Her konuda Hz. Peygamber (sav)’e Kur’an; “İniş Sırasına Göre” yol gösteriyordu. (111. İnen Sûre: Fetih Sûresi; indiği zaman Hicret’in 6. yılı bitmişti.)

05 Ocak 2012, SÜNNET Kitabımız Hakkında, Yorum Yok »

Her konuda Hz. Peygamber (sav)’e Kur’an; “İniş Sırasına Göre” yol gösteriyordu.

Bu şekilde dünyada mücadeleye devam eden Müminlerin, Fetih (Zafer) Gününe ulaşmaları umulur.

 

YÜZONBİRİNCİ İNEN SURE:

FETİH SURESİ

(HİCRET’İN 6. YILI BİTMİŞTİR)

 

Risâlet’in gelişinden itibaren yaklaşık 19 sene bitmiş, 20 yılın içerisine doğru ilerlenmektedir. Hicretten sonra 6. yıl bitmiştir. Allah Rasûlü son peygamber Hz. Muhammed Aleyhi Salatu Vesselam 60 yaşına yaklaşmıştır. Hayatının 40 yılı hanif bir insan olarak, kendi ihtiyaçlarını karşılama, ticaret yapma, evlenme, insanlara çeşitli işlerde yardımcı olma gibi güzel işlerle geçmişti. 40 yaşında Rasûl seçilmiş ve bu yaştan 60 yaşına kadar bir bir zorluğu göğüsleyerek; insanlara ahlâk ve hukuk öğretmiş, ahlâkın ve hukukun en güzel örneğini yaşayarak göstermişti. Bu konuda kendisine Kur’an; “İniş Sırasına Göre” yol gösteriyordu. Arabistan yarımadasında bozguncu, saldırgan ahlâk ve hukuk tanımaz insanların sergiledikleri cinayet, hırsızlık, yol kesicilik. haramilik gibi faaliyetlere son verme zamanı olgunlaşmıştı. Rasûllerin rüyası da vahy olurdu. Rüyada bir fetih görmüştü. (Bkz. Fetih 27)

O sene Hac mevsimi yaklaşmıştı. Yaklaşık 1500 kişilik bir kafile ile Allah Rasûlü hacc etmek üzere Mekke’ye doğru yola çıkar. Mekke’ye yaklaşır. Mekkeliler Hacc etmelerni engellemek için elçi gönderirler. 80 kişilik bir Mekkeli süvari saldırıya teşebbüs eder, lâkin yakalanırlar. Hz.Osman Mekkeye elçi olarak gönderilir. Dönüşü gecikir. Hz.Osman’ın öldürüldüğü haberi gelince, bütün Sahabiler Mekkelilerle ölünceye kadar savaşmak üzere biatlaşırlar. Lâkin bir müddet soma Hz.Osman döner. Haberin asılsız olduğu ortaya çıkar. Mekke’den heyetler gelir. Bu sene hac etmemeleri için ricada bulunurlar. Diplomatik anlaşmaya varılır. Bu anlaşmaya göre bu sene hac edilmeyecek, geri dönülecek, on yıl taraflar birbirine saldırmayacak, gelecek yıldan itibaren her yıl üç gün kabenin tavaf edilmesine müsaade edilecek. Mekke’den Medine’ye kaçan erkekler iade edilecek, Medine’den Mekke’ye kaçan erkekler iade edilmeyecek. Böyle anlaşma şartları sahabilerin çok ağrına gitti. Lâkin Allah Rasûlünün en son kararı ile anlaşma imzalandı.

Mekke’nin içerisine giremeden, Mekke’nin etrafında bir yerde kurbanlarını keserek Medine’ye dönmek üzere harekete geçtiler. Bu dönüş yolculuğunda Fetih Suresi’nin indiği rivayet olunmuştur.

Böylece İslâm Medeniyeti ilk diplomatik, hukuki bir saldırmazlık anlaşması imzalamış oluyordu. Medeniyetin güney tarafı bu anlaşma ile 10 yıl saldınya uğramaktan uzak olarak düşünülüyordu. Bu anlaşmaya Hudeybiye Musalahası (Sulh Sözleşmesi) denilmiştir. Fetih Sûresi 22 ve 25. ayetinden anlı-yoruz ki, eğer anlaşma olmasaydı şayet savaş olsaydı, mü’minlerin gücü Mekkeli’leri yenecek durumdaydı. Görülüyor ki, İslâm Ordusu güçlü olduğu bir zamanda, böyle bir anlaşma imzalamış, lâkin anlaşma şartları o kadar ağırdı ki, Sahabilerin büyük çoğunluğunun zorlarına gitmişti. Bu Sûre’de fiili bir savaş kazanılmış olmadığı halde neden Fetih Sûresi adı verilmiştir? Bir hikmeti olarak asıl zaferin diplomatik zaferler olduğu anlaşılmış bulunuyor. Diplomatik zaferlerle, yazılı hukuki anlaşmalar yapılır. İlk bakışta bu anlaşma maddeleri aleyhimize görünebilir. Ancak karşı taraf diplomatlarının ileriyi göremedikleri noktalar bulunacaktır. İşte zafer bu noktalarda gizlidir. Karşı taraf hukuk tanımamaya alışmıştır. Kısa bir zaman sonra yazılı hukuki anlaşmayı bir taraflarından ihlâl edebilme ihtimalleri yüksektir. İşte bu takdirde karşı kitleler nezdinde kuvvet kullananı meşru ve haklı çıkaracaktır. Bu da askeri zaferlerin önünü açacaktır. Dünya kamuoyu önünde haklı görünmeyen bir savaşa girmeyeceksin.

Fetih Sûresi 21. ayette zaferin sadece iman ile kazanıldığı şeklindeki iddiaların yeterli olmadığı anlaşılıyor. İman gerekli lâkin yeterli değildir. 21. ayette başka bir zafere daha erecekleri, lâkin henüz buna güçlerinin yeterli olmadığı bildirilmiştir. Demek ki, bir müddet daha güçlenmek için zaman geçmesi gereklidir. Burada güç dengesinin önemi vurgulanmış oluyor. Bu güç dengesi gerek insan, gerek eşya, gerek silah bakımından dengeleri kapsamaktadır. Lojistik destek vs. gibi; insan, eşya, silah, araç, ikmal, istihbarat, hukukilik, iletişim, enformasyon gibi tüm unsurlar güç dengesi içinde değerlendirilecektir. İman sahibi olmak ise, gerekli unsurlardan bir unsur olarak tasarı kısmında yerini almaktadır.

İniş Sırasına Göre Sûrelerin akışı ve Sûre içindeki açıklamalar okuyucuyu ister istemez düşünmeye sevketmekte, adeta Sûrelerin indiği ortamda kendinizi bulmakta ve olayı yaşamaktasınız. Böylece Kur’an Sûreleri aslına uygun, paralel şekilde anlaşılabilmektedir. Evvela Kur’an’ın indiği ortamda insanlar tarafından nasıl anlaşıldığını bulmalıyız, bundan sonra Sûrelerin sadece peygamberlere mahsus olan hükümleri dışında hükümlerini günümüze taşımaya çalışmalıyız.

Bir ayetteki hükmün peygamberlere mi mahsus, yoksa bütün insanlara mı hitap ettiğini nasıl anlayacağız? Eğer bir ayette: “Sadece sana mahsus olmak üzere gibi bir bildirim varsa, bu ayetin hükmü sadece peygamberlere mahsustur. Eğer böyle bir tahsis yoksa, bu takdirde bütün insanlara aittir. Velev ki: “Ey Rasûlüm ….” diye başlayan ayetler olsa dahi, bütün bu ayetler bütün insanlara hitap etmektedir. Bütün insanlar ayetleri kendilerine gelmiş gibi düşünerek, düşünecek, gereklerini yerine getirmeye çalışacak, böylece Kur’an’ın rehberliğinde Avrasya, (Afrika, Avrupa, Asya) ve Amerika Medeniyetlerine doğru yol alacaklardır.

Nitekim anlaşmadan bir yıl sonra mü’minler hacca gitmişler. Kâbe’yi tavaf etmişler, bu arada Mekkeli’ler üç gün şehrin yamaçlarına çekilmişti. Ancak bu durum ağırlarına gitmiş ve anlaşmanın üzerinden bir buçuk yıl geçmişti ki, anlaşmayı ihlâl etmeye başladılar. Saldırmazlık anlaşması bulunmasına rağmen bir Medineli kafileye saldırarak, bazı insanların ölümüne yol açtılar. Bu hukuk ihlâli üzerine 12 bin kişilik Medine ordusu hukuki hakkını kullanarak, anlaşmayı bozan tarafa doğru hareket etti. Mekke halkı gelen ordunun haklı bir gerekçeden dolayı geldiğini biliyordu. Anlaşmayı bozan taraf kendi askerleri idi. Ve halk Mekke ordusuna yardım etmedi. Medine ordusu üç koldan Mekke’ye girdi. Pek mukavemetle (büyük bir dirençle) karşılaşmadı. Böylece mü’minler, diplomatik zaferin ne gibi askeri zaferlere yol açtığını gözleri ile görmüş oldular.

Bir zamanlar Mekke’de yaşayanların; konuşma, ifâde gibi temel insani haklarını çiğneyen Mekkeli’ler, bu davranışlarının sonuçlarını yıllar sonra görmüşlerdi. Mekke’de dövülen, saldırıya uğrayan, öldürülen, suikasta uğrayan insanların arkadaşları bugün tarihte eşine az rastlanan bir harp şekli ile, birkaç kişi hariç, insan kanı dökülmeden Arabistan’ın merke-zim feth etmişlerdi. Bu harp, diplomasi ve hukukun üstünlüğüne dayanan modern bir harpti.

 

 

FETİH SÛRESİ – BAZI AYETLERİN ANLAMLARI

 

Allah’ın adıyla

«3. sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin
ve
Allah sana, şanlı (haklı, adaletli) bir zaferle yardım etsin.»

«6. Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere
ve
münafık kadınlara;
Allah’a ortak koşan erkeklere
ve
Allah’a ortak koşan kadınlara azap edecektir.
(Müslümanlar için bekledikleri) kötülük girdabı da
onların başına gelsin!
Zira Allah onlara gazap etmiş onları lânetlemiş (azarlamış)
ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır.
Orası ne kötü bir varış yeridir!»

«9. Ey insanlar! Allah’a ve Peygamberine inanasınız,
ona yardım edesiniz, ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam
Allah’ı tesbih edesiniz diye (Peygamber’i gönderdik.)»

«10. Sana (doğru işlerde yardımcı olmak için) biat edenler,
esas olarak yalnız Allah’a biat etmişlerdir (söz vermişlerdir).
Allah’ın yardımı onların üzerinedir.
Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur.
Allah’a verdiği sözü yerine getirene,
Allah büyük bir ödül verecektir.»

«12. (Ey münafıklar!) Siz aslında, Peygamberin ve inananların
bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız.
Bu, sizin gönüllerinize güzel geldi de, kötü zanda bulundunuz
ve helâkı hak eden bir kavim oldunuz.»

«15. SAVAŞTAN geri bırakılanlar, siz ganimetleri almaya giderken;
“Bırakın biz de sizinle gelelim” diyeceklerdir.
Onlar Allah’ın sözünü değiştirmek isterler.
De ki: “Siz bizimle asla gelmeyeceksiniz.
Allah önceden böyle buyurmuştur.”
Onlar; “Bizi kıskanıyorsunuz” diyeceklerdir.
Hayır, onlar pek az düşünüyorlar.»

«16. Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanlarına de ki:
“Siz, güçlü kuvvetli saldırgan bir kavme karşı
savaşmaya çağrılacaksınız veya onlar teslim olacaklar.
Eğer itaat ederseniz (bu çağrıya uyarsanız),
Allah size güzel bir ödül verir.
Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz,
Allah sizi çok acıklı bir azaba uğratır.”»

«17. Köre güçlük yoktur,
topala güçlük yoktur,
hastaya güçlük yoktur.
Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse,
Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar.
Kim de yüz çevirirse, onu çok acıklı bir azaba uğratır.»

«29. MUHAMMED ALLAH’IN RASÛLÜ’dür.
Onunla beraber olanlar inkârcılara karşı çetin,
birbirlerine karşı da merhametlidirler.
Onları hep rükû
ve
secde halinde (boyunlarını bükmüş olarak) Allah’tan lütuf
ve
hoşnutluk istediklerini görürsün.
Onların secde eseri olan belirtileri/nurları yüzlerindedir.
İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır:
Onlar filizini çıkarmış,
onu kuvvetlendirmiş,
kalınlaşmış,
gövdesi üzerine dikilmiş,
tarımcıların hoşuna giden bir ekin gibidirler.
Allah kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için,
onların sağlam ve dirençli olmalarını (dik durmalarını) ister.
Allah içlerinden faydalı bir işi en iyi şekilde yapanlara,
bir bağışlama ve büyük bir ödül vadetmiştir.»

 

 

Hudeybiye Barış Sözleşmesi’nin Hikmetleri.

(Önlenen zararlar, sağlanan yararlar)

 

1-   Hayber’deki ganimetleri almak.

2-  Peygamberi doğrulayan olsun, halkın elini sizden çeksin, sizi doğru yola erdirsin.

3-  Onlarla vuruşsalardı kafirler arka verip kaçarlardı.

4-  Onların içlerinde bilmedikleri mü’minler vardı; vuruşsalar idi (imanlarını gizleyen müminlerin ölümü ile) canlarınız sıkılırdı. Kâfirlerle mü’minler birbirinden seçilemiyordu.

5-  Kâfirlerin cahiliyet gururu ve kibiri, gayreti açığa çıktı; Mü’minlerin sükûnet vakar ve tohumları sabitleşti.

6-   Allah, Rasûlüne gösterdiği rüyanın (vahyin) doğru olup, vaki olacağını tasdik etti.

7-  Emin bir şekilde Mescid-i Haram’a girme yolu açtı.

8-  Fetih ihsân etti.(*)

____________________________________
(*) Demek ki hikmetler de Kur’an’da bildiriliyor. Kur”an hem kitap, hem hikmettir. Hikmet: Problemleri çözüme kavuşturma Bilimi; bir ‘Usûl’, bir ‘Metod’tur.

 

 

FETİH – NÜZUL SEBEBLERİ

Fetih 1:

«1. ŞÜPHESİZ Biz sana tartışmasız; (insan hak ve özgürlüklerine,
evrensel hukuka uygun olarak, saldırgan güçlerin merkezini
ele geçirip; anarşiye, teröre, hukuksuzluğa son verecek olan)
bir fethin yolunu gösterdik/açtık.»

 

BU AYETİN NÜZÛL/İNDİRİLİŞ SEBEBİ:

Hudeybiye dönüşünde nazil olmuştur. Rasûl: “Andolsun ki, bana dünyadaki herşeyden daha sevimli bir ayet nazil olmuştur.”

 

|

Fetih 24:

«24. O, Mekke’nin çevresinde,
sizi onlara karşı üstün kıldıktan sonra,
onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çekendir.
Allah yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.»

 

BU AYET’İN NÜZÛL/İNDİRİLİŞ SEBEBİ:

Sabah namazı vakti müşriklerden silahlı 80 kişi, Ten’im dağından inerek Ashaba baskın düzenlediler. Hedefleri, Rasûl’ü öldürmekti. Hepsi de yakalanıp esir edildiler. Kendisini öldürmek istemelerine rağmen, Peygamber (sav) onları affedip bıraktı. Bu ayet nazil oldu.

 

 

_______________________________________________________
Kaynak:  “HUKUK USÛLÜ ve SÜNNET”.

http://kitap-ekitap.com/product.php?id_product=14

http://kitap-ekitap.com/product.php?id_product=10

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Son Yorumlar