İyileşme sanatının temel esprileri

28 Nisan 2011, Kendine Yatırım, Yorum Yok »

BAĞIŞLAMAYA KARAR VERİN

 

Bağışlamayı seçin, çünkü darılmak kötüdür. Darılmak zehirlidir; kişiyi zayıflatıp yutar. Bağışlayan, gülümseyen ilk siz olun, ilk adımı siz atın; insan kardeşinizin yüzünde beliren mutluluğu görürsünüz. Her zaman ilk olun; başkalarının bağışlamasını beklemeyin. Çünkü bağışlayarak yazgının hakimi; yaşamın mimarı ve mucizelerin kaynağı olursunuz. Bağışlamak, yaşamın en üstün ve en güzel şeklidir. Karşılığında sonsuz huzur ve mutluluk elde edersiniz.

İşte, tamamen bağışlayıcı bir yüreğe sahip olma programı:

PAZAR Kendinizi bağışlayın.

PAZARTESİ Ailenizi bağışlayın.

SALI Dostlarınızı ve çalışma arkadaşlarınızı bağışlayın.

ÇARŞAMBA Ülkenizdeki ekonomik rakipleri bağışlayın.

PERŞEMBE Ülkenizdeki kültürel rakipleri bağışlayın.

CUMA Ülkenizdeki politik rakipleri bağışlayın.

CUMARTESİ Tüm ulusları bağışlayın.

“Yalnız yürekli olan, bağışlamayı bilir. Bir korkak asla bağışlamaz. Bağışlama onun doğasında yoktur.” (Robert MULLER)

“Bağışlama, menekşenin, kendini ezen topuğa anında bulaşan güzel kokusudur.” (George ROEMİSCH)

 

TÜMÜYLE BAĞIŞLAYIN

Yaşamınız Huzurlu mu?

Sizi geçmişin yanlışlarından kurtaracak bir “iksir” olsaydı neler hissederdiniz: Peki, yükselmenize yardım edecek güçlü bir düşünceye ne dersiniz?

Nedir bu bağışlama? Bağışlamanın başarıyla ilgisi nedir? Aslında o kadar çok ilgisi var ki insanı hayrete düşürüyor. Bu, sahip olduğunuz enerjiyle ilgilidir. Bağışlama sizi geçmişin olumsuz yükünden kurtarır. Bağışlamayı, dargınlık, kızgınlık gibi olumsuzluk yükleri üzerinizden atmak olarak düşünün. Olayın mantığı oldukça basittir. Eğer bağışlamazsanız, dünyanın enerjisini geçmişin çöplüğüne atarak ziyan ediyor olacaksınız.

Bağışlama bir enerji musluğu gibidir. Sizi geçmişten gelen olumsuz enerjiden kurtarır ve geleceğe doğru yol almanız için şimdinin olumlu enerjisini açığa çıkarır. Bağışladığınızda, yaşama katkı yapmak için daha fazla enerjiniz olur. Bağışlama bilgeliğin bir parçasıdır. Bağışlama sevgidir…

“Ne ekersen onu biçersin”. Bu özlü sözün verdiği mesaj, bugün de binlerce yıl önce olduğu kadar önemlidir. Başkalarını bağışlarsanız, siz de daha fazla bağışlanırsınız.

Bir askeri harekat sona erdiğinde, kazananlar ve yenilenler birbirlerini bağışlamalıdır. Her barışın ömrü, iki tarafın da birbirini ne kadar iyi bağışladığına bağlıdır.

“Başarılı insanlar HATAYI bir öğrenme deneyimi olarak görürler.”

 

Büyük Askerler Asla Ölmezler ve Herkesi Bağışlarlar

Douglas MacArthur tarihin büyük generallerinden biridir. Olağanüstü bir kariyeri vardı, çünkü o kendini eyleme adamış bir askeri dehaydı. En büyük utkularına, karşıtını ve kendini bağışladığı için ulaştı. Bağışlayıcı kişiliği, herkes için barış ve refah fırsatı oldu.

Oğlu için yazdığı dua ile de ün kazanmıştır:

“Bana Bir Oğul Ver…

Bana bir oğul ver ki; Tanrım, zayıf olduğunda bunun farkına varacak kadar güçlü, korktuğunda kendisiyle yüzleşecek kadar yürekli olsun; yenilgide teslim olmasın ve gururunu yitirmesin, utkuda alçakgönüllü ve nazik olsun.

Bana bir oğul ver ki, eylemi dileklere değişmesin ve kendini tanısın; kendini tanımak bilgeliğin temelidir. Ona, kolaylık ve rahatlığın düz yolunda değil, zorlukların rampasında klavuzluk et. Fırtınada ayakta kalmayı ve düşenlere sevecenlik duymayı öğrenmesine yardımcı ol!

Bana bir oğul ver ki, gönlü temiz, amacı büyük olsun, başkalarına egemen olmadan önce kendine egemen olsun, geçmişi asla unutmadan geleceğe yükselsin. Tüm bunların yanında, ciddi olsa bile kendini asla fazla ciddiye almasın… Ona alçakgönüllülük ver ki, gerçek büyüklükteki yalınlığı anlasın. Ona gerçek bilgeliğin dinginliğini ve gerçek gücün uysallığını ver. O zaman ben, yani onun babası, ‘Boşa yaşamadım’ diyebileyim.”

İMPARATOR GENERAL – DOUGLAS MACARTHUR’UN BİYOGRAFİSİ (Norman H. Finkelstein)

 

KENDİMİ BAĞIŞLAMAM NEDEN ÖNEMLİ?

Kişinin kendini bağışlaması temel bir unsurdur. Hepimiz zaman zaman başarısızlığa uğradık. Önemli olan başarısızlığa nasıl yaklaştığımızdır. İlerlemek için kendimizi bağışlamamız gerekir. Yoksa aşağıdaki gibi düşüncelerle başımıza çorap örebiliriz: “Ah, şöyle olsaydım…”; “Keşke daha zayıf, daha zeki, daha eğitimli olsaydım.”; “Keşke şunu yapmış olsaydım.” Bulunduğunuz yeri kabul etmenizi ve kendinizi yıpratan düşünce tarzından vazgeçmenizi öneririm…

Geçmişi geride bırakamazsanız ileri gidemezsiniz. Bir ayağınız ilk basamakta dururken ikinci basamağa geçemezsiniz.

Başkalarının hakkını yediğinizden ötürü de yük taşıyıp durmayın; kendinizi bağışlayın. Geçmişteki olaylar mazide kaldı. Belki o zamanki bilincinizle elinizden gelenin en iyisini yaptınız. Aslında kendinizi bağışladığınız her şeyi bir kağıda yazmanızda yarar vardır; daha sonra o kağıdı buruşturun ve atın. Kendinizi bağışladığınızda hiçbir şey adına kendinizi suçlamaya gerek duymayacaksınız. Kişisel sorumluluğa sahip olduğunuz için öğrenmeye ve gelişmeye devam ediyor ve özgürleşiyorsunuz.

Ben İncinmişim. İnsanları Neden Bağışlayayım ki?

Başkalarını bağışlamak kendinizi bağışlamaktan daha zor olabilir. Kaç kişinin sizi incitmesine izin verdiniz acaba? Kaç kez birinin size haksızlık yaptığını hissettiniz? İlerlemek istiyorsanız onları bağışlamanız gerekir; bunu onlar için değil, kendi adınıza yapmalısınız.

Babamın ölümü buna iyi bir örnektir. Çünkü harika bir mazeret olabilirdi. İşler sarpa sardığında, onun ölümünü bir mazeret olarak öne sürebilirdim. “Babam hayatta olsaydı daha iyi durumda, daha eğitimli, daha iyi bir insan olurdum” diyebilirdim. Onun yokluğunu bir mazeret olarak kullanmam, enerjimi tüketecek ve beni ilerlemekten alıkoyacaktı.

İnsanların geçmişte yaptıkları ya da yapmadıkları şeyleri ilerlemeyi engelleyen bir mazeret olarak görürseniz, arzuladığınız başarıya asla ulaşamazsınız, geleceğe odaklanamazsınız.

Unutmayın, kimse sizi kendiniz izin vermediğiniz sürece incitemez! Siz aksini düşünmedikçe kimse üzerinizde böyle bir güce sahip değildir. “İncinme” duygusunun önemli bir yansıması kendine acımaktır. Ayrıca siz, kendinizi acındırmaya çalışırsanız, kimse elinizden tutmaz. Birilerinin sizi incittiğinden yakınmak kişisel sorumlulukla bağdaşmaz. Bu bir mazerettir. Mike Wickett’in söylediği gibi: “Suçlama bataklık kumu gibidir.” Suçlamanın kumuna kolayca gömülebilirsiniz.

Onları en çok kimin incittiği sorulduğunda, insanların çoğu “Annem ve Babam” der. İkinci yanıt “arkadaşlarım”, üçüncü yanıt ise “çocuklarım”dır.

İnsanları bağışlamak son derece önemlidir. Hepimiz incindiğimizi hissetmişizdir. Ama, “Ah, şöyle olsaydı, daha iyi anne babam olsaydı” “Daha iyi bir patronum olsaydı”, ya da “Küçükken şunlara sahip olsaydım”, demek mazeret bulmaktan başka bir şey değilidr.

Bulunduğunuz yere saplanıp kalmaktansa, ileriye bakmanız ve eyleme geçmenizde yarar vardır. Sakinleşin ve ilerlemek için birilerinin sizin üzerinizdeki denetiminden kurtulun.

 

İki Keşişin Öyküsü

İki Budist keşişle ilgili küçük öykü, insanları bağışlamanın anlamını çok güzel bir şekilde göstermektedir..

İki keşiş bir gün manastıra giderlerken, üzerinde köprü olmayan sığ bir nehri geçmeleri gerekir. Nehir kıyısına yaklaştıklarında genç bir kadının orada durduğunu fark ederler. Keşişleri gören kadın, “Korktuğum için karşıya geçemiyorum” der. Keşişlerden ağırbaşlı olanı şöyle yanıt verir: “Sorun değil.” Kadını sırtına alır ve nehri geçer.

Karşı kıyıya vardıklarında kadın, “Teşekkürler” der ve neşeyle yoluna devam eder. Daha sinirli ve tutucu bir yapıda olan diğer keşiş üzgün ve öfkelidir. “Bunu neden yaptın?” der. “Kadınlara dokunmayı ve onları sırtımıza almayı bırak, onlarla konuşmamızın bile yasak olduğunu bilmiyor musun?” Bir saatten fazla sitem etmeyi sürdürür! Diğer keşişi aşağılamaya devam etmektedir: “Sen dinimizin yüz karasısın!”

Kadını taşıyan keşiş nazik ve sabırlı biridir; öbürünün, başının etini yemesine bile uzun süre ses çıkarmaz. Huysuz keşiş sonunda sustuğunda ise söyleyecek bir çift lafı vardır:

“Kardeşim, ben o kadını nehir kıyısında sırtımdan indireli bir saati geçti, sen hala nasıl taşıyıp duruyorsun?!..”

(Teşekkürler Jay Rifenbary teşekkürler)

 

KENDİNİ ADAMAK

“Kişi kendini adayana kadar –geri çekilme olasılığını içeren– kararsızlık hüküm sürer. Bu her zaman verimsizliğe yol açar, girişimciliği ve yaratıcılığı olumsuz yönde etkiler.. Temel bir gerçek vardır ki, bunun yadsınması sayısız düşünceyi ve harika planları öldürür; kişi kendini bir amaca adadığında, evren onunla işbirliği yapar. Başka türlü asla oluşmayacak güçler ortaya çıkarak kişiye yardım eder. Kişinin verdiği karar sonucunda, kendini destekleyen bir olaylar zinciri gerçekleşir; aklının ucundan bile geçmeyen her türlü beklenmedik olay ve yardımla karşılaşır. Düşleyeceğiniz her şey için yola koyulabilirsiniz. Yüreklilik; içinde zekayı, gücü ve büyüyü barındırır. Hemen başlayın.” (Goethe)

Kendi işinizin sahibi olmanız “her şeyin size bağlı olması” demektir! Ne kadar hızlı koşacağınızı sizden başkası belirleyemez. Yaşamınızın başkalarının denetiminde olduğuna inanıyorsanız, kendinize, “Neden?”, “Bunu değiştirmek için ne yapabilirim?” sorularını sorun.

Birçok kişinin ideali, maddi birşeylere sahip olmayı kapsar. Sizin başarı idealiniz de; parayı, arabaları, evleri ya da diğer maddi varlıkları içerebilir. Ama umarım; kişisel gelişimi, insanlara yardım etmeyi, kendini bir ideale adamayı ve değerli bir düşü ya da amacı adım adım gerçekleştirmeyi de içeriyordur.

Yalnız, unutmayın; “Başarı bir varış yeri değil, bir yolculuktur…”

 

 

BAŞARININ SIRRI

ÖĞRENMEYİ ÖĞRENMEK

 

“ÖĞRENMEK bir sanattır. Öğrenmek, doğuştan gelen bir yetenekten çok, istek ve çabaya dayanır. Bu konuda yıllardır araştırma yapan uzmanlar, öğrenmenin bir yaşam açılımı olduğunu ve birey tarafından denetim altına alınabilen, zekayla olmayan bir olgu olduğunu söylüyorlar.” Araştırmalara göre, öğrenme süresi toplum yapısı ve eğitim sisteminin etkisi altında şekilleniyor. Öğrenme sürecini hızlandırmak için de amaç edinerek yola çıkmak, merak etmek, gerçekçi bakış açısına sahip olmak gerekiyor. İşte öğrenmeyi öğrenmek için uygulanacak yöntemler.

 

PSİKOLOJİK ENGELLERİ AŞIN

Öğrenmeyi zorlaştıran en önemli faktörlerin başında psikolojik engeller geliyor. Başarısız olmaktan korkmak öğrenmeyi zorlaştırıyor. Uzmanlar, öğrenmeyi kolaylaştırmak için öncelikle başarısızlık korkusunun atılması gerektiğini söylüyorlar.

 

ELEŞTİRİYE AÇIK OLUN

Öğrenmeyi olumsuz yönde etkileyen faktörlerden biri de eleştiriye tahammül edememektir.

Çevrenizdekilerin sizi eleştirmesine izin verin. Hatta öğrenme sürecini hızlandırmak için kendi kendinizi de sık sık eleştirmelisiniz. Bu şekilde hatalarınızı kolaylıkla görebilir ve bu hatalardan ders alabilirsiniz.

 

KABUL EDİN SİZ GÜÇLÜSÜNÜZ

Öğrenmek için öncelikle kendinizi tanımanız gerekiyor. Unutmayın, kendinizi tanıdığınız ve gücünüzün farkına vardığınız sürece etkili öğrenmeyi gerçekleştirebilirsiniz. Gücünüzün farkına varmak, size ısrarcılıkta yardımcı olur. Zayıflıklarınızın farkında olmak da onları kabul etmeye, üzerinde çalışmaya yardımcı olur.

 

HAYAL GÜCÜNÜ KULLANMAYI ÖĞRENMEK

Hayal gücünü kullanmak bir durum hakkında neler düşüneceğinizi ve neler hissedeceğinizi kontrol etmek hedeflerinize ulaşmada size yardımcı olacaktır. Zihinde canlandırma yöntemiyle etkili öğrenmeyi gerçekleştirebilirsiniz. Bunun için de direnmeyi öğrenmelisiniz. Çalıştığınız konu üzerinde yoğunlaşan hiçbir ayrıntıyı atlamadan, hayal gücünüzü kullanarak, olayı zihninizde canlandırın. Hayal gücünüzü doğru kullanmayı öğrendiğinizde, hedeflerinize kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

 

BUGÜNÜ SON GÜNÜNÜZMÜŞ GİBİ YAŞAYIN, ÖYLE OLABİLİR!

Ne zaman öleceksiniz? Elli yıl sonra mı, yirmi mi, on mu, bugün mü? Son kez kontrole gittiğimde kimse bana bir şey söylemedi. Haberleri dinlerken hep merak ederim… O gün işinden evine giderken yolda trafik kazasında ölen kimse, ailesine onları ne kadar çok sevdiğini söylemiş miydi? İyi bir yaşam sürmüş müydü? Doyasıya sevmiş miydi? Sanırım, kesin olan tek şey, o kimsenin yapılacak işler listesinin hala dolu oluşudur.

İşin doğrusu, daha ne kadar ömrümüz olduğu hakkında hiçbirimizin en küçük bir fikri bile yoktur. Ama ne yazık ki, sanki sonsuza dek yaşayacakmış gibi davranırız. Yapmaya derin bir istek duyduğumuz şeyleri erteler dururuz… Sevdiğimiz insanlara onlara ne çok değer verdiğimizi söylemek, iyi bir dostun ziyaretine gitmek, güzel bir yürüyüş yapmak, maraton koşusuna katılmak, yürekten gelen bir mektup yazmak, çocuğumuzla balığa gitmek, meditasyon yapmayı öğrenmek, daha iyi bir dinleyici olmayı öğrenmek ve bunun gibi nice şeyler… Hareketlerimizi haklı göstermek için süslü püslü gerekçeler üreterek, zamanımızın ve enerjimizin çoğunu hiç de o kadar önemli olmayan şeylere harcarız. Bir çok şeyi yapamayacağımızı öne sürerek kendi yarattığımız sınırlar içinde hapsoluruz.

Bu SİTE’den size her gününüzü sanki bu dünyadaki son gününüzmüş gibi yaşamanızı önererek seslenmek istiyorum.

Lütfen kendinize çok değer verin…

 

SONUNU DÜŞÜNEREK İŞE BAŞLA’NIN ANLAM VE ÖNEMİ

Tüm dünyanın sahibi ve hakimi olsak ne olacak? Geçmişte kişiler, aileler, toplumlar dünyaya hakim olmadılar mı?

Öyleyse gerçek başarı nedir? Bunun açıklamasını sanıyorum EMERSON’dan almakta fayda var:

“Çok ve sık gül(ümse)mek; çocukların sevgisini ve akıllı insanların saygısını kazanmak; içtenlikli eleştirilerin kıymetini anlamak ve kötü arkadaşların yoldan çıkarma girişimlerine dayanabilmek; güzeli anlamak; başkalarında en iyiyi bulmak; sağlıklı bir çocukla, güzel bir bahçe ya da saygın bir sosyal durumla biraz daha iyi bir dünya bırakabilmek; hatta bir tek kişi bile olsa, birilerinin siz yaşadığınız için daha rahat nefes aldığını öğrenmektir.”
(Ralph Waldo EMERSON)

Burada Sonunu Düşünerek İşe Başla’nın anlamını en iyi izah eden Joseph ADDİSON’un şu sözlerine kulak verelim:

“Yüce insanların mezarlarına baktığım zaman, içimdeki her türlü kıskançlık duygusu ölüyor. Güzel insanların mezar taşlarını okuduğumda, her türlü aşırı istek ölüyor. Bir mezar taşında anne ve babanın ıstırabını okuduğumda, merhametten içim eziliyor. Aynı anne ile babanın mezar taşlarına rastladığımda, kısa bir süre sonra izleyeceğimiz kişiler için yas tutmanın yararsızlığını düşünüyorum. Kralların, kendilerini tahttan indirenlerle birlikte yattığını gördüğümde, yan yana gömülmüş, birbirinin rakibi dehaları ya da yarışmaları ve tartışmalarıyla dünyayı bölen kutsal adamları düşündüğümde insan türünün küçük rekabetleri, bölücülükleri ve tartışmaları bende hem hüzün ve hem de hayret uyandırıyor. Kimi dün, kimi de altı yüzyıl önce ölmüş insanların mezar taşlarını okuduğumda, hepimizin ÇAĞDAŞ sayılacağı ve hep birlikte ortaya çıkacağımız ‘O BÜYÜK GÜNÜ’ düşünüyorum.”

Stephan R. COVEY ise;

“Sonunu düşünerek işe başlamak, varacağınız yeri iyice belirleyerek başlamak demektir. Şu anda bulunduğunuz yeri ve attığınız adımların her zaman doğru yönde olduğunu anlamanız için, nereye gittiğinizi belirlemektir.” diyor.

Daima mutlu olmak; insana, daima insana yapılacak yatırımlarla mümkündür.

 .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Son Yorumlar