Problemler

02 Mayıs 2011, Kendine Yatırım, Yorum Yok »

PROBLEMLER

 

Bir zamanlar büyük bir kara parçasında ihtiyaçlarını temin eden toplum yaşıyordu. Bu yaşantı bir asır sonra sarsıldı. Ne olmuştu? İhtiyaçlarını temin eden bir medeniyet olmasına rağmen, neden bu medeniyet sarsılmıştı? İhtiyaçlarını temin edebilen bir medeniyetin kalıcı olması gerekmez miydi?

Evet, ihtiyaçlar temin ediliyordu. Lâkin problemler çıkmıştı. İhtiyaç ile problem arasındaki bağıntılar nelerdi?

Aslında problem, ihtiyacın temin edilmemesinden doğar. Nüfus durağan olmayıp arttığı için, artan nüfusa oranla ihtiyaçlar temin edilmemiş ve bunun sonucunda medeniyet sarsılmıştı. Nüfus artacağına göre, toplumlar da durağın olmadığından, ihtiyaç maddeleri yeterli olmayacak, bu da problem oluşturacaktır. Problemi çözmek demek ihtiyaçları nüfus oranına göre yeterli düzeyde karşılayabilmek demek olacaktır.

Şimdi birçok ülkelerin Avrupa Topluluğu’na girmek istemesi gibi, o zaman da birçok ülkeler İslâm Medeniyeti’ne katılmak istiyorlardı. Katılmalar artıca, nüfus da aşırı bir şekilde artmış oldu. Medeniyetin içinde yaşayan insanların ihtiyaçları gereği gibi karşılanamadı. İspanya’dan Çin’e kadar yayılmış bir medeniyet. Her eve verilecek bir Kur’an yok idi. Bu boşluktan istifade edenler çıktı. Ellerine bir Kur’an   geçirerek kazalara köylere dağıldılar. Kur’an Arapçasını bilmeyen insanlara din adamlığı yaptılar. Kur’an kelimelerine arzulanınca manâ verdiler. Kur’an ‘ın şöhretini kullanarak insanların kendilerine kul, köle yaptılar. Bu adamlar kerâmet hikâyeleri ile de şöhret kazandılar. Böylece anlayış bozuldu. Anlayış bozulunca, davranışlar da bozuldu.

21. yüzyıla yaklaşıyoruz. İhtiyacın ne olduğunu konusunda lazım anlayış belirtildi. Ortada problemler duruyor. Problemler; karşılaşmamış somut ihtiyaçlardır. İhtiyacın neler olduğunu anlaşıldıktan sonra, problemlerin neler olduğu da anlaşılmalı ki, ihtiyaçlar ne ile ilgili iyice netleşsin.

 

A― ARAPÇA ÖĞRENME PROBLEMİ

Bir grup psikolog insanoğlunun konuşma içgüdüsüyle doğduğunu savunur. Bir diğer psikolog, küçük bir çocukken büyükleri taklid etme özentisi içinde konuşmaya başladığımızı savunur. Önceleri bir oyun olarak ettiğimiz konuşma çabası, daha bilinçli yaşlarda bir ifade biçimi olarak gelişir.

Her iki düşüncenin ortak noktası, ana dilimizi büyükleri taklid ederek örendiğimiz teorisidir. Bu taklide sonucu, istediğimiz bir şeyi ifade edip karşılığını alabilirsek, o ifade ettiğimiz sözcük ve ifade biçimimiz hafızamıza yerleşir ve bilinçsizce sözlük hanemize eklenir. Artık onu kolay kolay unutmaz., gerektiği zaman kullanma alışkanlığı elde ederiz.

Diyelim çikolatayı çok severdiniz. Çikolata bir ürün, bir madde. Bunu göz ile görüyorsunuz. Ayrıca her çikolata dediğimizde, istediğimizde, size bir çikolata verilmiş olsun ve bu sözcüğün tıpkı büyüklerin söylediği gibi söylerdiniz. Hafızanıza (belleğimiz) yerleşirdi. Bu arada telaffuz etmenin nasıl oluştuğunu, önemini görebiliriz.

Peki, sözcüklerin anlamını nasıl öğrendiniz? Yalnızca gözlemleriniz ile tabii. Çikolata sözcüğünün ne anlama geldiğini çikolatayı görerek öğrenmiştiniz. Burada insanoğlunun GÖRME- ANLAMA yeteneğine dayanarak ana dilinin manâlarını öğrendiğine dikkat ediniz.

Büyüdünüz. Artık “Çikolata” demiyorsunuz. Cümle kuruyorsunuz. “Çikolata istiyorum” diyebiliyorsunuz. Böylece istediğinizi, düzgün cümlelerle ifade etmeye başlıyorsunuz. Ancak kullandığınız fiilin “İSTEMEK” kökünden geldiğini bilmiyordunuz bile.

Burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta, kişinin cümle kurmaya hiçbir zaman dil bilgisi kurallarını uygulayarak başlamadığıdır.

Ana dilimizi, algıladıklarımızı birbirine bağlayarak, adım adım geliştirdiğimiz kesindir. O halde yabacı bir dil öğrenirken de aynı aşamaları geçirmek gerekir.

Dil bir ifade biçimidir. Bu nedenle dili öğrenmek, o dili konuşabilmek oranında başarılı olur. Geleneksel dili öğreniminde, kişiye yetenek kazandırmak yerine, o dilin yapısı üzerine eğilerek, gramer kuralları ile doldurulmuş bir beyin, işte böylesi bir beynin sahibi anlamaktan, konuşmaktan sıkılan bir insan olur çıkar. Gramer kurallarını bu denli öğrenip, dili anlamamak, konuşmamak kişiyi yıldırmıştır. Artık yirminci yüzyıl sonlarında modern yöntemler gelişerek, dilin öğrenimi kolaylaştırılmıştır. Yönetim doğru olması ile, zor olan, dil öğrenme işi, kolaylaşacaktır.

Örneğin: Arapça öğrenmek istiyorsanız, hiç kuşkusuz;

1― Arapça konuşulan bir ülkeye giderek,
2― Özel dersler alarak,
3― Bir kursa yazılarak,
4― Kendi kendinize çalışarak başarabilirsiniz.

Mali güçlükler sizi dördüncü şıkkı tercih itebilir. Bunun için ana dilini öğrenme yöntemini izleyerek, kolayca öğrenebilirsiniz.

Dilin tanımı sadece sözcükler midir? Hayır!
Dilin tanımı dil bilgisi kuralları (gramer) mıdır? Hayır!
Dilin tanımı yazmak mıdır? Hayır!

Öyle ise dil nedir?

Ana dili gibi örenmek yöntemine göre, her dilin kendine özgü bir kalıbı vardır. Önemli olan sözcükleri bu kalıplar içinde, hayatta kullanılış biçimleriyle öğrenmektir. Cümle kuruluşlarına, anlama ve konuşma rahatlığına alışan kişi, yeni öğrendiği sözcükleri alıştığı kalıplar içinde geliştirir. Öyleyse sözcükleri tek tek ezberlemek olumlu bir yöntem değildir. Olumlu yöntem cümleleri bir bütün olarak ezberlemek ve manasını öğrenmektir.

Örnek: “Ellezi allame bi’l― kalem.”
“O ki, öğretti kalem ile.”

Dil bilgisi kuralları, gerçekte alışa gelmiş ve konuşulan dilin tâ kendisidir. “Konuşulan dil” öylesine uzun süredir yerleşmiştir ki, “kullanılış biçimi” olarak kabul edilmiş ve bu biçim de dil bilgisi oluşturmuştur. Bu biçimi kavramak lâzım iken,önce kuralları öğrenip sonra kuralların biçime uygulamak değildir. Ana dilimizi konuşurken, önce kuralları düşünüp sonra bu kurallara göre mi cümle kurarsınız? Tabiî ki hayır! Duyduğumuz, kullandığımız, alıştığımız kalıp içinde otomatikman kendinizi ifade edersiniz. Buradan anlaşılır ki, dil bilgisi kurallarını ezberlemektense, konuşum rahatlığını elde etmek önemlidir.

Bugüne kadar yazılı olarak öğretilen dilin, artık konuşularak kullanıldığı gerçeği kabul edilmiştir. Dilin öğrenilmesinde esans olan, önce dinleme ve tekrarlama ile anlama, sonra okuma ve en son olarak yazma ile mümkündür. Tekrarlanan doğru telaffuz, zamanla anlam kazanacak ve yazılışı öğrenilerek kişinin kendine mâl edeceği sözcük olacaktır. Ana dilinizi öğrendiğinizde sözcüklerin yazılışını biliyor muydunuz? Hayır! Öyleyse dil öğreniminde yazma en son geliştirilmesi gereken bir yetenektir.

 

OKULLARDAKİ DİL EĞİTİMİNİN ELEŞTİRİLMESİ

1― Okuldaki dil eğitimi dil bilgisi kurallarına dayanır. Onun için de kişi, kendisini ifade edememenin zorluğunu yaşamaktadır. Çünkü konuşurken, öğretilen kuralları uygulamanın şartlandırılması içindedir.

2― Okuldaki dil eğitimi, sözcükleri sıralayarak, lügatler halinde ezberleme esasına dayanır. Sözcükler, kullanışları içinde verildiği için kişi cümleyi anlama ve cümle kurma güçlüğü ile karşı karşıya bırakılır.

3― Okuldaki dil eğitimi, yabancı dilin ana dile çevrilmesi esasına dayanır. Bu kişini öğrenmekte olduğu dilin kalıplarına götürebileceği için kişinin anlama, konuşma yeteneğini engeller.

4― Okuldaki dil eğitimde öncelikle yazma yeteneği üzerinde durulur. Yazılış, çoğu dillerde telaffuz yanılgıya götürebileceği için kişinin anlama, konuşma yeteneğini engeller.

Kısacası artık bugün teoriden çok pratiğe ön plâna alan modern bir dil öğretim yöntemi uygulanmaktadır. En son gelişmelerin ışığında ana dili gibi yönetimi izlerseniz, kendi kendinize, kolayca Arapça öğrenebilirsiniz.

 

ANA DİLİ GİBİ ÖĞRENME YÖNTEMİ

Ana dili gibi öğrenme yöntemi şu aşamaları izleyecektir.

1― Duyma, doğru telaffuz etme, tekrarlama.
2― Cümleleri ezberleme, anlama, anlatma.
3― Cümlenin kelimelerini anlama, anlatma.
4― Arka arkaya gelen cümleleri veya b,r süreyi ezberleme anlama, anlatma.
5― yazma.

 

Bu işlemler devam ederken siz de şu yetenekler oluşur.

1― Duyma (işletme), Telaffuz etme.
2― Okuma, Telaffuz etme, Anlama.
3― Okuma, Anlama.
4― Anlama, anlatma, konuşma.
5― Yazma.

Böylece dördüncü aşamada, konuşabilecek ve bundan sonra yazma yeteneğine kavuşabileceksiniz.

Zaman olarak, ana dilimi öğrendiğim süre kadar, bir süre mi gerekecek?

Bu soruya cevap vermek, sizin uygulamaya ayıracağımız zamana bağlıdır. Az zaman ayırsanız, ana dilini öğrendiğiniz kadar zaman gerekir, çok zaman ayırırsanız, bütün Kur’an’ı beş sene içerisinde telaffuz etme, ezberleme, anlama, anlatma, konuşma, yazma yeteneklerine ulaşmış olarak öğrenebilirsiniz.

 

B― BATIL İNANÇLAR PROBLEMİ

İnanç demek insanların kesin olarak var, gerçek, kabul ettiği şeylerdir. Bir insan bir şeye bu kadar bağlanırsa, gerçek sanırsa elbet ki bu bağlanış her türlü düşünce ve davranışına etki edecektir.

Batıl demek, gerçekte var olmayan, şeylerdir. İslam = Gerçekler demektir.

İnsanda bir tanecik dahi batıl inanç olsa, bu kişini Kur’an’ı anlaması mümkün değildir. Zira bu kişi, Kur’an okurken batıl inancı istikametinde yorumlar üretecektir. Bu yüzden, Kur’an “La ilahe” diyerek tüm inançların arıtılmasını, zihnin tamamen boşaltılmasını, zihinde inanç adına hiç bir şeyin kalmamasını istiyor. Her bilgiden şüphelenme her bilgiden uzaklaşma, zihnin boşaltılması tertemiz olması. Temizlenen bir beyin daha sonra Allah’tan indirilen bilgileri öğrenme çalışmasına başlıya biliyor.

Batıl inançların oluşmasının sebepleri pek çoktur. Bunlardan bir tanesi örnek olarak yazalım. Bu örnek Arif b. Sa’d s. 99 Kaynak Prof. Hasan İbrahim Hasan. Kayıhan Yayınları “İSLAM TARİHİ” Çevirenler. Yard. Doç. İsmail Yiğit. Yard.Doç. A. Turan Aslan. Yard. Doç. Sadrettin Gümüş, Hamdi Aktaş. Cilt 4. Shf; 144. Paragraf 2. Şunlar yazılıdır. “Hallac” ın özellikle Hindistan’da öğrenmiş olduğu gibi hokkabazlık ve anlaşılması güç bazı şeyleri yapma etrafında toplanan ve onun aşırılığa boğulan görüşlerini kabul eden cahil halkı son derecede etkilemiştir. Hatta bazıları Hallacı, o dönemde Ebu Tahir el- Cennabi sayesinde güçlenmiş Karamatiklik mezhebinin propogandistlerinden olmakla itham etmişlerdir. Rivayete göre Hallac işin başlangıcında halkı Muhammed (sav) in soyundan olanlarn etrafında toplanmaya davet ediyordu. Üstün maharetiyle avam tabakasını kendisine çekmeyi başardı. Bazı yol kenarlarında çukurlar kazdırır ve bunlara su tulumları yerleştirirdi. Bunların biraz ilerisinde başka çukurlar kazdırır, buralara da yemek kordu, sonra taraftarlarıyla suların bulunduğu yere giderdi. Abdest almak ve içmek için suya ihtiyaç hissetiklerinde bastonuyla yeri açar, suyu çıkarır ordan içer ve abdest alırlardı. Sonra yemeklerin bulunduğu yere gider, oradan da yemek çıkararır ve taraftarlarına bunların evliyanın kerametinden olduğunu vehmini verirdi. Halkı kendisine çekmek için, sadece bu usulü kullanmakla iktifa etmeyip mevsimlik meyveleri saklayarak diğer mevsimlerde çıkarma usûlünü de kullan.[*]

 

C― AHLÂK PROBLEMİ

Ahlâk kelime manası olarak huylar demektir. Bugün ahlâk kelimesi terimleşmiştir. Bir bilim olarak Doğudan ve batıdan okutulmaktadır.

Bilet almak için sırada bekleyen insanların önüne geçmek ahlâk kuralları açısından olumsuz bir davranıştır. Ahlâk davranışlardan bazıları hukukun sahasına alınmıştır. Örneğin hırsızlık ahlâk açısından olumsuz bir davranıştır. Aynı zamanda hukuki işlem gerektiren bir eylemdir.

 

D― HUKUK PROBLEMLERİ

Hukuk: Arapça bir kelime olup HAKLAR demektir. Hukuk problemleri nasıl çözüleceği 17. Aşama’da İzah edilecektir.

 

E­― BİLİM OLUŞTURMA PROBLEMLERİ

Bilimin teorilerinin bilimin verileri olarak sanılmasından dolayı pek çok problem ortaya çıkmaktadır. Bu gösteriyor ki bilim adamları ile öğrenciler arasında yeterli anlama iletişimi kurulabilmiş değildir.

Bilim oluşturmak için ortaya atılan teorilere, varsayımlara peşin bir karşı çıkış kişileri şaşırtmaktır. Zira varsayımı, teoriyi ortaya atan kişi, bunun ispatlanmış bir veri olduğunu söyleyemez. Lakin bu durum yeterince anlaşılamıyor.

Bir şeyi ispatlamak için önce, zihinde bir varsayım( teori) oluşur. Yok, sayılan bir şeyin araştırılması, ispatlanması diye zaten bir söz konusu olmaz.

Allah’a inanç bilimsel midir? Bunun için evvela varsayım (teori) ortaya konulur. Eğer yok sayılıyorsa, yok sayılan bir konuyu nasıl araştırılıp, ispat edeceksiniz? Allah’ı var sayan ile yok sayanın durumunu düşünelim. Yok, sayan nasıl bilim yapacak, nasıl bilim adamı olacak bir şeyi yok sayarak, yok olan şeyin ispatını nasıl yapacaksınız. Eğer bir şeyi var sayarsanız, bundan sonra ispata çalışırsınız. İspat ederseniz bilim olur. İspat edemezseniz bilimin teorileri olarak kalmaya devam eder. Öyleyse varsayım, yok sayımdan teori düzeyinde daha bilimseldir.

Allah’ı var sayanlar Kur’an’ı ilk hareket noktası olarak, Kur’an ‘dan yola çıkarak, kâinatta olan, lâkin insanoğlunun henüz bilemediği var olanları (reel gerçekleri) ispat ederek bilim haline getireceklerdir. Kur’an bir şeylere yok demişse bunlar yok sayılır. Var demişse var sayılır. Varsayılanlardan hareket ederek var sayılanların (özellikleri) bilinmeye çalışılır. Bilim kitapları hazırlanarak okutulur. Böylece insanın, toplumun, çevrenin ihtiyaçlarının karşılanmasında, problemlerinin çözümünde bilimden istifa edebilir.

Kur’an’ın özel bir ismi ilimdir. İlimde hata yoktur. İnsanların anlayışında hatalar olabilir. Uygulamalarında hata olabilir. Bilimler ise gelişkendir. Her bilimin belirli bir hata toleransı mevcuttur. Kur’an ile Kur’an’dan hareket ederek oluşturulan şeylere ise bilim adı verilir.

Bilgilerin, bilimleştirilmesi için asgari dört şartı taşımalıdır.

1― Bilimin konusu olmalı.
2― Mevcut malumatları bulunmalı.
3― Metodu olmalı.
4― Teorileri bulunmalıdır.

 

BİLİMLER:

Alet Bilimleri İnsan Bilimleri Toplum Bilimleri Fen Bilimleri Pratik Bilimler
Matematik Psikoloji Sosyoloji Fizik Mühendislik
Mantık vb. Felsefe Hukuk Kimya Mimarlık
Pedogoloji Siyaset Biyoloji Tıp
Fıkıh İktisat Kozmoloji vb. Güvenlik bilimleri vb.
Ahlak Edebiyat
Tarih Antropoloji vb.
Sanat vb.

 

Bilimler, nüfus artıkça, toplum geliştikçe, zamanın şartlarına göre, aslında doğada var olan, lâkin henüz bilemediğimiz gerçekleri bularak insan ve toplum hayatının sağlıklı olarak sürmesine hizmet edeceklerdir.

Rehberimiz; Kur’an +Bilim+ Akıl+İş ve Meslek hayatın çekilmez bütünlüğü olmalıdır.

 

G― EKONOMİK PROBLEMLER

I ) Değişim aracı problemi

II ) Plânlama problemi

III ) Üretim problemi

IV ) Dağıtım problemi

V) Tüketim problemi

 

Problemler Kur’an yüzünden çıkmış değildir. Problemler insanların yaptıkları işler yüzünden doğmuştur. Problemlerin doğuş sebebini tespit etmek fevkalade önemli bir çalışmadır. Zira bu tespit gidiş yolunu belirlemede son derece önemli kararlara ışık tutacaktır.

Dil, batıl inançlar, ahlâk, hukuk, bilim ekonomik problemlerin olduğu bir gerçektir. Bu problemleri bizler icat etmedik. Bu problemleri 20. yüzyılın insanları da icat etmediler. Bu problemler 12 yüzyıldır süregelen derin problemleridir. Ve onlar ölmüş gitmişlerdir. Ölenlerin eleştirisi ile kaybedilecek vakit de.

İhtiyaçları karşılamak için çalışmalar gerekir. Bu bir yandan sürerken, bir yandan da problemleri çözmek için çalışmalara ihtiyaç vardır. Zira problemler, karşılanamayan ihtiyaçlarımızdır. Problemleri çözmeye çalışmak bir nevi ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalışmak olacaktır…

İhtiyaçları dengeli olarak karşılamak, problemleri çözmek, problemleri çözerken, çözümlerimizin ilerde başımıza daha büyük problemler açmaması için gelişigüzel kararlar vermemek gerekir. Gelişigüzel kararlar vermemek için önce metot. Metotta anlaşabilirsek birlikte çok büyük zor işleri kolaylıkla başarabiliriz.

 


[1] [*] GENİŞ BİLGİ İÇİN BAKINIZ;

1― Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları Mistizmin Ana Hatları. Dr. Cahit Sunar. Üniversite Basımevi 1966

2― Diyanet İşleri Reisliği Yayınları Sayı:81 Kur’an’ı Kerim’in Tetkikine Giriş( Eser Kur’an,İncil ve Tevrat’ı alıntılar ile Mukayese ediyor) Ankara 1960.

3― Hadis Usulü, Doç, İsmail Lütfi ÇAKAN.

4― Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, İslâm (İslâm-islâm dışı) Mezhepleri Tarihi. Dr. Neşet Çağatay Dr. İbrahim Agâh Çubukçu 1965

5― İstanbul Sağlam Kitapevi. 1980 Mevkufta, Mülteka Tercümesi Tercüme, Ahmet Davudoğlu (2 Cilt)

6― İslam’da Aile Eğitimi (2 Cilt). Uysal Kitapevi Dr. Abdullah Nasıh Ulvan.

7― Fıkhu’s-Sünne, Seyid Sabık, Pınar Yayınları. İstanbul.

8― Nutuk, Atatürk.

9― Diyanet İş. Bşk. Yy. Hadis ilimleri ve Hadis ıstılahları. Dr. Subhi es-Salih, Ankara.

10― Mevzu (Uydurma) Hadisler, Dr. Yaşar Kandemir. Diy, İşl, Bşk,Yy, Ankara

11― Dine Karşı Din, Dr. Ali Şeraiti. İşaret Yy. 1990

12― Hac. Dr. Ali Şeraiti.

13― İnsanın Dört Zindanı,Dr. Ali Şeriati.

14― Anne Baba Biz Suçluyuz, Dr. Ali Şeriati.

15― Muhammed kimdir? Dr. Ali Şeraiti

16― Petrol Fırtınası, Raif Karadağ.

17― Dominik Pamir, Kitabı Mukaddes

18― Esbahü’n Nüzül, Abdulfettah El-Kadi, Fecr Yy.

19― Seyyid Kutub Külliyatı, Kur’an’ın Mesaji (Mekke Devri), Hikmet Neşriyat A.Ş. İstanbul,1987.

20― Seyyid Kutub Külliyatı, Kur’an’ı Mesaji (Medine Devri), Hikmet Neşriyat A.Ş. İstanbul, 1968.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Son Yorumlar