Cariye ne demektir? Cariyelerle cinsel ilişki kurulabilir mi? Cariye konusuna, Kur’an ve Sünnet doğrultusunda yepyeni bir açılım getirilmiştir…

23 Ocak 2012, Ayetlerle Düşünmek, Kur'anî Bazı Terimler, SÜNNET Kitabımız Hakkında, 2 Yorum »

Cariye ne demektir?
Cariyelerle cinsel ilişki kurulabilir mi?

Cariye konusuna;
Kur’an ve Sünnet doğrultusunda 
yepyeni bir açılım getirilmiştir…

 

Savaş esiri olmuş bir cariye[*] ile; kendi hür iradesi dışında ve özel evlilik sözleşmesi ya da resmi nikâh akdi/sözleşmesi yapılmadan, hiç kimse bu kadınlarla (cariye hükmünde olan yabancı kadınlarla) zorla cinsel ilişki kuramaz!..

Cariye[*]: Vatandaş olmayan yabancı kadın ya da kadınlar demektir.

 

Miras hakkı olmayan bu yabancı kadınlarla (cariyelerle) ancak özel sözleşmelerle evlilik yapılabilir.

Peygamberimizin (sav) Sünnet’inde/uygulamalarında  görülüyor ki; Cariyeye miras düşmüyor. Hür kadına miras düşüyor.

Vatandaş olmayan, yabancı uyruklu insanlarla yapılan özel sözleşmeler gereğince; erkek olsun, kadın olsun bu insanları kişi ister hizmetli, işçi, eleman olarak çalıştırabilir. Veya kişi o kişiye evlilik teklif edip, o da kabul ederse evlilik yapabilirler.

Daha sonra bir adam; bu cariyeye miras hakkı tanırsa, o zaman hür kadın konumuna geçiyor.

Örneğin: Bir İngiliz veya bir Fransız bayan Türkiye’ye gelse; Türkiye’deki bir vatandaşımızla kendi aralarında (resmi nikah dışında) özel sözleşme ile evlense, herhangi bir resmi evlilik olmadığı için, bu kişi vefat ettiği zaman -mevcut yasalara göre- bu İngiliz veya Fransız bayana mirastan pay verilmez.

İşte bu işlemin 14 asır önceki benzerine taraflar, cariyelik diyorlardı. Bizim en son geldiğimiz nokta budur… (En doğrusunu yine de Allah bilir.)

Ne zaman bu evlilik yürürlükteki yasalara göre yasal hale getirildiğinde (resmi nikah akdi yapıldığında) cariyelik sona ermiş olur ve bundan sonra artık bu kadınlar hür kadınlar statüsünde muamele görürler.

Savaşta veya barışta farketmez; özel veya resmi evlilik sözleşmeleri olmadıkça hiçbir kimse kadınlara dokunamaz…

___________________________________
[*] Cariye konusunu Osmanlı Devleti’nin bazı Sultanları, Kur’an’a aykırı olarak uygulamışlardır.

 

 

YENİ BİR KAVRAYIŞIMIZI BÜYÜK BİR MUTLULUKLA İLÂN EDERİZ.

14 Asırdır İslâm Ümmeti’nin problemlerinden bir problem olan bu CARİYELİK Meselesi üzerinde; “ve SÜNNET” adlı eserimizin baskı öncesinde SON TASHİHLERİ/DÜZELTİLERİ yapıyorken günlerdir düşünüyordum!..

Şükürler olsun ki, 22.01.2012, Saat: 18.00 itibariyle inşallah; doğruya en yakın olan bir düşünceye ulaştığımızı sanıyorum. (En doğrusunu ve en iyisini yine de Allah bilir.)

Ve geçmiş dönem Alimlerimizde olduğu gibi, bizler de Kur’an Mealimizde; “Cariye” meselesini: “Savaş Esiri” olarak vermiştik. Yine bu anlam SAVAŞ HUKUKU ya da SAVAŞ ORTAMINDA geçen Ayetlerde korunmakla birlikte; Barış ortamında (Mekke’de de) geçmesinden dolayı da şu kanaat bizde hakim oldu: Demek ki, Kur’an vahyedilmeden önce de bu mesele toplum tarafından biliniyor ve uygulanıyordu. Onun için YABANCI KADINLAR, dedik. Yani; Savaşlarda esir düşen kadınlar olabilir veya İslâm öncesi; başka ülkelerden köle olarak değerlendirilmek üzere kaçırılan insanlar (kadın ya da erkekler) olabilir veyahutta yine başka ülkelerden diğer ülkelere çalışmak üzere gelen Yabancı Kadınlar olabilir,  dedik vs.

 

BU DURUMU BÜYÜK BİR MUTLULUKLA İLÂN EDERİZ!..

İnşallah, bu anlayış sizlerin aklına, kalbine de uygun düşer de zihinler ve insanların kalpleri huzur bulur.

Savaşta veya barışta farketmez; özel veya resmi evlilik sözleşmeleri olmadıkça, hiçbir kimse kadınlara dokunamaz… 

Kadın kullarının yaratıcısı olarak Allah, bizzat onları hürmetli kılmıştır. Hürmet edilmesi gereken kullar kılmıştır. Ve bir kadına özel veya resmi sözleşmesi olmadan dokunulmasını da haram etmiştir.

Bizi bu düşünceye/görüşe iten bir sürü sebep vardır. Peygamberimizin hayatını/siyerini incelediğimizde bunu görmüş olduk.

Bırakın savaş durumunu, normal zamanlarda bile Müslüman olmayan kadınlarla cinsel ilişkiye girme helâl görülmüş ve yüzyıllardır bu yanlış maalesef uygulanagelmiştir.

Günümüzde bile halâ bu şekilde inanan ve yabancı kadınlar ile cinsel ilişki kurmayı kendilerine meşrû gören insanlar vardır.

Bu anlayışımızdan dolayı, yani; geçmiş ümmetlerin ve bugünkü insanların bu yanlış anlayışından; Allah’ın kullarından olan kadınlarımıza yapılan bu büyük zulümden dolayı, Allah’tan af ve bağışlanma diliyorum/dileyelim.

Kendi günahım, inananların günahı ve tüm insanlık adına işlenen bu günahlardan dolayı Allah’tan af ve bağışlanma bilerim.

Ve biz erkekler gibi Allah’ın kulları olarak yaratılan bu kadınlardan da özür diliyorum. Çünkü bu anlayış: BİR İNSANLIK AYIBIDIR ve BİR İNSANLIK SUÇUDUR. Umarız, Allah ta bizleri bağışlar…

 

_______________________________
“Hukuk Usûlü ve SÜNNET” adlı eserimizden alıntılanmıştır; Sh. 268. 

 

 

Bir kişi, bir savaşta esir alınan (cariye) bir kadını -Cariye: Yabancı hükmünde olan, yani Vatandaş hükmünde olmayan bir kadını- özel evlilik sözleşmesi yapmadan veya resmen nikâhlamadan kesinlikle cinsi münasebette bulunamaz:

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

«24. (Savaş esiri olarak kocaları ölmüş veya boşanmış olanlardan);
himayenize verilenler hariç,
evli kadınlar (da size) haram kılındı.
(Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır.
Bunların dışında kalanlar ise iffetli yaşamak
ve
zina etmemek şartıyla;
mallarınızla (evlilik hediyelerini vermeniz şartıyla) istemeniz,
size helâl (serbest) kılındı.
Onlardan (nikâhlanıp) faydalanmanıza karşılık,
sabit bir hak olarak kendilerine evlilik hediyelerini verin.
Evlilik hediyeleri belirlendikten sonra,
onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda,
size günah yoktur.
Şüphesiz ki Allah bilir ve
doğru hüküm/karar verendir.
25. Sizden kimin hür mümin kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse,
himayenizde olan mümin cariye(esir)lerden (nikâhına) alsın.
Allah sizin imanınızı daha iyi bilir.
Hepiniz birbirinizdensiniz.
Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri
ve gizli dost tutmamaları şartıyla,
himayelerinde olanların izniyle onlarla evlenin,
evlilik hediyelerini de güzelce verin.
Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa,
onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır.
Bu (cariye [esir kadınlar] ile evlenme izni),
içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir.
Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır.
Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.» [NİSÂ SÛRESİ’nden]

 

 

Cariye hükmü; geçmişte, yani Mekke döneminde de vardı.

 

Allah’ın adıyla

«1. MÜMİNLER başarıya ulaşsınlar!
2. Onlar ki;
namazlarında (huşû içerisindedirler
ve

ayetleri anlamıyla düşünerek) yalnız O’na yönelirler.
3. Onlar ki, boş ve saçma şeylerden yüz çevirenlerdir.
4. Onlar ki,
zekât vermek (madden ve manen huzur bulmak) için,
(bütün güçleriyle) çalışanlardır.
5. Ve onlar ki;
ferçlerini/iffetlerini koruyanlardır.
6. Ancak eşleri
ya da
(özel evlilik sözleşmesi yaptıkları) yabancı kadınlar hariç!
Çünkü onlar, bunlardan dolayı kınanmazlar.
7. Kim bunun ötesine gitmek isterse,
işte onlar haddi aşanlardır.
8. Ve onlar ki;
emânetlerine ve sözleşmelerine uyanlardır.
9. Ve onlar ki;
namazlarına özen göstererek,
(namazlarını gereği gibi kılıp üzerine titreyerek) muhafızlık ederler.
10. İşte, vâris olacak olanlar, böyleleridir!
11. Onlar Firdevs’e vâris olacak
ve
orada sonsuz kalacak olanlardır.» [MÜMİNÛN SURESİ; Mekke inmiştir, 74. inen Sûredir.]

 

Meallerin Kaynağı: 
https://www.sadikturkmen.com/kitap-siparis-sadik-turkmen-inis-sirasina-gore-kuran-akil-ve-bilim-isiginda-turkce-ceviri/ 

 

 

MÜMİNLERİN ANNESİ HZ. SAFİYYE (ra);

BİR SAVAŞ ESİRİYDİ…

 

Hayber Fethinde esir alınanlar arasında Hz. Safiyye de bulunuyordu.

Asıl ismi Zeyneb olan Hz. Safiyye, Benî Nadir reisi Huyey bin Ahtab`ın kızı idi. Annesi ise, Benî Kurayza Yahudileri reisleri eşrâfından olan Semevel`in kızı Berre idi. Hayber Yahudileri reislerinden Rebi` bin Hukayk`ın oğlu Kinâne ile yeni evlenmişti. Hayber günü Rebî’ öldürülünce dul kalmıştı. Müslümanlar tarafından da Kamus Kalesinin teslim olması sırasında esir alınmıştı. (Tabakât, 8:120)

Esirler toplandığı zaman Dihyetü`l-Kelbî, Resûl-i Ekrem Efendimize gelip bir cariye istemişti. Peygamber Efendimiz de esirler arasından bir câriye almasına müsaade buyurmuştu. Bunun üzerine Hz. Dihye, Hz. Safiyye`yi beğenip almıştı. (Ebû Davud, Sünen, 3:153)

Fakat, Ashabı Kirâm Hz. Safiyye`nin Hayber reisinin gelini ve Benî Nadir`in en şerefli bir âile kızı olduğunu düşünerek bunu uygun görmedi. Hz. Resûlüllaha gelerek şöyle dediler:

“Yâ Resûlallah! Benî Kurayza ve Benî Nadirlerin reisi Huyey`in kızı Safiyye`yi Dihye`nin alması uygun değildir! Onu ancak sen almalısın?” (Müsned, 3:102)

Peygamber Efendimiz bu itirazı kabul etmediği takdirde Ashabı Güzînin kalben rahatsız olacakları muhakkaktı.
Bunun üzerine, Efendimiz, Hz. Dihye`ye başka bir kadın almasını emir buyurdu. Hz. Bilâl`i de Hz. Safiyye`yi getirmeye gönderdi.

Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.), Hz. Safiyye`yi arka tarafına almalarını emrederek üzerine de omuz atkısı örttü. Bunun üzerine Sahabîler, Peygamber Efendimizin (a.s.m.), onu kendisine başkomutanlık hakkı (Safiy) olarak aldığını anladılar.

Peygamber Efendimizin harp sonrası bir prensibi de, mağlup ettiği veya teslime mecbur bıraktığı düşmanla uzlaşma yoluna gitmesi idi. Hz. Safiyye âilesi, Yahudiler arasında itibarlı ve şerefli bir âile idi. Elbette, onun mevkiinin muhafazası İslâmiyet ve Müslümanlar için iyi neticeler ve faydalar doğurabilecekti. Bir diğer husus da Resûl-i Ekremin bazı evliliklerinde siyasi durumu göz önünde bulundurması idi. Bir kabilenin veya bir kavmin ileri gelenlerinden birinin kızını almakla, o kavmi, o kabileyi düşman ise İslâmiyet ve Müslümanlara karşı düşmanlıklarını en azından hafifletip yumuşatıyor, dost ise bu dostluğun daha da kuvvet bulmasını sağlıyordu. Hz. Cüveyriye ve Hz. Ümme Habîbe ile evlenmelerinde bu hususlar gayet açık bir şekilde görülür.

 

Hz. Safiyye’nin Tercihi

Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.), Hz. Safiyye`ye İslâmı anlattı ve şöyle buyurdu:

“Eğer Müslüman olursan, ben seni kendime zevce edineceğim. Şayet Yahudiliği tercih edecek olursan seni âzad ederim/serbest bırakırım. Sen de gider kavmine kavuşursun!” (Tabakat, 8:123)

 

Hz. Muhammed (sav)’e atılan bir iftira da;

Hz. Muhammed’e atılan bir diğer iftira da (bazı kaynaklarda geçtiği üzere) Hz. Safiyye ile evlenmeleri olayıdır. Güya Hz. Peygamber bir savaşta esir olan Safiyye adında bir kadına: “Benimle evlenirsen seni serbest bırakırım” diye bir teklifte bulunmuştur. Oysa olayın gerçek yüzü şöyledir:

Yahudilerle Müslümanlar arasında bir savaş olur. Savaşı Müslümanlar kazanır. Savaşta esir olan Yahudilerden olan Safiyye’ye Hz. Peygamber: “Sana bir teklifim var: Kabul edip etmemekte serbestsin. Kabul etmezsen mallarını alıp gidersin. Yok eğer bu teklifimi kabul edersen, Müslüman olur yanımda kalırsın. Sana evlenme teklif ediyorum!..” Hz. Peygamber’in teklifini özgür ve hür iradesiyle değerlendiren Safiyye; kendi hür iradesi (isteği) ile teklifi kabul eder ve Hz. Muhammed’in yanında kalır. Bunun üzerine Müslümanlar: “Biz annemizin akrabalarını esir etmeyiz“ diyerek, esir aldıkları tüm Yahudileri serbest bırakırlar. Yahudiler de bu gelişmeler üzerine İslâm’a girerler.

İftiracılar iki maddeden oluşan teklifi tek maddede birleştirerek aktarırlar: “Benimle evlenirsen serbestsin!” Koskoca Hz. Peygamber’in böyle seçme hakkı tanımayan bir muamele yapması hiç inandırıcı değil.

İslâm’da Hz. Peygamber’in evliliklerinin nedenleri olduğu inancı hakimdir. Burada da öyle. Buradaki hareketi sonucu Yahudiler aleyhine olası bir duruma karşı müslümanlara mesaj verilmiştir. Ayrıca esirlere, cariyelere değer verilmesi mesajı verilmiştir.

Ayrıca doğru bilinen yanlış olarak bir de şu konu vardır: Hz. Muhammed’in cinsel gücü ile ilgili söylentiler; bunlar hurafedir.

 

“Cariye ne demektir? Cariyelerle cinsel ilişki kurulabilir mi? Cariye konusuna, Kur’an ve Sünnet doğrultusunda yepyeni bir açılım getirilmiştir…” için 2 cevap

  1. Ayşe dedi ki:

    Bu konunun ele alınıp açık seçik anlaşılır biçimde anlatılmış olmasına çok sevindim…
    birkaç kişi bir araya gelip sohbet konusu da İslam olunca direnen tarafların kaçıp sığındığı konu olmuştur hep.
    İnşallah bu bilgiler çok kişiye ulaşabilir…. 

    • emrah ergen dedi ki:

      Amin Kardes, Allah bizi sahte ve uydurma hadislerden korusun, seytanin en büyük düsmani bizim efendimizdir ve seytan uyumuyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir