Kur’an’ı anladığı dilde okuyan bir insan, fazla soru sormaz.

30 Kasım 2011, Çeşitli Görüşlerimiz, Yorum Yok »

Kur’an’ı anladığı dilde okuyan bir insan fazla soru sormaz.

Çünkü sorabileceği her türlü soruya Kur’an, mutlaka bir cevap verir!..

 

AMA İNSANLAR MAALESEF KUR’AN MEALİ OKUMUYORLAR

Eskiden sabahlara kadar insanlara birşeyler anlatırdık. Kur’an’dan konulu sohbetler yapardık. Ayetler ile ilmimizin ve imanımızın artmasını sağlardık.

Bazen de sabahlara kadar tartışmalarımız olurdu. Birileri bizi ziyarete gelirdi, bazen biz birilerine giderdik; tartışır dururduk. Onlar bize, biz onlara galebe çalmaya uğraşırdık.

Kazanan kim mi olurdu: HİÇ KİMSE!..

Rahatlamış olarak çıkardık. Sonra nasıl yaptık amalar mamalar vs.

 

Halktan insanların soruları zaten basit şeyler; günlük yaşamlarıyla ilgili: Onların soruları da Fetva türünden şeyler. Ben de MÜFTÜ değilim zaten. Fetva Makamına soruyorlar.

Bana genelde soru soranlar, sorduklarında cevaplarını alıyorlardı şimdiye kadar. Cevap verdikten sonra bakıyorum, benden çok daha müthiş bilgi sahipleri.

O zaman diyorum ki; soran sorulandan daha çok bilgi sahibi.

Ey güzel kardeşim, diyorum; madem biliyorsun neden bana soruyorsun. Tartışacak zamanım yok ki benim?!

Ya da ben senden daha çok bilgiliyim mi demek istiyorsun; bak ne olurdu baştan öyle deseydin, ben hemen sana: Evet senin benden çok daha bilgili olduğunu kabul ediyorum, derdim.

 

BEN BİR KUR’AN MEALİ YAYINA HAZIRLADIM;

NEYE NASIL İNANIYORSAM HEPSİ ONUN İÇİNDE VAR!..

Evet şimdi artık soru soranlara öyle diyorum. Bak şu Meali oku. Benim neye nasıl inandığımı merak ediyorsan, hepsi orada var. Boşuna zahmet edip kendini yorma. Sen zahmet edip o kitabı oku.

Eğer gerçekten İslâm’ı öğrenmek istiyorsan da GERÇEK İSLÂM KUR’AN’IN İÇİNDE anlatılıyor zaten.

Ben yetersiz kalırım kitabın yanında.

Herşeyi ondan öğrenebilirsin.

Ve hiç çekinmeden ona sorularını sorabilirsin; seni hiçbir zaman cevapsız bırakmayacaktır, buna emin olabilirsin…

Ben bazen iyi zamanımda olmayabilir ve seni tersleyebilirim: Ama O KİTAP asla sana ters yapmaz…

Eğer şöyle derse: “Ama benim kitap okumaya vaktim yok”.

Ben de o kişiye cevaben: “Kusura bakmayın benim hiç yok”.

Yani sen O KİTABA vakit ayıramıyorsan, benden senin için neden vakit ayırmamı bekliyorsun; bu haksızlık olmuyor mu?!

O KİTAP’TAN BİR GÜN HESABA ÇEKİLECEKSİN, diye hatırlatmada bulunduğumda; bilmiyorum acaba ona kâr ediyor mudur?

Etmiyorsa da ben yine de hatırlatmayı uygun bulurum.

 

YAYINA HAZIRLADIĞIM MEAL’İ OKUMAMIŞ İNSANLARIN SORULARINI,

DİKKATE ALMIYORUM.

Neden mi?

Çünkü sorduğu soruları cevaplayarak o insana bir faydamın dokunacağına inanmıyorum.

Sorduğu sorulara nereden çalışmış bilmiyorum ki, ona nasıl yardımcı olayım.

Zihin bulanık, adeta çorba gibi olmuş; her nereden edindiyse edindiği bilgileri düzeltebilmem mümkün değil ki?!

Ben ancak ÇALIŞTIĞIM YERLERDEN SORU SORULURSA yardımcı olabilirim.

Benim EN İYİ ÇALIŞTIĞIM KİTAP KUR’AN MEALİ’dir. Oradan sorulursa GÜCÜM NİSPETİNDE en güzel cevabı vermeye çalışırım.

Ben Allah’ın izniyle; her ay Kur’an Mealimi bitiririm. Eskiden haftada bir bitiriyordum. Şimdi ayda bir kez mutlaka bitiririm.

Dolayısıyla onlara bizim Meali öneriyorum ve diyorum ki; size önerdiğim bu Meali okuyun. Sonra okuduğunuz yerlerden sorular oluşursa sorun. Ancak bu şekilde yardımcı olabilirim, diyorum. Onun dışında; dışardan edindiği bilgileri tashih edecek/düzeltecek ne gücüm var, ne de zamanım.

Yani açıkçası şöyle söyleyebilirim: KUR’AN’A değer vermeyen bir insana ben hiç değer vermiyorum. Ona; yarın hesaba çekileceğin bu kitabı (herhangi birinin hazırladığı BİR KUR’AN MEALİ’ni) bir kez olsun hiç okumadın mı? Okumadıysan oku diyorum. Eminim evinizde en az 5 adet veya daha fazlası vardır, diyorum. Ki bugün EVİNDE KUR’AN MEALİ OLMAYAN KİMSE YOK GİBİDİR. İlla ya bir gazeteden veya bir şekilde edinmişlerdir. Vardır yani her evde. Bir günden bir güne açıp ta okumayana, değer vermeyene değer vermek Kur’an’a haksızlıktır, diye düşünüyorum. İşte böyle yaptığımızda, aklı başına geliyor… Sonra bana dönen çok insan gördüm…

Yani bizler, Müslüman insanlar ancak birbirimize katkıda bulunabiliriz. İlmimizin ve imanımızın artmasına vesile olabiliriz; bilgi paylaşımında bulunarak. Tartışmayla kaybedecek zamanımız yok. SORULAR ÖĞRENİLMEK İÇİN SORULMALIDIR… Bana hem soru soracaksınız ve sonra bana öğretmenlik yapmaya kalkacaksınız. Ya bilen olan, ya öğrenen… Bilmiyorsan bilmiyorum, öğrenmek istiyorum de… Biliyorsan, biliyorum de…

Onun dışında; şimdi bir cevap vereceğim, onun hoşuna gitmeyecek veya arzu ettiği cevabı veremeyeceğim, tartışma başlayacak. Yok sen yanlışsın, ben doğruyum vs.

Yıllarımı kaybettim bu ve benzeri tartışmalarla… Çok kırıldım ve çok insanı kırdım yine bu ve benzeri tartışmalarda…

SORU SORMAK, ne demektir çoğu insan bunun ne anlama geldiğini bile bilmiyor değerli arkadaşlarım; inanın bilmiyor.

Soru sormayla tartışmayı karıştırıyor insanlar.

Soru sormak; bir insan bir konuda bilgi sahibi değildir, sorar: Bu konuda ne düşünüyorsunuz veya siz bu konuda ne dersiniz? diye sorulur.

Siz cevap verirsiniz, bildiğiniz kadarıyla.

Karşı taraf verilen bu bilgilerden dolayı teşekkür eder.

Ama çoğunlukla şu yapılır. Bir soru sorulur. Cevabı verilir. Karşılığında, hayır öyle değil böyle, şöyle değil öyle diye tartışma başlar. Şimdi bu arkadaşımız soru mu sormuş oldu, yoksa ne?!

Soru soran peşinen: BEN BİLMİYORUM, diyordur. Ama karşı taraf cevap verdikten sonra: BİR BİLEN olduğu görülünce, SORULAN kişi çok üzülür, hakaret edilse ondan iyidir. Yani ancak o kadar üzülebilir… Hem bu konuda bilgi sahibi değilim diyorsunuz soru sormakla, hem de BİR BİLEN olarak sorduğunuz kişinin karşısında yer alıyorsunuz.

Tartışmak ise: Ben şu konuda şöyle düşünüyorum ile başlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz, diye sorulur. Bunun adı bir konu üzerinde tartışmaktır.

Kişi soru sormayı da, tartışmayı da aynı şey sanıyor.

Sonra biz kızınca, adımız; adama soru sorduk HEMEN KIZDI, oluyoruz.

Bizim Mealimizi okuyun, diyorum. Okuduktan sonra size kapalı gibi görünen/gelen yerleri not alın, sorun; inşaallah cevaplayayım diyorum. Gerek mail ile, gerek face’den veya gerekse telefondan sorabilirsiniz: HER ZAMAN KAPIMIZ BU ANLAMDA AÇIKTIR, diyorum.

Ama önce soru sormayı öğrenmeliyiz.

İçten sevgilerimle…

 

SADIK TÜRKMEN

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yorumlar