İçtihadlarda kullanılmak üzere ilkelere dair yorumlar

06 Haziran 2011, Çeşitli Görüşlerimiz, Kur'an Çalışmalarımız, Yorum Yok »

İÇTİHATLARDA KULLANILMAK ÜZERE

İLKELERE DAİR YORUMLAR[*]

Ankara 1990 yılında kaleme alındı ve 1992’de ilk kez yayımlandı ve o dönemin tüm siyasi parti merkezlerine dağıtıldı; İstanbul 2006 yılında da ikinci kez yayımlandı.

 

 

 

01- EĞİTİM İLKESİ

Bir ülkenin kalkınabilmesi için maddi ve manevi teknik eğitimin fevkalade iyi düzeyde yapılması şarttır. Dağdaki odunu, evdeki mobilya haline getiren, eğitimdir.

 

02- ÇOCUK, İHTİYAR VE YOKSULLARIN KORUNMASI İLKESİ

Anne karnından başlayarak 15 yaşı dahil 0-15 yaş arasında olan insanlara çocuk denilir. 65 yaşından ileride olanlara ihtiyar denilebilir. 16-65 yaş arasında olanlara yetişkin denilir. Hastalık, deprem, yangın, sel felaketi, trafik kazası gibi mücbir sebeblerle ekonomik durumu bozulmuş kişilere yoksul denilir.

Bir ülke çocuk, ihtiyar ve yoksullara gereği gibi bakıyorsa kalkınmanın bir prensibine daha uyuyor demektir.

Yetişkinler; çocukların, ihtiyarların, yoksulların sefaletinden fazlaca üzüntü duyarlar. Bu üzüntü, yetişkinin bedeni, zihni ve psikolojik güçlerini zayıflatır. Bu ise ülke için büyük bir kayıptır. Çocuklara, ihtiyarlara, yoksullara gereği gibi bakılan ülkelerde yetişkinlerden daha iyi verim alınır.

 

03- YETİŞKİNLERİN ÇALIŞMASI İLKESİ

Her insan, tükettiği kadar üretmeye gayret etmelidir. Ayrıca her insan, kendisine aşağıdaki ekonomik idealleri asgari ekonomik idealler olarak edinebilir.

a) 15 yaşına kadar temel eğitim ideali.

b) 25 yaşına kadar hem çalışıp, hem okuyup, evlenecek imkanları elde etme ideali.

c) 40 yaşına kadar bir konut, bir araba ve devamlı gelir sağlayacak akar elde edebilme ideali.

İnsan bu ideallerine ulaşırsa, kendisini ekonomik otomatiğe bağlamış olur. Bundan sonraki hayatında hiç kimseye yük olmadan, çalışmasa dahi, hayatını sürdürebilir.

 

04- LÜZUMSUZ İŞLERDEN KAÇINMA İLKESİ

Piyangodan, lotodan, totodan, iddiadan, kumardan bir milyar kazanmış olunsa insan bu para ile işadamı olabilir mi? Hayır olmaz! İş adamı olmak uzun yıllar süren iş tecrübesi ile mümkün. Bu iş tecrübesi olmadan kişinin eline geçen büyük bir sermaye kişiyi iş adamı yapamaz.

Birkaç kişi kazanacak diye, milyonlarca insanın umutları piyango, loto, toto, kumar gibi şeylere bağlanarak düşünsel emekler israf edilmektedir. Bunlara umut bağlayan insan, “Nasıl üretebilirim, nasıl satabilirim, nasıl iş başarabilirim?” gibi ciddi faaliyetlerden yoksun kalmaktadır.

Aklını, bir define bulmaya şartlayan bir kişi iş adamı olamaz. Aklını böyle şeylere bağlayan bir toplum kalkınamaz.

Ekonomik hayatın gerçek düzlemleri üretimdir, dağıtımdır, planlamadır ve tüketimdir. Bir insan ya üretim yapacak, ya dağıtım yapacak, ya da planlama yapacaktır. Kazandığını ise tüketecektir. Bunların haricinde kalan ve para kazanmaya yönelik olduğu iddia edilen tüm faaliyetler boştur. Boş faaliyetlerden para kazanmaya çalışmak aptallıktır. Kısa vadede insana cazip gelse dahi, uzun vadede hiçbir şey kazandırmadığı anlaşılacak, lakin o zaman iş işten geçmiş olacaktır. Kaybedilen zamanlar bir daha geri gelmeyecektir.

Gelecek bugündür. Bugün birşeyler başaranlar geleceği de başarmış demektirler. Gelecek bugün hizmet verenlerindir. Büyük başarılar hergün kazanılan küçük başarıların birikmesi ile oluşur.

 

05- İNSANLARDAN BİRŞEYLER DİLENMEMEK İLKESİ

Çocuklarınızı iş adamı yetiştirmek istiyorsanız, çocuklarınıza kimseden birşey istememeyi aşılayınız. Çocuk istek duyacak. İsteyecek birilerinden. İstekleri verilmez ise, çocuk üzülecek, lakin çalışıp, para kazanmanın gerekliliğini idrak edecek.

Bir anne ve babanın çocuklara göstereceği çok aşırı merhamet aslında çocuklara yapılmış bir kötülüktür.

Özellikle 15 yaşında, artık bir çocuk başkalarından birşey istemeyi terk ederek, kendi ihtiyaçlarını kendisi elde etmeye gayret etmelidir. Başkalarından birşeyler dilenmemek ilkesi yetişkinlerin hayatında da oldukça önemlidir.

İnsanlardan birşeyler istemeyince, örneğin acıktın, karnın zil çalıyor, kimseden ekmek de istemiyorsun, ya öleceksin ya da çalışacaksın. Ölmeyi kimse arzu etmeyeceğine göre, insan çalışmayı tercih edecektir.

Bazıları ölmüşlerden birşeyler dileniyor. Ölmüşler, yaşayanlara ne verebilir ki? Bunlar batıl inançlardır.

İnsanlar, ne ölülerden ne de yaşayan insanlardan birşeyler dilenmemelidir.

Arz ve talep bir şeyler dilenmek değildir. Arz ve talep ekonominin temel bir kanunudur. Eski elbiseni pazara götürerek arz edebilirsin. Bir başkası bu elbiseyi talep ederse, karşılıklı rıza ile ticaret gerçekleşmiş olur. O almış, sen de satmış olursun. Bir malı arz etmek, bir emeği arz etmek insanlardan birşeyler dilenmek değildir. Göğsünü gere gere arz ediyorsun. Satışa sunuyorsun. İhtiyacı olan talep edecektir. Başkalarına arz edecek mal üretenler, başkalarına arz edecek emeği olanlar, başkalarına muhtaç olmadan yaşama imkanını elde ederler. Maydanoz ürettiğinizi varsayalım. Bunu pazarda arz edersin. Talep edenlere satarsın. Eline geçen para ile ihtiyacın olan başka bir malı ararsın. Bu malı arz edenleri bulursan, pazarlık ederek satın alırsın. Böylece ticaret yolu ile mallar el değiştirir. İnsanlar çeşitli ihtiyaçlarını temin ederler.

Zengin olmak isteyen bir insan öncelikle şunu düşünecek. Başkalarına ne arz edebilirim? Ben de ne var ki, bunu arz edeyim. Beden gücünü (iş gücü), zihin, duygu, emeğini arz eder. Satar. Kazandığı paranın bir kısmı ile acil ihtiyaçlarını satın alır. Bir kısmını biriktirir. Birikim ile sermaye oluşur. Sonra bu sermaye ile hammadde satın alır. Emeğini kullanır. Mamul madde haline getirir. Ürettiği mamul maddeyi arz eder. Talep edenlere satar. Tekrar hammadde alır, üretir satar. Böyle böyle devam eder. Atölye kurar. Atölye zamanla büyür. Fabrikaya dönüşür. Zengin olmak sabır ister, sabırla, düzenli olarak çalışmayı ister. Arz eden eller, her zaman için, insanlardan birşeyler dilenen ellerden üstün olur. Üstün olmak istiyorsanız dilenmekten vazgeçerek, arz eden eller olmaya gayret ediniz. Zengin olmak, kalkınmak istiyorsanız üretim yaparak, ürettiklerinizi arz ediniz. Kalkınabilmenin yolu insanlardan birşeyler dilenmemekten, planlamadan, üretimden ve ticaretten geçer.

 

06- İNSANLARA ZARARLI FAALİYETLERİN ÖNLENMESİ İLKESİ

Avrupa’nın kalkınmış ülkelerine, Amerika’ya, Japonya’ya teşekkür etmek lazım. İnsanların yaşantıları artık TV ekranları yolu ile gözlerimizin önünde. Çok şeyi TV ekranlarında seyrederek görebilmekteyiz.

İnsanlar artık maddi ve teknik alanda yükselmenin gerekli olduğuna inanmış durumdadırlar. Bunun anlaşılması güzel bir olay. Amerika, Avrupa, Japonya buna öncülük ettiler. Bu güzelliklere yeni güzellikler ilave edilebilir. Yeni güzellikler: Bütün insanlara zarar veren faaliyetlerin önlenmesi olabilir.

Evrensel zararlar vardır. Birincisi cinayetler, ikincisi hırsızlıklar, üçüncüsü zinalar, dördüncüsü uyuşturucular, beşincisi iftiralardır. Bir evrensel sözleşme hazırlanır. Bütün insanlara sunulur. İnsanlar bunları imzalayarak, birbirlerine söz verebilirler. “Bir daha cinayet işlemeyeceğime, hırsızlık yapmayacağıma, zina etmeyeceğime, uyuşturucu kullanmayacağıma, iftira atmayacağıma, sözümde durmazsam şu, şu ……………….cezalara razı olacağıma söz veririm”. Bu beş evrensel kötülük önlenirse, bu kötülüklere akan paralar; beslenme, barınma, giyinme, ulaşım gibi sektörlere kayacak, üretim artacak, bütün dünyada aç sefil, perişan insan sayısı minimuma inebilir.

 

07- GENEL PLÂNLAMA İLKESİ

Japonya’da nüfus çok, toprak azdır. Japonya nüfusunu geçindirmek için sanayileşmek zorundadır. Nüfusu az, toprağı çok olan ülkeler tarım yolu ile nüfuslarını rahatlıkla geçindi-rebilirler. Her ülkenin şartlarına göre kalkınma planları değişiklikler arzedebilir.

Devlet Planlama Teşkilatları bir birlik oluşturmalı, hem ülkenin kalkınması, hem de evrensel kalkınma için planlar üretmelidir.

Hong-Kong’tan başlayan, Hindistan’tan geçen, İran’dan, Anadolu ve İstanbul’dan geçen Paris’e uzanan üç geliş, üç gidiş bir otoban planlanabilir. Güney Afrika’dan İngiltere’ye kadar bir otoban planlanabilir. Kıtalararası yollar, ülkelerin katılımı ile yapılabilir. Kıtalararası otobanlar, Asya, Afrika, Avrupa arasında yakın işbirliğini ve üç kıtanın da birbirine destek olarak kalkınmasını kolaylaştıracaktır.

İnsanlar artık ilk çağlardaki ekonomik felsefelerden kurtulup, 21. yüzyılın şartlarına göre ekonomik felsefelere yönelmelidir. Acıktığın zaman avcılık, toplayıcılık yaparak geçinmenin devri artık geçti. Planlı, programlı bir yaşantının içerisinde olmak zorundayız. 21. yüzyılın ekonomisi bunu gerektirmektedir.

Bugün artık, bir Anonim şirketin dahi 1,2,5,10,15,20,25,50,100 yıllık planları vardır. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı ölse dahi yerine gelen kişi, yani halifesi (halef-selef), planları kaldığı yerden devam ettirebilmektedir. İnsanlar ölse de işler devam etmektedir.

 

08- DAĞITIM KOLAYLIĞI İLKESİ

Üretilmiş malınız var. Yolunuz yok ise nasıl nakledeceksiniz, nasıl dağıtacaksınız? Şahıslar yol yapmaya kalkarsa, bunun altından kalkamazlar. Yollar vergilerle yapılır. Firmalar kazanır. Kazançlarından vergi öderler. Bu vergilerle yollar yapılır. Bu yollardan herkes istifade eder. Yolların iyi yapılması, dağıtımı kolaylaştırır. Başka bir dağıtım alanı kar dağıtımıdır.

Şirketlerde, elde edilen karlar, sermaye oranlarına göre dağıtılır. Bankalar da bir şirkettir. Bankalar elde ettikleri karları ortaklarına dağıtırlar. Öyle ise banka bu işlevini halka yaymalıdır. Para yatıran herkesi kendisine ortak kabul etmelidir. Bankalar, kendilerine para yatıran herkesi ortak kabul ederse, buna göre düzenlemesini yapacaktır. Riba (reel faiz) sorunu böylece çözülecektir. Reel faiz enflasyon oranının üzerinde verilen artış demektir. Enflasyon %70 ise banka %60 faiz, RİBA DEĞİLDİR. Ribanın oluşumu itibari kıymetlerde değil, gerçek kıymetlerdedir.

1 kg altın verip, bir yıl sonra 1 kg 1 gram altın alınırsa, bu 1 gram Ribadır. 1 kg altın kıymeti kadar kağıt para verip, bir yıl sonra bir kg altın kıymeti kadar kağıt para almak RİBA DEĞİLDİR.

Bugün bankaların uyguladığı faiz ile, İslamiyet’in tarif ettiği riba farklı şeylerdir. İktisadi deyim olarak Riba: Reel faizdir. Yani enflasyon oranının üzerinde paraya verilen ilavedir. Enflasyonun oranında verilen faiz riba değildir. Enflasyon oranında yapılacak yanlışlıklar dolayısıyle hakların birbirine geçmesi söz konusudur. Bu nedenle iyi bir yöntem bankaların, kendilerine para yatıranları da ortak kabul etmesidir. Bankalar, mevduatları, istihbaratını iyi yaptığı müteşebbislere aktarır. Bankadan para alan müteşebbis, serbest bir anlaşma ile karın % kaçını bankaya vereceğini, % kaçının kendisine kalacağı konusunda anlaşabilir. Öyle işler olabilir ki, karın yarısı bankaya, yarısı müteşebbise, öyle işler olabilir ki, karın %90’ı bankaya, %10’u müteşebbise kalabilir. Bunu o günkü şartlar ve tarafların hür iradesi ve karşılıklı rızası tayin eder. Bankalar kar ettiklerinde, ortaklarına kar dağıtırlar. Müteşebbisi iyi seçen, müteşebbise çeşitli imkanlar ve hizmetler aktaran bankalar iyi kazanacak ve iyi mevduat çekecektir.

Her ülke, en büyük havaalanı yanında bir Ticaret Merkezi oluştursa, yanında da bir lüks otel. Dışarıdan gelen ithalatçılar o ülkede üretilen malların çoğunu bu merkezde, bir nevi açık fuarda görse, bu faaliyet dahi dağıtım kolaylığı ilkesinin uygulaması sayılır. Dağıtım; hammadde ve mamul maddelerin taşınması, ulaşım, ticaret kolaylıkları, karların paylaşımı gibi birçok ekonomik faaliyeti ifade eder.

Dağıtım kolaylaştırılmalıdır. Devlet ve Belediyeler bu kolaylaştırmaya öncülük etmelidir.

 

09- TÜKETİM AYARLAMASI İLKESİ

Tüketim olmazsa, ekonomik faaliyetler durur. Tüketim de önemli bir olaydır. Tüketim ayarlanması gereken bir olaydır. Üretilen mallar insanlığın ihtiyacından çok fazla ise, tüketim teşvik edilir. Böylece üretim yerleri kapanmaz. şayet üretim, insanlığın ihtiyacına yetmiyorsa, tüketimin kısılması tavsiye edilir. Böylece diğer insanlara da tüketilecek birşeyler kalabilir.

Tüketimin arttırılmasını, kısılmasını kim tavsiye edecek? Bunu tüm insanların beslenme, giyinme, korunma gibi ihtiyaçlarından sorumluluk duyan kişiler yapabilir. 2005 yılı itibariyle böyle bir sorumluluğu üstlenmiş insanlar mevcut değildir. Ancak bu sorumsuzluk bir gün bitmeyecek manasına gelmez.

İletişim araçları, bütün dünyayı adeta bir tek ülke konumuna getirmiştir. İnsanlar ne yapıyor. Hergün haber alabiliyoruz. Birbirine böylesine yakınlaşan bir dünyada şartlara göre tüketimin kısılması veya arttırılması tavsiye edilebilir.

Amerika’da, Hindistan’da çeşitli yerlerde ekmek, giysi bulamayan insanların hesabı öncelikle ben müslümanım diyenlerden, sonra da bütün insanlardan tek tek sorulacaktır. İster inanın, ister inanmayın.

Hindistan, nüfusunun çok oluşundan değil, ekonominin prensiplerinden cahil olduğu için sefildir. Hindistan’da da demokrasi var.

Çin müslüman bir ülke değil. Öyle ise geri kalmışlık sadece müslümanlara has bir durum sayılamaz. Ancak bugün müslüman olduklarını iddia eden ülkelerin geri olduğu su götürmez bir gerçektir. Bunu kabul etmek gerekir. Ekonomik kanunlar, müslümana, kafire bakmaz. Her kim ekonomik prensipleri iyi uygularsa, ekonomik olarak, maddi ve teknik olarak yükselir. Allah’ın kanunlarında bir değişme bulamazsın! Bu kanunlara kafir de uysa yükselecektir, müslüman da uysa yükselecektir. Allah’ın ekonomide ve diğer bilim dallarında kanunları vardır. Bilimler bu kanunları keşfetmeye çalışır.

 

10- ÜRETİM ARTIĞI, TİCARET YARIĞI İLKESİ

“Para iyi, kaliteli, sağlam ve ucuz mala doğru akar”. Bu ekonomik bir kanundur. Bu kanunun tefsiri için ciltler yazılabilir. Dünyanın neresinde olursa olsun, bir mal kaliteli, sağlam yapılıyorsa, estetik ise alımı, maliyeti kişiye ucuza geliyorsa kişi o malı almayı tercih eder. Parasını o mala yönlendirir.

Herkes birşeyler üretiyor. Tüm üretimler iki ana dala ayrılır.

a) Emek üretimi: Beden emeği, zihin emeği, duygu emeği üretimleri gibi

b) Mal üretimi: Ham mal, ara mal, yedek mal, mamul mal gibi üretimler.

Herkes ürettiğini arzeder. Talep edenler bu üretimi seçerler. Talep edenler iyisini, kalitelisini, sağlamını, ucuzunu almayı severler.

Bir iş adamı, bir müdür talep ediyorsa; müdürde beden, zihin, duygu, emeklerinin süper olmasını tercih eder. Fiyat buna göre oluşur.

Üretim artmalıdır. Herkes gerek emeğini, gerek malını daha iyi, daha bilinçli, daha sağlam, daha kısa zamanda, daha ucuz olarak üretirse pazar payını arttıracaktır.

Üretimimiz çok iyi, lakin ticaretiniz iyi değilse olmadı. Pazarlamanızı da iyi yapmak zorundasınız. Ticaret bir yarıştır. Yarışı kazanmaya çalışmalısınız.

Nelerin üretilip, nelerin üretilmeyeceği konusu hukukçuların işi. Hukuken bir üretim yasak değilse, üretmekten, ticaret yarışından hiç çekinmeye gerek yoktur. Bir şey yasak değilse, yasak olmayan üretim ve ticaret bütün insanların faydasına demektir. Kimseye zararı yok demektir.

Üretim artışı, ticaret yarışı ahlak ve hukuk yapısını tamamlamış bir toplum için sözkonusudur. Hukuk tamamlanmıştır. Üretim artışı ve ticaret yarışı yapanlar şunu bilmektedirler. şu şu malları üretmek ve satmak yasaktır. Cezası şudur. Bunları bilen ekonomistler, bunları yapmayarak, yasak olmayan bütün işlerde büyük bir yarışa girerler. Zaten yasaklar çok azdır. Bir insanın hafızasında rahatlıkla unutmayacağı kadar sınırlıdır. Yasak olmayanlar ise milyonlarcadır.

Yeri gelmişken belirtmekte yarar vardır. Milyonlarca üretim çeşidi vardır. Bunlar serbesttir. Üretilir, arzedilir, satılır, para kazanılır. 10 grup yasak grubu içinde yasakları toplayabiliriz. Bu on grup yasak bilinirse, ekonomistler rahat bir nefes alarak, kendi işleri ve güçlerine bakacaklardır.

01- Kitle imha silahları. Cinayet üretmek.

02- Her nevi zihni uyuşturucu maddeler.

03- Zina. (Evlilik ve suç olmayan birliktelik dışı, cinsel ilişkiler).

04- Dolandırıcılık ve hırsızlık aletleri. Sahte para gibi. Riba gibi.

05- Sahibinden yazılı izin almadan kitap ve her türlü telif eserlerini bastırmak.

06- Sihir, cincilik, muskacılık, fal, kumar, şans oyunları, yatırlardan çıkar sağlamak, din sömürüsü yapmak.

07- Kadın ve erkek ve hayvanat heykelleri, resimleri gibi işler. Resmi evraklar için çekilen fotoğraflar bundan müstesnadır.

08- Kadın ve erkeklerin cinsel duygularını istismar eden işler.

09- İnsan zehirlemek için üretilen zehirli maddeler.

10- Zararlı hayvanların (akrep, yılan gibi) üretimleri. (İlaç yapımı veya tıbbi amaçlar müstesna).

Bu 10 grup şeyleri üretmek yasaktır. Heykeller bir zamanlar, puta tapıcılığın sembolleridir. Bu kötü anıları insanlar yaşamasınlar. Lütfen Allah’a karşı yapılan bu saygısızlığa son verelim. İnsanlar bir zamanlar bunlara tapıyordu. Yine tapınmasınlar. Bunlar unutulsun. Bir daha puta tapıcılık, hayvan totemlerine tapıcılık gündeme gelmesin. Bazıları bu işten para kazansa dahi, Allah’a saygı gereği terketsin. Başka başka işlerden para kazanmaya gayret etsin.

Bu 10 grup üretim yasaktır. Bu 10 grup dışında, ne kadar üretim çeşidi varsa, yapmak serbesttir. Bir değil, on değil, bin değil, milyonlarca serbest üretim çeşidi vardır. Bunları üretelim, bunları üreterek kazanmaya gayret edelim. Yarışırcasına üretim ve ticaret faaliyetleri ile meşgul olalım.

 

11- TARTMA, ÖLÇME, FİYAT BİLME ARAÇLARINDA HİLE YAPMAMAK İLKESİ

Tartma ne demektir? Ölçme ne demektir? Fiyat bilme ne demektir?

Tartma, ölçme ve fiyat bilme insanların ortak kabulleridir. Sen, ben, onlar belirli bir ağırlığı kilogram kabul ettiğimiz için kilogramdır. Belirli bir uzunluğu metre kabul ettiğimiz için metredir. Belirli bir kağıdı malı almada, satmada değişim aracı kabul ettiğimiz için kağıt para bir kıymet taşımaktadır.

İnsanların kabulü neticesinde bir kıymet ifade eden herşey insanların ortak değerleri, demektir.

Bir hipermarket tartı cihazını yanlış ayarlayarak, bir kilogram görünen gösterge ile aslında 950 gram mal tartmış olsa, belki de uzun süre kimseler bunun farkına varmayabilir. Bu elli gramlar birike birike öyle bir noktaya gelir ki, ekonomik denge bir kesimin lehine, bir kesimin aleyhine haksız bir yoldan bozulmaya başlar.

Bir gün önce 9.50 kuruşa aldığımız malı, bir gün sonra 10 liraya almak zorunda kalıyorsunuz, elli kuruşunuzu bir gün içinde kaybetmiş olursunuz. Elli kuruşunuzu niçin kaybettiniz? Bunu araştırıyorsunuz. Tarım sektöründe ilk ürünler pahalı olur, ürünler çoğaldıkça fiyat düşer. Herkes bunu normal karşılar. Lakin ilk üretilen domateslerin kg’ı 5 lira olsa, ürün arttıkça, tarla domatesleri çıktıkça fiyatlar 6 lira, 7 lira oluyorsa bir terslik var demektir. Bu tersliğin adına enflasyon denir. Üretim arttıkça fiyat düşmesi gerekirken, ekonominin bu kanunun tam tersine üretim arttıkça fiyat da yükselmektedir. Öyle ise bu yükseliş kağıt paranın alım gücünün düşmesinden kaynaklanmaktadır. Birgün önce piyasada dolaşan para hacmi 5 milyar ise, bir gün sonra yeni basılan paraların piyasaya sürülmesi ile 6 milyar liraya çıkarsa, kağıt para %20’ye yakın değer kaybetmiş olur. Beş liralık domates 6 liraya çıkar. Enflasyonun sebebleri sadece kağıt para hacimlerinin artması değildir. Başka başka sebepleri de vardır. Karaborsa, ihtikar, aşırı kar hırsı, tekelleşme, firmalar arasındaki gizli fiyat anlaşmaları, aşırı ücret zamları, lüks ve israf bütün bunlar enflasyonu davet eden faktörlerdir.

1991 yılı Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Yalım Erez: “Enflasyon bir devlet terörüdür” diye demeç vermişti. Öyle ya, yanlış yapılan yatırımlar, teşviklerle lüzumsuz yerlere aktarılan kaynaklar, politik kadro şişkinlikleri, gereksiz yere depolanan araç ve gereçler, aşırı tüketim, yetersiz üretim bütün bunlar da enflasyonun sebebleri arasında bulunmaktadır.

Bazen enflasyonu iyi gören kişiler de çıkmaktadır. Lakin genel olarak insanlar enflasyona iyi gözle bakmamaktadırlar. Enflasyon ile zenginleşenler iyi gözle bakmakta, enflasyon ile fakirleşenler iyi gözle bakmamaktadırlar.

Enflasyon bir kesimin parasını çalmak sayılırken, diğer bir kesimin parasını arttırmak olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında enflasyon bir devlet terörü yanında aynı zamanda bir devlet hırsızlığı olmaktadır. Bu devlet hırsızlığı bizatihi devlete yarar sağlayan hırsızlık değil, devlete yakın güçlere yarar sağlayan bir hırsızlık olmaktadır.

11. ilke olarak ölçme, tartma, fiyat bilme araçlarında hile yapmamak gerektiğini kabul etmek lazımdır. Ölçme ve tartma araçları malumdur. Fiyat bilme araçlarından bugün en yaygın olarak kullanılan kağıt paralardır. Kağıt para, bir fiyat bilme aracıdır. Fiyat bilme aracında hile yapılmamalıdır. Hile yapılmaması için kağıt para nasıl oluşmalıdır. Kağıt paranın oluşması öyle esaslara bağlansın ki, fiyat bilme aracında hileye olanak kalmasın. Hilenin yolları kesilsin. Ölçme ve tartma araçlarında hileyi anlamak kolay. Lakin kağıt para olayında hileyi anlamak çok zordur. İnsanlar kağıt para olayını yeteri kadar bilmiyor. Kağıt para olayını öyle esaslara bağlamalıyız ki, hile yolu kapanabilsin…

 

__________________________________
[*] Bu çalışmalarımız hemen hemen bütün parti liderlerine İktidara geldiklerinde ülkemiz insanının yararına kullanmaları düşüncesiyle yıllar önce (90’lı yıllarda) bizzat kendilerine teslim edilmiştir. Size yanlış gelen yorumları lütfen mail adresimize bildiriniz: [email protected]

Yazı Kaynak: “İniş Sırasına Göre Kur’an, Akıl ve Bilim Işığında Türkçe Çeviri” adlı eserin 2006 yılında basılan Mavi Kapaklı kitaptan alıntılanmıştır. Sh. 578-583, Birinci Baskı, İstanbul 2006).

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yorumlar