rulet sayi tahmini bahis siteleri

Öyle bir yalan uyduruldu ki; güyâ İslâm’ı Sûfiler (Tasavvufçular) yaymış?! İslâm’ı sûfiler değil Hz. Peygamber’in Ashabı yaydı.

08 Ocak 2012, SÜNNET Kitabımız Hakkında, 2 Yorum »

Öyle bir yalan uyduruldu ki; güyâ İslâm’ı Sûfiler (Tasavvufçular) yaymış?!
İslâm’ı sûfiler değil Hz. Peygamber’in Ashabı yaydı.

 

YÜZONDÖRDÜNCÜ İNEN SURE:

NASR SURESİ

(HİCRÎ 10. YİL)

 

Mekke beldesinde; insan haklarını tanımaz cahil kişilerin saldırıları, Peygamberimiz’i öz vatanından ayrılmak zorunda bırakmış ve bu olayların yol açtığı savaş hâli, zincirleme reaksiyonlar ile on yıl sürmüştü.

Arapların kendi aralarındaki kavgadan yararlanarak, Arap topraklarını istila etmek isteyen Bizans kuvvetleri püskürtülmüş, İran kuvvetleri engellenmişti.

Çağın iki süper gücü, Bizans ve İran’ın bu perişanlığı araplar nezdinde, milli birlik ve beraberlik hissini uyandırmış, bu milli duygular İslâmiyet’in evrensel mesajı ile başka ırklara zarar vermeyecek şekilde nötralize edilmişti.

İnançlar manâsında olan din; sempati ile kitleler nezdinde benimseniyor, batıl ve cahil inançlar yıkılıyordu. Bu konudaki din çerçevesinde hiçbir kimseye baskı yapılmıyor. Zorlama ile din kabul ettirilmiyordu.

Hukuk Rejimi manâsında olan Din ise, kurulmuştu. Temel insan hakları, vecibeleri, hürriyetler; bütün insanlar için ada-letle uygulanıyordu. Böyle bir hukuk ortamında, haklar ve hürriyetler rejiminde insanlar mutluluk hissediyordu. Bu mutluluk ortamı; insanların seve seve, sempati ile inanç manâsında olan Allah’ın Dini’ne girişini kolaylaştırmış ve kitleler akın akın bu Dine giriyorlardı.

 

NASR SURESİ

İniş Sırası: 114 • Mushaf Sırası: 110 • Medeni Sure • 3 Ayettir

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla

 

1. ALLAH’ın yardımı[*]

ve

fetih[**] geldiğinde

ve

2. insanların kitleler halinde,

Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde;

3. Rabbine hamd ile,

(yaptığı herşeyi yerli yerince güzel yapan olarak)

tesbihte bulun

ve

O’ndan mağfiret/bağışlanma dile!

Çünkü O,

tüm içten tövbeleri/bağışlanma dileklerini kabul edendir.

 

______________________________________

[*] Allah’ın Yardımı: Allah’ın başkalarının da hak ve özgürlüklerine riayet ederek kimseye saldırmadıkları halde, saldırıya uğrayanlara yol göstermesi ve tüm barış yollarının tükenmesi üzerine; saldırganlara karşı garantili bir zafer sözü vermesi…

[**] Fetih: İnsan hak ve özgürlüklerini ihlal ederek, Müminlerin ve Elçi’nin konuşmasını yasaklayıp öldürmeye çalışan saldırgan, terörist müşriklerin merkezi; Mekke’nin fethi…

 

Nasr Sûresi böylece hitap ediyor ve bu Sûre’den sonra vahiy gelmiyordu. Kur’an’ın inişi, 23 yıllık bir süreç içinde tamamlanmış oluyordu. Peygamberimiz az bir zaman sonra vefat etmişti.

Geride bir hukuk düzeni, bir din, bir vatan, bir medeniyet, onbinlerce arkadaş bırakmıştı. Arkadaşları düzeni devam ettirdiler. Otuz yıl içinde bu yeni dünya düzeni İspanya’dan Çin’e kadar yayıldı.

Dünya’nın -Amerika hariç- her tarafına bu din, bu düzen; Allah Rasûlü’nün arkadaşları tarafından götürüldü. Sahabeler yıldızlar gibi ışık saçtılar.[*]

 

[*] Sahabelerin vefatından sonra, bu yüce mirasa bakınız ne yapıldı. Bir yalan uyduruldu. Güyâ İslâm’ı sûfiler yaymış. Hayır bu büyük bir yalan. İslâm’ı sûfiler yaymadı, İslâm’ı Sahabiler yaydı. Sûfilerin çoğu; “Din’e karşı, yeni bir Din”i İslâm adına yaydılar. Evet sûfiler de bir Din yaymıştı. Lâkin yaydıkları bu Din kuzu postundaki kurt gibi, İslâm postundaki Tasavvuf dini idi. Ve bu “Tasavvuf Dini”ni İslâm Dini sanan kitleler, ne yazık ki; 12 asırdır İslâm dışı bir dinin mensupları olarak yaşayageldiler. Kutbu’l-Aktab’lar, Gavs’lar, üçler, yediler, kırklar, üçyüzler, üçbinler, onbinler şeklinde örgütlenerek, gizli bâtıni istihbarat örgütleri gibi çalıştılar. İslâm’ın her mirasını kendilerince yorumladılar. Ve bugünlere Peygamberimizin zamanındaki Dini değil, karmaşık bir dini taşıdılar.

 

_______________________________________________________
İlk Baskısı; 01.01.1992 tarihinde yapılmış olan bu eser: “ve SÜNNET” adı altında çok yakında SADIK TÜRKMEN YAYINLARI arasında yayınlanacaktır. Yukarıdaki alıntı; 368-370. sayfalardan yapılmıştır.

 

“Öyle bir yalan uyduruldu ki; güyâ İslâm’ı Sûfiler (Tasavvufçular) yaymış?! İslâm’ı sûfiler değil Hz. Peygamber’in Ashabı yaydı.” için 2 cevap

  1. FACEBOOK’ta konuyla ilgili yorumlar şöyledir:

     

    Celal Karlıkaya Peki anadolu erenlerinin hakkı yok mu? Mevlana’lar, Yunus Emre’ler, Hacı Bektaş’lar, Taptuk Emre’ler, Erenler, Akıncılar…

    3 saat önce · Beğen · https://s-static.ak.facebook.com/rsrc.php/v1/yw/r/drP8vlvSl_8.gif 1

    https://fbcdn-profile-a.akamaihd.net/hprofile-ak-snc4/27440_634589751_5849_q.jpg

    Hüseyin Eker benim bildiğim islam Allahın koruması altında ve kimseye ait değil, yalnızca ve yalnızca bireyler veya topluluklar ona ait olmak için uğraşır. diğer yalan vs. veya kendine mal etmeler anlamını yitirir.

    3 saat önce · Beğen · https://s-static.ak.facebook.com/rsrc.php/v1/yw/r/drP8vlvSl_8.gif 1

    https://fbcdn-profile-a.akamaihd.net/hprofile-ak-snc4/27440_634589751_5849_q.jpg

    Hüseyin Eker Anadolu evliyalarıda iyi kul olmak için çalıştı ve önder oldular Allah CC onlardan razı olsun

    3 saat önce · Beğen · https://s-static.ak.facebook.com/rsrc.php/v1/yw/r/drP8vlvSl_8.gif 1

    https://fbcdn-profile-a.akamaihd.net/hprofile-ak-snc4/371645_100000204466783_1652192641_q.jpg

    Sadık Türkmen Anadolu Evliyaları vs. şeklinde DİN’de (Dinin kaynağı olan Kur’an’da) böyle bir kavram yok arkadaşlar.

    Allah’ın Evliyaları veya zıddı olan Şeytanın Evliyaları vardır.

    (Evliya = Dostlar demektir ve EVLİYALAR diye söylenmesi de kişinin bilgisizliğinden kaynaklanır. Çünkü EVLİYA zaten çoğul bir kelimedir: Dostlar demektir. VELİ = Dost demektir. Yani şöyle denilebilir: ALLAH’IN VELİSİ, Allah’ın dostu.)

    Tabi biz öyle demiyoruz, yani: ALLAH’IN DOSTU, olarak kullanmıyoruz.

    Allah’a dost olanlar, Allah’ı dost edinenler.

    Ya da Şeytan’a dost olanlar, Şeytan’ı dost edinenler.

    Allah VELİ/EVLİYA kavramlarını; hem kendisine dost olanlar ve hem de Şeytan’a dost olanlar için kullanmıştır.

    Bu da şunu gösterir: Demek ki, kimse şahsına münhasır olarak bu kavramı kullanamaz. Yani insanlar içinde seçilmiş ÖZEL BİR İNSAN olarak KURUMSALLAŞTIRAMAYIZ.

    Kim birini, bir insanı bu anlamda tanırsa; O KİŞİYİ ALLAH’A ORTAK KOŞMUŞ OLUR.

    Bu anlamda şöyle diyebiliriz: ALLAH’IN TÜM KULLARI, AYNI ZAMANDA ALLAH’A DOST OLANLARDIR.

    Zaten başka yolu da olamaz.

    Yani O ZAMAN, ŞEYTAN’IN DOSTLARI olmuş olurlar ki; o zaman da kendilerine MÜSLÜMAN ismi verilemez: Ancak MÜŞRİKLER denilebilir…

    Lütfen bu durumu kendi iyiliğinize olarak; yani AHİRETİNİZ İÇİN önyargısız olarak değerlendirin. Bize şartlı olarak konuyu değerlendirmeyin. Dilerseniz değerlendirin, sorun yok; biz üzerimize düşen uyarmayı yapmış oluruz, o kadar.

    birkaç saniye önce · Beğen

     

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Son Yorumlar