17 Ağustos 1999, Depremi Yaşadığım Gün…

24 Ekim 2011, Elektronik Günlük, Yorum Yok »

Günlüğümden Seçmeler
17 Ağustos’tan birkaç gün sonra kaleme alınmıştır.

 

Sadık TÜRKMEN (2010) 17 Ağustos 1999, Avcılar/İstanbul:

DEPREMİ YAŞADIĞIM GÜN…

|

~ Bugün gece 02.00’ye kadar kitap okudum.

Biraz uzanayım dedim.

Uyku ile uyanıklık arasında birden karyolam çok şiddetle sarsılmaya başladı.

Peşinden müthiş bir uğultu.

Kulakları sağır eden biçimde.

Eşime, birazdan geçer dedim.

Geçmedi.

Şiddetlendi.

Hemen çocukların odasına koştuk.

Seyyid Kutub’u (küçük oğlum, henüz o zaman 3 yaşında; bugün 20 yaşında) kucağıma aldım.

Uyuyordu.

Uyandı.

Dışarı çıkmak istedik.

Üçüncü kattayız.

O ne?

Aman ya Rabbi!

Bacaklarımın bağı çözülmüştü resmen.

Adım atamıyorum.

Eşim hepten gitti.

Ben de öyle.

Ancak çocuklarım ve eşime güç vermek adına bunu belli etmeden, onları yatıştırmaya çalışıyordum: “Geçer birazdan!” diyerek.

 

Alttan yukarı doğru defalarca “Küt, küt!” diye müthiş bir darbe!

Tamam dedim; “Esma hanım, Çocuklar: Sanırım Kıyameti yaşıyoruz.”

Hakkınızı helâl edin, helâlleştik.

Allah’a müthiş bir yakarışla yakınlaştık.

Ayetler okuyordum.

Ailemi sakinleştiriyor, ölüme hazırlıyordum.

O an’ı hiç unutamıyorum.

Allah, herşey ile bizi kuşatmıştı.

O’nun gücüne yakinen boyun eğmiştik.

Herşeyimizle bunu hissediyorduk.

O an, yaşamım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyordu: ‘Allahım affet, bağışla beni! Hiçbir şey yapamadan huzuruna gelmek ne acı! Beni affet, beni bağışla ya Rabbi!”

Çok içtenlikle dudaklarımdan sürekli dökülen dua buydu, aileme de sürekli dua etmeleri, bağışlanma dilemelerini tembih ediyordum.

Sarsıntı durmuyordu.

Çocuklar bağırışıyor, ağlıyorlardı.

Ben içimden ağlıyordum.

Aslında biz de çocuklarımızla birlikte ağlıyorduk.

~ “Tamam çocuklar, durmayacak galiba, birazdan bina yerle bir olacağa benziyor. Allah’a yönelin. La İlahe İllallah, deyin. Şüphesiz ki O’ndan geldik yine O’na gidiyoruz. Sorun yok!” diyordum.

 

Aman ya Rabbi!

Bu kısacık zamanda, 44-45 saniyede yeniden bir ömrü (39 yılımı) yeniden yaşadım.

Hatta belki 2-3 katı daha fazla bir zamanı.

Bitmiyordu bir türlü.

Duvarlar sarsıldıkça patlıyordu.

Kapılar da öyle.

Sonra nasıl aklettiysek, belki holde olduğumuz için, çelik kapı olan dış kapıyı zorla açmışız, ancak; aşağıya inmek için dizlerimizde derman kalmamıştı.

Çökekaldık öylece!..

Aynen ayeti yaşıyorduk: “Dizleri üzere çökekaldılar!”

Üç çocuğumuza eşim ve ben sımsıkı sarılmış dualar ediyorduk.

Birbirimize dualar ile güç veriyorduk aynı zamanda.

Çelik kapı açıktı.

Birden uğultu kesildi.

Hemen ardından sarsıntı durdu.

Fırsatı değerlendirelim dedik, merdivenlere koştuk.

Küçük oğlum hâlâ kucağımda…

 

Kendimizi aşağıda bulduk.

Mahallemiz ve Avcılar ana baba günü.

Her taraf toz bulutu.

Çevremizde bir fabrikada büyük bir yangın çıkmış, bulut ve alev göğe yükselmiş.

O an gökyüzüne kafamızı çevirdiğimizde, tam tepemizde UFO’ya benzer, dairesel dönüşler yaparak İzmit, Gölcük tarafına doğru ilerleyen bir cisim gördük.

Herkes yukarı ile ilgileniyor, birbirine gösteriyordu.

Çevremizde binalar, apartmanlar yıkılmıştı.

Bizim sıra halindeki 7 site ve binamız ayaktalardı.

O an, yalnız Allah’a yönelmiş ve; “Ey Rabbim! Aslında biz yaşamıyoruz. Biz öldük! Sen ki bizi yeniden dirilttin! Çevremiz yokolmuşken bizi yeniden dirilttin… İnanıyorum sana Ey Allahım! Sen ki bize biraz daha mühlet verdin. Bizi, kendimize gelelim, seni tesbih edelim, bu insanlığa seni yüceltelim, dinini ikame edelim, diye bize biraz daha mühlet tanıdın”, diyerek teselli ediyordum kendimi.

Sana sonsuz şükürler olsun!

 

O an aklıma Ramazan Koyuncu diye bir arkadaşım vardı Fatih’te, onu aramak geldi.

Ama telefon bir türlü düşmüyordu.

Eğer yaşıyorsa; Rabbimizin bize yeniden, biraz daha mühlet verdiği inancımı paylaşmak istiyordum.

Uzun bir müddet sonra cepten ulaşabildim: O da bana, aynı şeyleri düşündüğünü ve benimle eğer yaşıyorsam aynı şeyleri paylaşmayı düşünmüş. Zaten, bu anlayışı Kur’an vermekte.

İmanımız bir kat daha arttı böylece.

~ Dedim: “Ramazan kardeşim, kendimizi yeniden, yeniden gözden geçirmeliyiz. Bu uyarıyı dikkate alıp kendimizi, inancımızı, düşüncelerimizi sorgulamalıyız. Rabbe yönelen muhlis kullardan olarak, O Yüce Yaratan’a kulluğumuza daha bir özen göstererek, gece demeden, gündüz demeden hizmet etmeliyiz” dedim.

~ “Evet, kesinlikle!” dedi…

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yorumlar