu’l-Kudüs’ün (Cebrail as.), Hz. Muhammed’in (sav) kalbine indirmiş olduğu ayetlerin bir kaçından nasibini alan bir müslümana, bu ayetler kafi geliyor ve yeni bir Kur’an nesli yetiştirmek için yeterli oluyordu. Bu nesil, sadece Kur’an’ın vahyinden ve Rasulullah’ın (sav) vahyi ümmetinin bilgisine açan sözlerinden / hadislerinden başlanıyor ve bununla cahiliye döneminin bütün pisliklerini, inançlarını ve değerlerini siliyor, alemlerin Rabbi olan Allah’tan gelen yeni manalarla kalplerini dolduruyorlardı.

Bu insanların ortamını değiştiren şey, Allah’ın vahyiyle olan günlük buluşmalarıdır. Nefisler, Allah’tan inen vahiyle reaksiyona geçmiş ve kendisini önceki haline hiç benzemeyen yeni bir insan olarak buluvermişti; değerleriyle, duygularıyla, sevinmesiyle, üzülmesiyle, kızmasıyla, rızasıyla, sevgisiyle, gazabıyla, ümidiyle, elemiyle yepyeni bir insan…

Burada dikkatleri bir başka yöne çekip tekrar konuma dönmek istiyorum. Ve bu dikkat çekici noktayı inşaAllah başka bir araştırma yazısı yapmak istiyorum.. Ve yine ileride sizlerle paylaşmayı ümit ediyorum… Mesele şudur: Rasulullah (sav) 40 yaşında Vahiyle muhatap kılınmıştır.. Bunun sebebi hikmetleri çoktur.. Kırk yaşına kadar o toplumun içinde her türlü eğitimi Rabbi tarafından verilmiş olarak o toplumun ve dünya insanlığının karşısına çıkarılmıştır.. Ve bize onun yaşam tarzı bir misal olarak sunulmuştur… Tam 23 yıl süren bir süreç içerisinde Vahiy tamamlanmıştır.. Yüce Yaratan isteseydi bir çırpıda, bir kitap halinde Kur’an’ı komple indirebilirdi.. Neden peyderpey.. bölüm bölüm.. kısım kısım.. ayet ayet indirmiştir? Cevap: İHTİYACA BİNAEN İNDİRMİŞTİR…

Evet toplumun ihtiyacına cevap vererek aralıklı olarak indirmiştir.. İnsanlar birtakım problemler yaşamışlar.. Çözümü Yüce Allah göndermiştir.. Uygulamasını da Hz. Muhammed (sav) yapmıştır.. Onun için ‘O bize en güzel örnek’ olarak takdim edilmiştir.. (Ahzab Suresinde)

Dolayısıyla, 23 yıllık süreci bağımsız bir deneme araştırma yazısı olarak ele almayı düşünüyorum… Bir şeye dikkat çekip geçmek istiyorum… Unutmayalım ki YENİ BİR NESİL ancak ve ancak 23 yıl ila 25 yılda oluşmaktadır… Onun için DEĞİŞİM için 25 yıl sabretmek, direnmek, çalışmak, yorulmak, mücadele vermek zorundadır bu işe gönül vermiş insanlar… Uğraşlarının meyvesini 23 yıl sonra alacaklarını bilerek bu işe koyulmalarında fayda vardır.. Ama adım adım Rasulullah’ın (sav) hayatını izleyerek yürümelidirler… Onun ayak izlerini adım adım takip etmelidirler… Onun yaşam tarzını… Kur’an’ı hayatına uygulama biçimini… Tarihe dikkat ederek… Yıl yıl… Ay ay.. Gün gün… Şu an yaşadığı “ZAMAN” a… “ASR” a modellemelidirler… Yoksa tüm çabaları sonuçsuz kalabilir, üzülebilirler…

Eğitici Önder Hz. Muhammed (sav), bu aşamada ilim kaynağını tekleştirmeye gayret etmiştir. O kaynak da Kur’an’dır. Peygamberimizin yetiştirmiş olduğu nesil, okuma-yazma bilmeyen ümmi bir nesildi. Hak ve Batıl’ın birbirine karıştığı beşeri kültürü almamışlardı. Yunanlıların felsefesinden Romalıların bilimlerinden ve Farisilerin hikmetli sözlerinden uzakta idiler. Bu nesil sadece Allah’ın vahyiyle mutlu olarak yaşadı. Bu vahyi doğrudan doğruya Rasulullah’ın (sav) lisanından alıyorlardı.

Bunun için ilk aşamada, davetçilerin almış olduğu YÖNTEMİN Kur’an’dan kaynaklanmış olduğunu görüyoruz. Müslümanın bu aşamada almış olduğu her şey bu eksen etrafında dönmektedir. Hatta fıkıh, hadis, tefsir, tarih kitapları malumatları ve cahiliye ile cahiliye düşünceleri hakkındaki malumatlarının hepsi bu eksenden çıkış yapmaktadır. Hiçbir ilmi tek olarak kendi başına almamış, bu malumatların hepsini Kur’an ayetlerinden almıştır.

Burada Prof. Seyyid Kutub’un veciz sözünü hatırlamakta fayda var:

“Bu dinin bağlıları iyi bilmelidirler ki, bu din; aslında nasıl ilahi kaynaklı bir din ise, onun hareket metodu da özelliğine uygun olarak yine ilahidir. Bu dinin özünü hareket metodundan ayırmak mümkün değildir.”

Düzenli olarak biraraya gelişlerde Kur’an okunuyor, günlük olarak Kur’an Tertil ediliyordu (Müzzemmil rehberliğinde) yani ertesi günkü yaşantıda hayatlarına uygulayacakları ayetleri programlıyorlardı. Eğer gündüz davette yaşadıkları bir sorun ile karşılaşmışlarsa onun çözümünü arıyorlardı.

Bir de düzenli olarak yapılan biraraya gelişler, toplantılar, fertlerin kendilerine olan güvenlerini arttırıyor ve yollarına devam edebilmeleri için azimlerini güçlendiriyordu. Sahabi Erkam’ın evine gelir, gün boyunca başından geçenleri, yaptığı fikri tartışmaları, duymuş olduğu görüşleri ve kendi ortaya koyduğu delilleri, Rasulullah’a (sav) ve arkadaşlarına anlatıyordu. Eğitici önder ona uygun olan yönlendirmeyi yapar, ya tutumunu öğer, ya düzeltir ya da terketmesini emrederdi. (Burası çok önemli) Çözülmesi güç olan bütün problemlerin çözümünü sağlayan, fitnenin kökünü kurutan ve iç safları kuvvetlendirip birbirine çok sıkı bağlı bir birlik haline getiren fertler arasında sürdürülen düzenli toplantılardır. Bu toplantıların kesilmesi fertler arasındaki mesafenin uzaklaşması, birinci olarak güveni zayıflatır, ikinci olarak iç saflarda bir takım gedikler açar, üçüncü olarak da inanç yapısını zayıf ve gevşek bir hale getirir. Bu netice de çok tehlikelidir.

Şimdiye kadar sizlerle paylaştığım bu fikirler benim değil ümmetindir. Hatta tüm insanlığa aittir. Bu fikirlerde kendinizi bulur, bunları kabullenirseniz tamamen kendinize maledebilirsiniz, bu fikirleri olduğu gibi alabilirsiniz. Çünkü inancımız odur ki; eğer bir fikir kim tarafından benimsenirse benimsensin o; onu sahiplenmelidir. Sahiplenince BİLGİ HAREKETE GEÇECEKTİR… (Eğer insan Bilgi ile harekete geçmez ise adeta Kitap yüklü merkepler ilahi hitabında olduğu gibi anılacaktır) Seyyid Kutub bir fikrin paylaşılması gerektiğinden yanadır.. Tamamen kendi tekelimize alınması taraftarı değildir.. Aynen Rasulullah (sav) “İlim Çin’de de olsa gidip onu alınız!” buyurmaktadır.. Bu söz ile Rasulullah; ilim evrensel bir değerdir, nerede olursa olsun paylaşılmalıdır buyurmaktadır… Kimse ona sahiplenmemelidir.. İlim dünya insanlığının malıdır, denilmektedir… Prof. Seyyid Kutub kız kardeşi Emine Kutub’a yazdığı sekizinci mektubunda ne güzel ifade etmiştir:

“Fikir ve düşüncelerimizi ‘tekel’imize alırsak başkalarının bunları kendilerine maletmelerine kızar, bize ait olduğunu ispatlamaya çalışırız. Bunu, fikir ve düşüncelerimizin zayıf (!) olduğu zaman, kendi irademizin derinliklerinden çıkmadığı, o fikirlerin kendisi, kendimizden daha sevgili olmadığında yaparız.

Saf sevinç, biz daha yaşıyorken fikir ve düşüncelerimizin başkalarının mülkünde olduğunu görmenin doğal semeresidir, onun -bu yeryüzünden ayrılmamızdan sonra dahi- başkaları için azık olacağını düşünmek bile kalplerimizin rıza, mutluluk ve huzurla taşmasına yeter!

Sadece tacirler, mallarını başkaları istismar etmesin diye ticari ilişkilerinde kazanç hususunda hırs gösterirler. Ama fikir adamlarının ve düşünürlerin bütün mutlulukları insanların bu fikirlerini ve düşüncelerini ilk sahiplerine değil de KENDİLERİNE MALEDECEK KADAR PAYLAŞMALARINDA ve ona inanmalarındadır!

Onlar bu fikir ve düşüncelerin sahibi olduklarını düşünmüyor, ancak çevrelerinde aktarıcı ve arabulucu olduklarına inanıyorlar… DESTEK ALDIKLARI KAYNAĞI KENDİLERİNİN YAPMADIKLARINI BİLİYORLAR. İşte bütün kutsal sevinçleri, o asil kaynakla temasta olmalarının huzurlu meyvesidir…”

Allah kendisinden razı olsun! Biz insanlığa ne güzel bir miras bıraktın ey Seyyid Kutub! Senin Yoldaki İşaretlerinle Kur’an’a, İslam’a, Allah’a tevbe ederek yönelen (yıl 1978) ben ve benim gibi binlerce, milyonlarca insan sana müteşekkiriz! Senin bıraktığın yerden bu bayrağı taşımaya çalışıyorum…

Rabbimiz selâmımı sana iletsin…

 

 

Yararlanılan ve Tavsiye Edilen Eserler :
_________________________________________________________________

1- “İniş Sırasına Göre Kur’an, Akıl ve Bilim Işığında Türkçe Çeviri”, Yayına Hazırlayan: Sadık TÜRKMEN, İstanbul 2010.

2- Medeni Sureleri Anlamaya Giriş: SÜNNET (Kur’an’ı Anlama ve Uygulama Metodu), Yayına Hazırlayan: Sadık TÜRKMEN (Hazırlık aşamasında).

3- Fi-Zilal’il_Kur’an Tefsiri, Seyyid KUTUB, Hikmet Yayınları ve Tevhid Yayınları…

 

.

“Rasûllerin Hareket Metodu’nu Günümüzde ÖRNEK ALMA Denemesi’dir!..” için bir cevap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir