Bir Ateist, Teist ve Agnostik iken; Tek Allah’a yönelen dosttan mektup var…

28 Ağustos 2011, İnsan, Yaşam ve Sağlık, 4 Yorum »

|

Bir Ateist, Teist ve Agnostik iken; Tek Allah’a yönelen dosttan…

Anı Tadında Bir Deneme Yazısı

 

Cengiz PALACAN
(Araştırmacı – Düşünür – Yazar) 

 

Sevgili dostum Sadık ağabeyim;

 

Cengiz Palacan Seninle ortak dostumuz Ramazan vasıtasıyla tanıştım ki bu nedenle yani seninle tanışma olanağını bana sunduğu için öncelikle ona da en derin şükranlarımı sunmak isterim.

Sevgili dostum ben inanç olarak öncelikle ateist (Tanrı tanımaz), sonra Teist (Tanrı’ya inanan ama kutsal kitapların Tanrı’nın vahyi değil yazıldıkları dönemin zeki insanları tarafından oluşturulduğunu savunan ideoloji), en sonun da Agnostik (bilinemezci – Tanrı var ya da yok diyebilmek için elimizde yeterli kanıt yok diyen ideoji)’ye inandım.

Fakat ateist iken bile başım sıkıştığında “Allah’ım bana yardımcı ol” şeklinde kimseye görünmeden gizli gizli dua da ediyordum . İşte bu durum içimde bir yaratıcının var olduğuna ilişkin özümde bir kök olduğunu bana zaman zaman anımsatıyordu.

Bu aşamalarda da Kur’an’ın değişik meallerini de okuyordum. Ama bana göre bir şey eksikti. Mesela Ömer Hayyam’ın aşağıdaki dörtlüğü hep kafamı karıştırıyordu :

‘‘Öldürmek de yaşatmak da senin işin,
Bu dünyayı gönlünce düzenleyen sensin,
Diyelim ki ben kötüyüm, kimde kabahat,
Beni böyle yaratan sen değil misin?‘‘

Öyle değil mi? Eğer herşey, insanın kaderi daha insanoğlu henüz embriyo halindeyken yaratan tarafından belirleniyorsa bu noktada insan yaptıkları kötülüklerden nasıl sorumlu tutulabilirdi ki, bunun uzantısı olarak cehenneme ne gerek vardı =  Aslında Hayyam yukarıdaki dörtlükte bu olguyu son derece çarpıcı bir biçimde ifade ediyordu.

Belki de Hayyam; “Biz istediğimizin kalbini mühürleriz” şeklinde hatırladığım ifadeden yola çıkarak bu dörtlüğü yazmıştı .

Fakat sonra senin Kur’an Mealin ile tanıştım ki, Meal’in başlarında inanır mısın sarsıldım. Çünkü; “Aklın ve Bilimin Işığında” ifadeleri birdenbire ilgimi çekti.

Çünkü yüce dinimizle ilgili çalışmalar yapan bazı cemaat mensupları bana göre; “Akıl korkusu hastalığı”na yakalanmışlardı ve bu hastalığın tedavisi de çok zordu.  Bu kronik hastalığa yakalananların temel öncülleri şu şekilde idi:

a-     Kuran hidayet sahibine indirilmiştir,

b-    Hidayet sahibi ise peygamberimizdir.

Bu öncüllerin oluşturacağı sonuç ise Aristo mantığı ile şu olacaktı kaçınılmaz olarak:

 

Sonuç: Bu durumda biz insanlar Kur’an’ı tam olarak anlayamayız. O zaman ne yapacağız? “Allah dostları”na sığınacağız. Onlardan Kur’an’ı anlayacağız.

Ben bu ilkel mantıkla karşılaştığımda hemen aklıma Hristiyanlıktaki ruhban (aracı sınıf) geliyordu ki anımsanırsa bu sınıf cennetin anahtarını bile ranta çevirmişlerdi.

Senin; “Dileyeni dilediği konumda bırakırız” şeklindeki ifaden bile kafamın içindeki çelişkileri ortadan kaldırdı.

Sonra senin Meal’in ile tanışmam sonrası bilincine vardım ki, bazı gruplar; -bilinçli ya da bilinçsiz- Kur’an ile aramıza duvarlar örmeye çalışıyorlardı.

Bu noktada çok çarpıcı bir olaya değineceğim. Amerika’da azılı bir ateist var, ismi Sam Harris. Bu adam çok etkili ve de “The end of Faith” (İnancın Sonu) isimli bir kitabı var. Bu kitabın temel tezi, Müslümanların kutsal kitabı Kur’an’ın zorunlu olarak Müslümanları terörist yaptığı .

Bir gün Sam Harris bir kilisede bu tezlerini desteklediğini düşündüğü bir argümandan söz ediyor. Diyor ki özetle; “Nisa Suresi 104 ncü Ayeti okuyan bir Müslüman kafirlerden nasıl nefret etmez?!”

Fakat orada bir Türk (bilim insanı) çıkıp diyor ki Sam Harris’e; “Bakın bu Sure var ama İslamiyetin başlangıç dönemlerinde Mekkeli Müşriklere karşı savaşması için Allah tarafından vahyedilmiştir. Fakat daha sonra; “Sizi yerlerinizden etmeyen kafirlere karşı adaletli davranın” mealinde bir Ayet’in olduğunu da belirtmiştir.

 

İşte bu Türk vatandaşımız; Sam Harris’in argümanını nasıl yerle bir ediyor?! Senin özellikle Mealinin Sunuş yazısında vurguladığın:

a-     Kuran’ı iniş sırasına göre okumak,

b-    Kuran’a bütünlüklü olarak bakmak,

c-     Bir Ayet’in öncesi ve sonrasındaki Ayetlere de bakmak.

Tarzında formüle ettiğin metodoloji sayesinde yerle bir ediyor…

Eğer bu vatandaşımız; “Kur’an hidayet sahibine indirilmiştir” hipotezine bağlı kalsaydı, nasıl Sam Harris’in argümanını yok edebilirdi?

Sadık abi, sonuç olarak beni Kuran ile yeniden barıştırdığın daha doğrusu onu anlamama yardımcı olduğun için sana sonsuz teşekkürler .

İyi ki varsın, varlığınla insanları aydınlatmaya devam etmen dileklerimle!..

 

 

 

“Bir Ateist, Teist ve Agnostik iken; Tek Allah’a yönelen dosttan mektup var…” için 4 cevap

  1. Çok değerli dostum; kıymetli kardeşim ve Araştırmacı kişiliğin için de Ağabeyim diye hitap etmek istiyorum.

    Öncelikle bu hem ilmî, hem aklî ve hem de kalbî mektubun için son derece mutlu oldum; senin adına…

    Ve beni çok duygulandırdın…

    Allah ki kendi uğrunda/yolunda araştırma yapanları mutlaka dosdoğru yoluna ileteceğini/ulaştıracağını vadetmektedir.

    İnan BENDEN kaynaklanan bir şey yok.

    Sen istedin, sen bu uğurda araştırmalar yaptın ve senin Rabbin de senin yolunu açtı…

    Allah’ın adıyla mealen;

    «23. ŞİMDİ SEN, arzusunu ilâh edinen
    ve
    Allah’ın bilgisi dahilinde kişiyi kendi sapıklığında bıraktığı;
    işitmek istemeyen,
    düşünmekten kaçan,
    görmek istemeyen kimseyi gördün mü?
    Artık Allah’ı dinlemedikten sonra onu kim doğru yola iletebilir?
    Hâlâ düşünmüyor musunuz?
    24. Dediler ki: “Hayat, sadece bu dünya hayatımızdır!
    Ölürüz ve yaşarız.
    Bizi zamandan başkası yok etmiyor!”
    Oysa bu konuda onların hiçbir ilimleri yoktur.
    Onlar sadece zannediyorlar/tahmin yürütüyorlar.
    25. Açık açık ayetlerimiz onlara okunduğu zaman onların delilleri;
    “Eğer doğru sözlüler iseniz atalarımızı getirin”,
    demekten başkası değildir.
    26. De ki: “Allah size hayat veriyor, sonra sizi öldürüyor.
    Sonra da,
    hakkında şüphe olmayan kıyamet gününde sizi toplar.
    Ama insanların birçoğu bilmiyor.”» [CASİYE SURESİ’nden]

    «88. SİZE ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız?
    Allah onları yaptıkları işlerden dolayı baş aşağı ederek
    eski konumlarına döndürmüştür.
    Allah’ın, kendi sapıklığında bıraktığı kimseyi,
    zorla yola getirmek mi istiyorsunuz?
    Allah kimi (yanlış hayat tarzını seçenleri) sapıklığında bırakırsa,
    sen onun için çıkış yolu bulamazsın.» [NİSA SURESİ’nden]

    «94. EY İMAN EDENLER!
    Allah; saldırganları/teröristleri etkisiz kılmanız için,
    savaşa izin verdiğinde;
    sefere çıkmadan önce gerekli araştırmayı yapın.
    Size selam veren (barış öneren) kimseye,
    dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek;
    “Sen mümin değilsin” demeyin.
    Allah katında pek çok ganimetler vardır.
    Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu.
    Onun için iyice araştırın.
    Çünkü Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.» [NİSA SURESİ’nden]

    «(…) Şüphesiz ki,
    bir kavim kendi durumunu değiştirip düzeltmedikçe
    Allah onların durumunu değiştirip düzeltmez.(..)» [RAD SURESİ’nden]

    «30. Bir kısmı (doğruyu araştırarak) hidayete ulaştı.
    Onların bir kısmına (suçlularına) da sapıklık hak oldu.
    Şeytanları,
    Allah’tan başka evliya/veliler/dostlar edindiler.
    Ve kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanıyorlardı.» [ARAF SURESİ’nden]

    «8. KÖTÜ AMELİ kendisine süslü görünen ötekiler gibi olur mu?
    O, yaptığı kötülüğü iyi sanıyor.
    Muhakkak ki Allah;
    (sapıklığı) dileyen/tercih eden kimseyi sapıklıkta bırakır
    ve
    (hidayeti) tercih eden/dileyen kimseyi de doğruya iletir.
    Öyleyse, onlar hakkında üzüntüye kapılma!
    Gerçekten Allah onların yapıyor olduklarını en iyi bilendir.» [FATIR SURESİ’nden]

    «4. BİZ HER RASÛLÜ/ELÇİYİ,
    mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik ki,
    onlara iyice açıklasın.
    Bundan sonra Allah;
    (sapıklığı) isteyen/dileyen kimseyi sapıklığında bırakır,
    (hidayeti/doğru yolu) isteyen kimseyi de doğru yola iletir.
    O güçlüdür, doğru hüküm/karar verir.» [İBRAHİM SURESİ’nden]

    «272. Onları hidayete erdirmek sana ait değildir.
    Fakat Allah dileyeni (gereklerini yerine getireni) hidayete erdirir.» [BAKARA SURESİ’nden]

  2. Sadık TÜRKMEN dedi ki:

    Bir konuya işaret etmeyi unuttum:

    «Belki de Hayyam; “Biz istediğimizin kalbini mühürleriz” şeklinde hatırladığım ifadeden yola çıkarak bu dörtlüğü yazmıştı.»

    Biz; bazı Meal sahiplerinin KALBİ MÜHÜRLEMEK olarak verdiği manâyı, şöyle çevirdik:

    «Allah da kalplerini huzursuz kıldı.
    Artık başlarına geleceği bilmezler.» [TEVBE SURESİ’nden]

    Kalbi mühürlenenlerin daha artık açılması mümkün olamazdı. Oysa Allah her zaman tövbeyi bir açık kapı olarak bırakmıştır. Çünkü bazı insanlara şeytan vesvese vererek Allah’tan özür dilemelerini/tövbe etmelerini istemez.

    Allah kullarına karşı muhteşem derecede merhametlidir. Kim ne kadar günah işlerse işlesin; gerçekleri gördüklerinde BİR ÖZÜR DİLEMELERİ yeterlidir, affolunmaları için…

    Dolayısıyla BİZİM MEALİMİZDE: “Onların kalplerini mühürledik” deyimini bulamazsınız…

  3. Cengiz Yıldız dedi ki:

    Öncelikle esselamün aleyküm sayın abilerim.

    Kader ve kalp mühürlemeyle ilgili bu kardeşinizden de naçizane birkaç yorum okursunuz inşallah.

    Peygamber efendimiz’in (s.a.v) dört şeyle ilgili fazla konuşmayın dediği şeylerden birisi de bu kader meselesidir.
    Yaradılan her şey biz insanların kolaylıkla idrak edemeyeceği şekilde tuhaf bir denge üzerine kuruludur. Gece ve gündüz, itme ve çekme, ying ve yang, tabi ki kadın ve erkek ve daha bir çok örnek. Kolay anlayamayız, fazla düşünmek de iyi değildir. Ziya Paşanın dediği gibi

    İdraki meali bu küçük akla gerekmez
    Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez

    Gelelim kader meselesine. Kader ve irade de o dengelerden birisidir. Rüzgar önünde savrulan yaprak gibiysek irade nerde kalıyor? Çoğu kişi böyle düşünüyordur.

    Konuyu değiştirip birkaç soru soracağım. Değerli bir abimiz 1turk yazılımının hangi komutta neler yapacağını biliyor mu? Evet. 1turk yazılımının neler yapabileceğini, yapamayacağını, sınırlarını biliyor mu? Evet. Neden? Yazılımı kendisi yaptı, yazılımın kaderini kendisi yazdı çünkü.

    Birkaç gökbilimci öğrendikleri basit bir ilimle güneşin saat kaçta doğacağını bilip takvim yapraklarına yazıyorlar. Güneş, onlar o saati yazdıkları için mi o saatte doğuyor? Tabiki hayır.
    Tekrar gelelim kader meselesine.

    Allah (c.c) yarattığı kullarının sınırlarını, neler yapabileceklerini, yapamayacaklarını biliyor mu? Evet. Kaderimizi de bu sınırlar içerisinde belirlemiştir.

    Bazı şeyler belirlidir, değiştirilemez. Doğum, ölüm vs.

    Elimize bir kağıt alıp ortasına yatay bir çizgi çizelim. Yukarı taraf iyi, aşağı taraf kötü olsun. Kağıt da sınırlarımız olsun. Çizin şimdi kaderinizi? Doğduğumuzda o çizgi üzerindeyizdir. Zamanla Allah’a (c.c) yaklaştıkça yukarı doğru çıkarız. Allah’tan (c.c) uzaklaştıkça aşağı doğru ineriz. İşte irade burda devreye giriyor. İnsan meleklerden daha üstün ve hayvanlardan daha aşağı olabilen tek varlıktır. Peki, bunu belirleyen Allah (c.c) mıdır? Hayır. Eğer bunu yaradan belirleseydi herkesi cennete alırdı. Allah (c.c) hiçbir yarattığına sahiplikle seslenmez. Ey cennetim, ey meleklerim, ey hayvanlarım vs. demez. Ama biz insanlara Ey kullarım diye seslenir. Bunun bizim için yeterince şerefli bir olay olması gerekirken irademizi yanlış yöne kullanabiliyoruz. Yine kullarına anne şefkatinden daha şefkatli olduğuna dair ayet yok mudur? Hakkımızda böyle düşünen yaradan cehheneme gitmemizi ister mi?

    Ama bunun tercihini bize bırakmıştır. İşte bu bizim irademizdedir.

    Kader olarak belirlenen şey ise yaradan neler yapacağımızı bilir. Seçenekler sunar. Bunu yaparsan bu olur, bunu yaparsan bu olur. Biz irademizle hangisini seçersek onu yaşarız.

    Satranç oyunu gibi. Farz edelim ki ben 10 hamle sonrasını tüm ihtimalleriyle hesaplayabiliyorum. 11 hale sonrasını hesaplayabilen birisini yenebilir miyim? Kesinlikle hayır. Peki sizce Allah (c.c) kaç hamle sonrasını tüm ihtimalleriyle hesaplıyor?

    Değerli abilerim. Bana göre kader olayı budur.

    Kalp mühürleme olayı. Allah kimsenin kalbini mühürlemez. Yukarıda da söylediğim gibi kimsenin cehenneme gitmesini istemez. İnsanlar kendileri seçer, kendileri kalplerini mühürlerler. Hidayet Allah’ın (c.c) elindedir ama onu arayana, isteyene verir.

    Hz. Mevlana’ya sorarlar:

    Kişinin değeri nedir?
    – Aradığı şeydir!

    Eğer sen, can konağını arıyorsan, bil ki sen cansın.
    Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan, sen bir ekmeksin.
    Bu gizli, bu nükteli sözün manasına akıl erdirirsen, anlarsın ki
    Aradığın ancak sensin, sen.
    Madendeki inciyi aradıkça madensin.
    Ekmek lokmasına heves ettikçe ekmeksin.
    Şu kapalı sözü anlarsan, anlarsın her şeyi;
    Neyi arıyorsun, sen osun.
    Senin canın içinde bir can var, o canı ara!
    Beden dağının içinde mücevher var, o mücevherin madenini ara!
    A yürüyüp giden sufi, gücün yeterse ara;
    Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara.

    şeklinde cevap verir. İnsan ne isterse ona ulaşır, o verilir ona. Ayrıca tövbe denen bir kapı vardır ki güneş batıdan doğuncaya kadar sonuna kadar açıktır. Ne kadar günah işlenirse işlensin tövbe edildiği zaman günahlar silinir bu da yetmiyormuş gibi günahlar sevaba çevrilir. Meyhaneye gitti yazısı silinir camiye gitti yazılır.

    Kısacası insanın başına ne gelirse, hepsinin sebebi kendisidir. Kimseye isyan etmesin boşuna. Namaz kılmaz, oruç tutmaz, her türlü günahı işler sonra da der ki niye mutsuzum? Bana çok komik gelir bu durum. Tek şey söylerim bu insana camiye dikey gel, yatay olarak zaten geleceksin. Herşeyin ilacı zaman değil tersidir.

    İnşallah bu kardeşinizin naçizane yazısını okuyup eleştirirsiniz. Yaradan’a emanet olun abilerim.

  4. Tek kelimeyle muhteşem, diyebilirim… Bu CENGİZLER hep böyle mi düşünmeye başladım… Araştırmacı, düşünür, analizci, sentezci; ne güzel tertemiz, arı duru bağlantılar kurulmuş: SİZİ TEBRİK EDİYORUM Cengiz YILDIZ kardeşim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yorumlar